PDA

Grafik Görünüm : Bilinçaltı Korkuları-Çekim Yasası



reikevs
23-07-2009, 16:19
Neye inaniyor isek oyuz.
Neye inaniyor isek onu yaşarız.
Neyden ve nelerden korkuyorsak, karşımıza korkularımızla ilgili olaylar çıkar.
Biz kaçtıkça, görmezden geldikçe, o sürekli burdayım mesajini verir. Taa ki yüzleşene kadar.
"Zor" dedigimiz herşeyi yaşarız.
"Hayat çook zor" diyorsak, zorluklarla dolu bir hayatımız olur.
"Geçinmek çok zor" diyorsak, hep maddi sıkıntılarımız olur.
Yaşlı büyüklerimizi düşünün. Hele vesveseli olanlari. Hiçbirşeyleri olmasa da sürekli biryerleri ağrır ve durmadan yakınırlar. Öyle ki, kendileri de inanmaya başlarlar buna. Çünkü Düşündükleri şey olmuşlardır.
Düşüncelerimiz neyse oyuzdur.

Bulundugumuz kainatta, "Çekim yasası" "Benzer benzeri çeker" kanunları geçerlidir. Bilim böyle diyor ve bununla ilgili milyonlarca deney var.
Yer çekimi, atomlar arası ve atom alti partiküller arasi çekim, cisimlerin birbiri arasindaki çekim... vs.

Kendini sürekli ispatlamaya çalışan biri, hayatı boyunca kendini ispatlayacagi olaylar yaşamaya başlar. Kendi dogrulugunu kanıtlamak istedikçe, hep benzer olaylarla karşılaşır.

Çünkü çekim yasası sadece atomlarda, maddi fizik kainatta geçerli degildir. Düşüncelerimiz enerji ise, enerji de maddenin özünü oluşturuyorsa, düşüncelerimiz de maddedir.
Ve her düşüncemiz, benzerini çekecektir. Çünkü kanun böyledir.

"Aklıma gelen başıma mı geliyor" yoksa, "olacak olan mı malum oluyor" kelimeleri aynı kapıya çıkar aslında.
Her ikisi de, temelinde, benzer benzeri çeker kanunuyla gerçekleşiyor.

İlişkilerinde hep terslikler ve ayriliklar yaşayan kişileri bir dinleyin.
"Beni sevmiyordu ayrıldım" (sevilmeme korkusu), "Beni istemiyordu bitti." (istenmeme korkusu),
"Hep işi vardi" "Beni aralarina almiyorlar". "Kimse beni dinlemiyor" (yalnizlik korkusu).

Bu tip korkular, aslinda çok derinde bilinçaltinda yatan korkulardir ve düşüncelerimizin temelini oluşturur. Bilinçaltindaki korkular, bizi yönetir ve onlari asla farkedemeyiz. Çünkü farketmek istemeyiz, böyle rahatızdır ve kimse rahatının bozulmasını istemez. "Uyku hali" "uyuma" budur.

Farketmedigimiz için, radyo yayini gibi sürekli yayin yaparlar, bizi olumsuz düşünceye ve davranişa iten her türlü hareketi ve olayi yaratırlar. Ve artik biz "ZAN"larla hareket etmeye başlarız.
Zannederiz. Bu "zan"lar da hayatımızı, ilişkilerimizi mahvetmeye başlar. Zihnimizde hep kuşku, önyargi, peşin hükümleri tetikler.
Ve artik kendi beynimizin içinde oluşan dünyada yaşamaya başlarız. Gerçeklerden uzak korkularin ve zan ların yönlendirdigi bir sistem oluştururuz.

Belki bu bizi uzuuun yıllar rahatsız etmez, taa ki, 30-40'lı yaşlarda, bıkkınlık ve bu tip düşünceleri fark etme ve artik terk etme zamaninin geldigini düşünene kadar.
Bundan sonra da iç hesaplaşmalar, kendini ayna gibi görmeler, kendini farketmeler başlar. "Uyanma", dedigimiz olay budur işte. Yani "Kendini Bilme". yolunda ilk adımları atmaya başlarız.

