PDA

Grafik Görünüm : Resital - Fazıl Say



bahar967
06-04-2009, 13:52
RESİTAL

Sabah kalkarsın
Hava Alanı'na gidersin
"Check- in" ve "Pasaport Kontrolü"nden gecip ,telaşlı bir "airport-cafe" de hızlı
bir kahve içersin
Uçağa binersin
Bir kaç saat sonra indiğinde başka dilin konuşulduğu bir ülkede,başka bir iklimde,
yine pasaport kontrolunden geçersin.
Bavulunu beklersin
Sonra arabayla otele geçersin
Öğlen yemeğini yalnız yer, bir iki saat kafa dinlersin

Akşamüstü 5 gibi Konser Salonuna geçersin
Hiç bilmediğin bir piyanoya 1-2 saat içinde alışmaya çalışırsın
Orada iki insan vardır
Akortçu
ve ışıkçı..
Tanımadığın adamlardır
Onlarla genelde,"merhaba nasılsınız?" gibisinden 5-6 kelime konuşulur
Bu zaten o gün konuşulan ilk kelimelerdir

Saat 7 ile 8 arası kulis odasında meditativ bir "içine dalma"ya geçersin,
konsantre olmaya...
Saat tam 8 de (daha doğrusu o hep sekizi üç geçedir, beş geçedir) sen karanlık
"backstage" de hazırsındır
salonda da seni dinleyecek olan 2500 kişi sessiz ve hazırdır ışıklar kısıldığında
Yürümeye başlarsın, piyanoya doğru
o konser senin sana vereceğin bir konserdir, bir iç hesaplaşmadır yapmak
istediklerin, yapabileceklerin,
o gün o şartlarda yapabileceğin şeylerdir.
Uzun ve saygıyla selam verirken,
son 7 yıldır kendine seslendiğin gibi, bir dua okur gibi seslenirsin
"konser saygını" kendine;

Saygıyla eğil
Uzun uzun saygıyla
Sevgiyle,
içtenlikle...
Bu güzel insanlara iç sesini sunmaya geldin.
Onlar da dinlemeye geldi..
İçine çek onları.. En derininden hissedecek kadar içine çek.
İyiyi hisset..

Ve
Başlar konser

Çalan sensin, dinleyen sensin, değerlendiren sensin, eleştiren sensindir

Müzik herşeydir
İnsan da ilhamdır!

Orda ön sırada oturan 7 yaşındaki papyonlu bir oğlan çocuğu ,
seni ateşlemiştir
Müzik ona hitap etmelidir,
o eğlenmelidir o sırada çalan Mozart ile,
o velet anlamalıdır müziğin dilini
Evrendeki tek ortak dili.
Haz duymalıdır,
dikkatini çekmelisindir onun,
anlaması, haz duyabilmesi için,

yahut
yukarı balkonda oturan genç kadın

yahut 4.sırada dikkatle dinleyen o yaşlı dede
kimbilir ne anılara dalmaktadır hayatının bu son yıllarında Mozart'ın seslerini
dinlerken???
1942deki ilk aşk?
1955de Annesini yitirişi?
1963 deki düğünü?
Bir tatil kasabasında başka bir kadına platonik bir biçimde aşık olması?
1996da eşini kaybetmesi?

O anılara sen de katılmalısındır, Mozart eşliğinde...

Ludwig van Beethoven'dan "yaşam mücadelesi" dolu bir sonat gelir ardından belki...
Belki o gün Prokofief'in "savaş sonatı "vardır programda,
ve sen, ne yapıp edip 2. Dünya Savaşı trajedisine dalmalısındır o müzik eşliğinde..
Ya da Liszt'in Si minör sonatı vardır programda;
Faust ile Mephistopheles arasında
önünde koca bir Orkestra,
gerçek piyanonun çok ötesinde, bir Wagner Operası hayal alemine dalmalısındır...
İnsan içini dinlemelidir her ne çalarsa çalsın.
İç zengindir...
Tronbonların öfkeli emirleri, trompetlerin dramatik sinyalleri,geniş bir yaylısazlar
topluluğun sessiz ve hazin tınısı kaplar ortalığı...
hepsi tek gerçektir, piyano sesinin yok olduğu bu orkestrada...

Kendi memleketinden bir tutam toprak gibi gelir "Aşık Veysel anısına Kara toprak" o
konserin sonlarında..
bir "nostalji" gibidir o ,
neredeysen o an..
"Ses yollamacadır"
Anadoluya..Uzaklardan...


Konser bitiminde (güzelse her şey) uzun uzun ayakta alkışlanılırsın
o anlar artık daha çok kendinle konuştuğun anlardır
"Bu seyirciye şöyle bir bis parçası çalarsam hoşlanacaklar herhalde" gibi bir neşe
sarar, aklından geçirirsin "ne çalsam iyi gider?" diye...
bir egodur o,
bir zafer sarhoşluğudur
"Hakedilmemiş" değildir ama
Yürüyüşler selam verişler daha bir enerji doludur
daha bir atiktir
Kazanılmış olan motivasyonun etjkisiyle, çalış da daha hür ve özgürdür artık bu
konserin sonlarında...

Konserden sonra CD imzalarsın tebrikleri kabul edersin

ve hemen ardından sen ve 2500 kişiden arda kalan yine salt sensindir,
yalnızlığındır.

o akşam ağzından çıkmış olan kelime sayısı 20-30 olmuştur belki; danke, thanks,
merci, grazie, arigato, sağolun, vs,
bir dilde teşekkür etmişindir kutlayanlara, tek kelime ile...

Ertesi sabah bu konser ile ilgili çıkan övgü dolu yazıların çıktığı gazetelerin ,
henüz bayilere ulaşmadığı bir tan vakti,
sen yine havaalanındasındır
2500 insanın her biri geride kalmıştır
Onların dostlarına anlattıklarıyla, vesairesiyle; her şey sensiz gelişecektir
Sen o şehirdeki bir cafe'de bir bar'da oturup o insanların hiç biriyle
tanışamayacaksındır..
Çaldığın konserini tartışamayacaksındır!!!
Sen havaalanında o sırada soğuk su ile traş oluyosundur, saçını tarıyorsundur
Ve şunun çok benzeri bir başka gün seni beklemektedir

Metin Altıok'un Bingöl'deyken yazdığı serzeniş şiiri gibi;

Ay dokundu omuzuma irkildim
Göğün puslu balkonunda
Birdenbire insanları özledim.

...
Ve 20-25 gün sonra
Bir gece karanlığında ayrılmış olduğun evine
geri döndüğünde
(100.000 insana müzik dinletmiş olarak)
için yorgundur
ama mutludur aslında
(100.000 insanın hiçbirinin adını bilmiyorsundur
ama o enerjiyi biliyorsundur
evrene insanların yaydığı
iyi olan enerjiyi)
Evde
Geri kalan kızın ve sensindir
tek gerçek olan geri kalan...
ve en yakınlarındır
dostlarındır...

Fazıl SAY