Berna :)
14-11-2004, 18:54
Mektuplar
İnsan terk edilince aslında uzunca boylu değişmiyormuş yaşamı, bunu da sayende öğrenmiş oldum.
Sen gidince, doğruyu söylemek gerekirse, fazla karışmadı aklım... Bir iki kere gözlüğümü kaybedip buldum, gelen mektupları, davetiyeleri merak edip açmadım.
Günün her saatinde gerekli gereksiz çekmece yerleştirdim bir süre. Elime geçen her meyvadan reçel yaptım.
Geçiyor günler, büyütecek bir şey değil bu ayrılık.
26 gün mü olmuş ne...
İnsanlar şehirleri, bazen doğdukları büyüdükleri ülkeleri terk ediyorlar geride boş evler kalıyor, hüzünlü boş evler. Bavullara sığdırdıkları anılarıyla başka bir yerde yeniden başlıyorlar, bana mısın demiyorlar.
Benimki ne ki; sıradan bir ihanet, kopuş, ne dersen de.
Sürgün ayrılıkları gibi değil aşk ayrılıkları gözümün bebeği, sensiz de pekala yürüyor işler tıkır, tıkır. İnsan özlemiyor değil tabii, alışkanlık aşktan farklı bir illet.
Akşam yemekleri, buluşma heyecanlarımız, beyaz peynir, maydanoz rakı sıkıntıları...
Güzel başlayıp birbirimize girdiğimiz, seni seviyorum desem sazan gibi atlayıp itiraz ettiğin ve kavga çıkardığın gecelerde artık ne sen ne de ben esiyoruz.
Sıkıntı elimdeki kitaplara akıp gidiyor, çoğu kez elimde kitap gözlüğüm gözümde yuyakalıyorum.
Sen kimbilir hangi şırfıntıyla uykusuzsun merak etmiyorum.
Dün Kadıköy'de sahaflardan bir kitap aldım, eski bir kitap cildi uçuk mavi. Bir seyahat serüven kitabı, açıkçası cildi mavi diye aldım, ne bulsam okuduğum günlerimdeyim hırsımı gözlerimden alıyorum,
Mavi ciltli kitabın ilk sayfasında 'Asuman'a' yazıyor. İmza okuyabildiğim kadarıyla Mehmet. Tarih 1937.
Demek Mehmet Asuman'a bu kitabı 1937'de armağan etmiş. Sen de ben de doğmamıştık o sırada.
Derken kitabın sayfaları arasından kurutulmuş bir çiçek düştü, uzun bir süredir kimseden çiçek almıyorum ya, heyecanlandım. 1937'den bir çiçek avuçlarımda, korkuyorum dökülüp toz olacak diye hemen ait olduğu sayfaya yerleştirdim, 67 yıldır iki sayfa bu çiçeği korumuş.
Mavi ciltli bir kitapta iki sayfa, 67 yıldır muhtemelen Mehmet'in Asuman'a verdiği çiçeği kucaklamış. Kitaplara sığınmış çiçekler, aşk da sığınmaz mı kitaplara sözlere.
İsterdim ki bir gün senin bana verdiğin, kitaplarımın arasında kuruttuğum çiçekleri bizden sonra birileri bulsun, birbirimizi ne çok sevmiş olduğumuzu bilsinler gelecektekiler.
İsterdim ki aşk geride kalmasın gitsin geleceğe kurumuş bir çiçekle.
Ayrılıklarda anladım ki; geride kalan gidenin yerine ne koyacağını arıyor hep.
İşin zor yanı bu.
Senin yerine kurutulmuş bir çiçek koyabilseydim...
Kurutulmuş çiçekli kitap, kitap olmaktan çıktı, sehpanın üzerinde duruyor öylece. Ben artık senin yerine neyi koyacağım, bunun peşindeyim.
Dün gece köy yolunun başındaki ıhlamur ağacına gittim. Sarıldım ıhlamur ağacının gövdesine, saatlerce sarmaş dolaş kaldık
Kadın giden adamın yerine Bir ıhlamur ağacı koyuyor telaşla.
Sonra, sımsıkı sarılıyor ağaca, dallarından dişi kuşlar uçup gidiyorlar uzaklara,
anlıyorlar ki paylaşmayacak kadın ıhlamur ağacını kuşlarla. Ağaç ve kadın
Birbirleri için yaratılmışlar Ve sarmaş dolaşlar. Ihlamur'un kocaman gövdesinde Ufacık kalıyor kadın Ağaç her dalında Hissediyor kadını Ve diyor ki, daha önce kimse beni böyle
Tepeden tırnağa sarmadı. Gövdemdeki dokunuştan Titremedi yapraklarım.
Kucaklayıp bu kadını Hazırım uzaklara gitmeye, Öleceğimi bile bile Köklerimi sökmeye.
Ağlıyor ıhlamur ağacı, Kadın adama, ağaç kadına sevdalı. Kimse görmüyor Ne ağaca sarılı kadını Ne de ağlayan ıhlamur ağacını
************************************************** ***************
İnsan terk edilince aslında uzunca boylu değişmiyormuş yaşamı, bunu da sayende öğrenmiş oldum.