Arayışlar içerisine gireriz. Ve gerçek huzurun mutlulugun dışarıda degil kendi "İçimizde" oldugunu fark ederiz.
Aslinda tamamen herşey kendimizizdir. Ve merkeze dogru yolculuk başlar. Öze dogru, asl olana dogru. Kendi merkezimizi keşfetme yolunda olaylar başlar. Ve bu olaylarin üstesinden gelmek, uyaniş ve kendini bilme hiç de kolay olmayacaktir.
Çok acı, acıtan, zor olan fakat bir o kadar da huzur veren yola girmişizdir. "insanin en büyük savaşı kendiyle olandir" işte budur.

reikevs (kevser Yalcin)

Kasseria
23-07-2009, 22:09
Çok acı, acıtan, zor olan fakat bir o kadar da huzur veren yola girmişizdir. "insanin en büyük savaşı kendiyle olandir" işte budur.

Teşekkürler...
:flowers:Bu aynı zamanda Peygamberimizin ''büyük cihad'' diye tanımladığı durumdur...:kalp::kalp::kalp:

mySoul
24-07-2009, 08:20
Dünyada enerjiler 2 kaynaktan oluşuyor. Aslında bu 2 kaynak enerjide 1 temelden
çıkıyor. Bunlar SEVGİ ve KORKU dur.
oluşturdukları alanlarda buna göre etkiler.
Biz SEVGİ odasına girebiliriz yada KORKU odasına girebiliriz.
Hangisini seçersek o odadaki etki alanına maruz kalır o enerjilerle dolar
o enerjilerin getirdiği çektiği enerjilerle karşılaşır ve bu şekilde sürdürürüz.
Bilmemiz gereken şey ise;
istediğimiz an SEVGİ yada KORKU odasından çıkabileceğimiz
ve diğer odaya geçebileceğimizdir. Bunu imgeleyin...

Bu imgelemede her ikisinin neler hissettirdiğini deneyimlersiniz.

hissettiğimiz şeyler duygu olarak kayda alınıyor ve bu bedende
titreşime dönüşüyor.

bu kez aşağısı yukarıya doğru tırmanıyor ve zihni ele geçirerek
aura alanını kapsıyor.

zihinde doğr yolda giderken hissiyat ve duyguda yanlış yolda gidersek
blokajlar kurarız.

ve bunlar bizi tıkayarak tıkanmanın olduğu bölge ve çakra dolayısıyla
etrafında ve yönetmiş olduğu organ gruplarında "hasta" yani enerjisi bozulmuş
bir hal alır.

Tedavi her zaman mümkün ve hemen mümkün..
inanmaya bile ihtiyacımız yok aslında, sadece olmasına izin verelim.

olmasına izin vermek imgelenmeyle olur.
hemen imgelersek ne kaybederiz ?
hiçbirşey...
sayfalar dolusu okumalar artık pratiğe dökülmeli....
kaybedecek hiçbirşey yok.
dolayısıyla "korku" heleki iyileşmek için bedendeki çalışmayı engelleyen
değişim korkusu oldukça saçma değil mi ?

Bir çok insan hastalıklarına alışıyor ve o şekilde yaşamayı kabul ediyor.
Bunu bir düşünün...

kuantum
24-07-2009, 08:23
çekim yasasını çok net anlatan önemli bir yazı teşekkür ederiz..

bahar967
24-07-2009, 14:48
gecenin ardından güneşin kıymetini bilmek gibi korkulardan kurtuldukça, varoluşun keyfini çıkarmak ve hayatı daha hafif ve mutlu yaşamak mümkün.

berlinli gül
24-07-2009, 21:27
Richard Gordan nasil basladi ?

1978 de Richard Gordon."the polarity experience" kitabinin imza gününde
bir arkadasi onu yakinlarda olan bir seminere götürmek ister.
Gittikleri seminerde Bob Rasmusson omirilik düzeltilmesi hakkinda bir gösteri mahiyetli seminer vermektedir.
Bu gösteri Richard`i cok etkiler ve Bob`la tanismak icin kollari sivar.
Kisa sürede tanisir arkadas olurlar. Bir TIP doktoru olan Bob,
konferanslarla sifa konusunda yeni bir cigir aciyordu o günlerde.
Ilerleyen arkadaslik iliskileri sonucu Bob yasadigi deneyimleri ve ögretilerini
Richard`la paylasir ve kendisi öldükten sonra bu akimi devam ettirmesini ister Richard`dan. O günlerde Bob`dan ögrendigi her seyi kaleme almaya
baslar.