Sen gidince, doğruyu söylemek gerekirse, fazla karışmadı aklım... Bir iki kere gözlüğümü kaybedip buldum, gelen mektupları, davetiyeleri merak edip açmadım.
Günün her saatinde gerekli gereksiz çekmece yerleştirdim bir süre. Elime geçen her meyvadan reçel yaptım.
Geçiyor günler, büyütecek bir şey değil bu ayrılık.
26 gün mü olmuş ne...
İnsanlar şehirleri, bazen doğdukları büyüdükleri ülkeleri terk ediyorlar geride boş evler kalıyor, hüzünlü boş evler. Bavullara sığdırdıkları anılarıyla başka bir yerde yeniden başlıyorlar, bana mısın demiyorlar.
Benimki ne ki; sıradan bir ihanet, kopuş, ne dersen de.
Sürgün ayrılıkları gibi değil aşk ayrılıkları gözümün bebeği, sensiz de pekala yürüyor işler tıkır, tıkır. İnsan özlemiyor değil tabii, alışkanlık aşktan farklı bir illet.
Akşam yemekleri, buluşma heyecanlarımız, beyaz peynir, maydanoz rakı sıkıntıları...
Güzel başlayıp birbirimize girdiğimiz, seni seviyorum desem sazan gibi atlayıp itiraz ettiğin ve kavga çıkardığın gecelerde artık ne sen ne de ben esiyoruz.
Sıkıntı elimdeki kitaplara akıp gidiyor, çoğu kez elimde kitap gözlüğüm gözümde yuyakalıyorum.
Sen kimbilir hangi şırfıntıyla uykusuzsun merak etmiyorum.
Dün Kadıköy'de sahaflardan bir kitap aldım, eski bir kitap cildi uçuk mavi. Bir seyahat serüven kitabı, açıkçası cildi mavi diye aldım, ne bulsam okuduğum günlerimdeyim hırsımı gözlerimden alıyorum,
Mavi ciltli kitabın ilk sayfasında 'Asuman'a' yazıyor. İmza okuyabildiğim kadarıyla Mehmet. Tarih 1937.
Demek Mehmet Asuman'a bu kitabı 1937'de armağan etmiş. Sen de ben de doğmamıştık o sırada.
Derken kitabın sayfaları arasından kurutulmuş bir çiçek düştü, uzun bir süredir kimseden çiçek almıyorum ya, heyecanlandım. 1937'den bir çiçek avuçlarımda, korkuyorum dökülüp toz olacak diye hemen ait olduğu sayfaya yerleştirdim, 67 yıldır iki sayfa bu çiçeği korumuş.
Mavi ciltli bir kitapta iki sayfa, 67 yıldır muhtemelen Mehmet'in Asuman'a verdiği çiçeği kucaklamış. Kitaplara sığınmış çiçekler, aşk da sığınmaz mı kitaplara sözlere.
İsterdim ki bir gün senin bana verdiğin, kitaplarımın arasında kuruttuğum çiçekleri bizden sonra birileri bulsun, birbirimizi ne çok sevmiş olduğumuzu bilsinler gelecektekiler.
İsterdim ki aşk geride kalmasın gitsin geleceğe kurumuş bir çiçekle.
Ayrılıklarda anladım ki; geride kalan gidenin yerine ne koyacağını arıyor hep.
İşin zor yanı bu.
Senin yerine kurutulmuş bir çiçek koyabilseydim...
Kurutulmuş çiçekli kitap, kitap olmaktan çıktı, sehpanın üzerinde duruyor öylece. Ben artık senin yerine neyi koyacağım, bunun peşindeyim.
Dün gece köy yolunun başındaki ıhlamur ağacına gittim. Sarıldım ıhlamur ağacının gövdesine, saatlerce sarmaş dolaş kaldık
Kadın giden adamın yerine Bir ıhlamur ağacı koyuyor telaşla.
Sonra, sımsıkı sarılıyor ağaca, dallarından dişi kuşlar uçup gidiyorlar uzaklara,
anlıyorlar ki paylaşmayacak kadın ıhlamur ağacını kuşlarla. Ağaç ve kadın
Birbirleri için yaratılmışlar Ve sarmaş dolaşlar. Ihlamur'un kocaman gövdesinde Ufacık kalıyor kadın Ağaç her dalında Hissediyor kadını Ve diyor ki, daha önce kimse beni böyle
Tepeden tırnağa sarmadı. Gövdemdeki dokunuştan Titremedi yapraklarım.
Kucaklayıp bu kadını Hazırım uzaklara gitmeye, Öleceğimi bile bile Köklerimi sökmeye.
Ağlıyor ıhlamur ağacı, Kadın adama, ağaç kadına sevdalı. Kimse görmüyor Ne ağaca sarılı kadını Ne de ağlayan ıhlamur ağacını
************************************************** ***************