Bob`in safra kesesi
Bir sabah Bob, Richard`i arayarak, safra kesesi krizi gecirdigini ve
los Angeles`te hic tanidik sifaci olmadigini söyleyerek yardim ister.
Richard bütün planlarini iptal ederek yola koyulur .7 saatlik yolculuktan sonra
Bob`in oteline varir, Bob yataktadir. Doktorlarin ameliyatla safra kesesini
almak istediklerini kendisininde bu fikre karsi oldugunu anlatir.
Richard seansa baslar enerji akmaya baslamistir. yaklasik birbucuk
saat sonra Bob`in agrisi gecer.Bob kalkip banyo yapar kendisini iyi
hissettigini söyler. Richard o aksam geri döner. Bob`in bir daha safra
kesesi sorunu yasamadigini 13 sene sonra ögrenir.Bu 13 sene görüsmedikleri icin degil ikisininde enerjiye güvenlerinin tam oldugu icindir.
ALINTI

özsel
24-07-2009, 22:05
sagol emegine saglik

berlinli gül
24-07-2009, 23:01
Rezosans "Titresim"

Degisik frekanslarda olan iki cismin biribirlerine enerji transferi yaparak
ayni frekansa girmelerine olanak saglayan itici güctür titresim.Insanlar
dahil yasamda yer alan her sey "Galaksilerden atom alti parcalarina kadar"
titresimin`gücüyle hareket eder.
En kolay tarifiyle Kuantum-dokunus, iki degisik enerji frekansina sahip
bedenin bir araya gelip , enerjisi düsük olanin yüksek olana uyumlanarak
sifa sürecini baslatmasidir diyebiliriz.
Basit gibi görünen titresimin islevinde gercek gizem ve mucize vardir,
her sey ve herkes onu gücüyle hareket eder.
Karsilikli duvarlara asilan eski tip sakracli saatleri degisik yönlere dogru
calistigimizda bir kac gün icinde uyumlanip ayni yöne hareket etmeye
basladiklarini görürüz. Duvarin enerjiye kanalligi ile saatler birbirine
uyumlanmistir.
Buna benzer baska örnek ,sicak bölgelerde agaclara toplanan ates
böcekleri düzensizce yanip sönerler,
Iki sey farkli frekanslarda titresiyorlarsa, ya düsük olan titresim

yükselecek,ya yüksek olan düsecektir, veya ortada bulusacaklardir.
Kuantum dokunus uygulayicisi , beden farkindaligi ve nefes tekniklerini
kullanarak titresimlerini cok yüksek frekansa cikarmayi ögrenmislerdir.
Ellerini agrili bölgeye uzattiklarinda o beden yüksek frekansa uyumlanacak ve sifa sürecini baslatacaktir
"ALINTI"

reikevs
26-07-2009, 15:20
neo38 cok guzel bir paylasım. Teşekkur ederim.

Mutluluksa nedir hala anlamadım işin doğrusu.Ya vardır ya yoktur.Ne önemi var ki.

Masallardaki son gibi. Bir omur boyu mutlu yasadılar.......
Ama yasam masal degildir.

Mutluluk anlıktır. O an yasadıgınız coşkudur sevinctir. Bir omur boyu surmez suremez. Yasam boyu an be an bizimledir.
"Hayatim boyunca hiç mutlu olmadim, hiç gün yüzü görmedim" diyen insanlar yaşadiklari anlari kaçırmışlar demektir.
En yalniz, en fakir, en çaresiz insanlarin bile hayatlarinda mutlu olduklari anlar mutlaka olmuştur, vardir.

Evladinin basarisina sevinmek mutluluktur, yasgunu kutlamak, cocugunuzun olması, isteki basari, terfi, yeni alınan konut, esya, aile ile yapilan kahvalti, sevdiklerinle geçirdigin bir hafta sonu, tatil, güneşin batişini seyretmek, özel günlerde armagan edilen çiçeklerin verdigi mutluluk... vs...

Dikkat edin her mutluluk coskusundan sonra bir mucadele baslar. Acısıyla tatlısıyla... Dengelenir yasamlar. Hep mutluluk tarafı agır basmaz. Denge olmak zorunda. Dualite dunyadındayız. Her turlu ikilemi yasiyoruz cunku, tekamul bu.

Fakat ic huzur omur boyudur. Şuurlu idrakli yasamı kabullenmek. Bilerek, hissederek, bir butun olarak, farkında olarak kabul etmek ic huzuru verir.
:):)

Tugay
09-12-2010, 19:26
Çok gariptirki bu aralarda aklımdan çekim yasası geçmekteydi ve karşıma bu yazı denk geldi (yazı biraz geçmişte yazılmış ama:)) Herkese bu hoş bilgileri geçmişte yazdıkları için şu AN da teşekkür ediyorum :bravo: