PDA

Grafik Görünüm : 09.08.2005



Manga
09-08-2005, 07:42
Erkekler kadını niye anlamaz?

Kadınlar sık sık erkeklerin kendilerini dinlememesinden yakınır. Ancak erkeklerin artık bilimsel bir mazereti var. İngiliz araştırmacılara göre mesele iki cinsin ses frekanslarıyla alakalı. İşte ilginç araştırma.

İngiltere'deki Sheffield Üniversitesi'nde yapılan ve The Daily Mail gazetesinde yer alan çalışma, erkeklerin kadınları neden anlamadığını ortaya koydu. Araştırmaya göre kadınların sesi, erkeklere fazla komplike geliyor. Bunun en önemli nedeni erkek beyninden kaynaklanıyor. Erkekler, kadın sesini beynin müziği algılamayla sorumlu bölgesini kullanarak deşifre etmeye çalışıyor. Ancak diğer erkeklerin sesini daha basit bir mekanizma ile algılıyor. Çalışmayı yürüten Michael Hunter 'Kadınların sesleri, erkekten daha komplike. Çünkü ses tellerinin büyüklüğü ve şekli erkekten farklı. Bu yüzden daha geniş bir frekans aralığına sahipler. Bu ise kadınların sesine doğal bir melodi katıyor' dedi. Bu gelişme aynı zamanda gaipten gelen seslerin neden hep erkek sesi olduğunu da açıklıyor. Uzmanlara göre beyin, bir ses hayal edeceği zaman bunu daha basit yapıya sahip olan erkek sesinden üretiyor.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=105741

Anne sütü poşetle satılacak

Bir ABD şirketi, anne sütünü ambalajlayıp hastanelerde satışa sunmaya hazırlanıyor. Anne sütü kronik hastalar için de kurtarıcı özellikler taşıyor. Annelerden para karşılığı süt alınması tartışma yarattı.

ABD'de bir şirket, annelere sütleri karşılığında para vererek, ambalajlar halinde depolayacağı ana sütünü hastanelere satmayı planlıyor

Los Angeles merkezli Prolacta Bioscience isimli şirket, çok zengin mineral, enzim ve antikor özellikleri sayesinde sadece bebekler için değil, kronik hastalar için de kurtarıcı özellik taşıyan anne sütünü "sağlık piyasasına sürmek" istiyor. Bugüne kadar ABD ve İngiltere'de sadece çıkar gözetmeyen bazı kurumlar, kurdukları "süt bankaları"nı "bağış" kabul ediyordu. Prolacta Bioscience şirketi ise, anneleri verecekleri süt karşılığında para ödemeyi vaad ediyor. Şirket yetkilileri süt satışının sadece hastanelerle sınırlı kalacağını söylüyor ancak, uzmanlar kaygılı. Birçok doktora göre, uygulama, özellikle fakir kadınların "sağımlık" süt anne olmayı göze alarak sağlıklarını riske atmasına yol açabilir ve tabu bir kez yıkıldıktan sonra, anne sütü satışlarını artırmak isteyen şirketler "ürünlerini" marketlerde satmak isteyebilir.

KUTSAL BİR DEĞER
Yıllardır kâr amacı gütmeyen süt bankalarında toplanan bağış sütler, özellikle erken doğumla dünyaya gelen veya annesini doğumda kaybeden bebeklerde kullanılıyor. Kuzey Amerikan Anne Sütü Bankaları Birliği, anne sütü gibi "kutsal bir değerin" parayla alınıp-satılmasını endişeyle karşılayacaklarını bildirirken, Ulusal Çocuk-Doğum Vakfı da "Ana sütünün kapitalizme alet olmaması için daha çok anne kâr gütmeyen kurumlara sütünü bağışlamalı" açıklamasında bulundu
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=105509

İşte bir mucize !

Televizyondaki ilk yardım programlarını izleyerek nasıl kalp masajı yapılacağını öğrenen 2 yaşındaki kız, hayat kurtardı.

Televizyonun çocukların sağlığına olumsuz etkileri anlatılsa da, doğru programlar hayat kurtarıcı olabiliyor. İngiltere'de yaşayan 2 yaşındaki Kasey Cook'un en sevdiği şey televizyon izlemekti. İngiltere'de film ve dizi aralarında yayınlanan ilk yardım programlarını zevkle izleyen küçük Kasey, bu sayede ilk yardımın nasıl yapılacağını da öğrendi.

Birkaç Dakikada Başardı
Annesi Katrina ile evde yanlız kalan küçük kız, oyun oynadığı bahçeden içeri girince bir anda annesinin yere yığıldığını gördü. Önce paniğe kapılıp ağlamaya başlayan Kasey, daha sonra bu görüntüyü televizyonda gördüğünü hatırladı. Annesi de tıpkı ilk yardım programlarında izlediği insanlar gibi yere düşmüştü.

Annesi, Hala İnanamıyor
Bir an duraklayan ancak kısa süre sonra annesine televizyonda gördüğü kalp masajını yapan küçük kız, birkaç dakikanın ardından onu inanılmaz bir şekilde kendisine getirmeyi başardı. Daha sonra da annesinin ona söylediği ilk yardım numarasını tuşladı ve ambulans çağrılmasını sağladı. Hastanede 2 gün kalan Katrina Cook, başına gelenlere hala inanamadığını söylüyor. Kızının kendisine kalp masajı yaptığını hayal meyal hatırlayan genç kadın, "Bir ara onun ellerini kalbimin üzerinde hissettim" dedi. 2 yaşındaki kızına hayatını borçlu olan Katrina Cook, "Sürekli ilk yardım programlarını izliyor. Ama onları bu kadar başarılı uygulayacağını düşünmemiştim. İşte, televizyonun yararı" diyor. Öte yandan, İngiltere'de olayın duyulmasıyla, yerel kanallarda ilk yardım programlarının çocukların anlayabileceği dilde anlatılması ve tekrarlanması konusunda çalışmalar başlatıldı.
http://www.haber3.com/detay.haber3?id=52661

Kadınlar daha çapkın çıktı !

İngiliz 'seks' uzmanı Dr. Lenny Kristal, 5 bin 500 kişiyle yaptığı ankette ilginç sonuçlara ulaştı. Ankete katılan kadınlar, eşlerini veya sevgililerini aldatma konusunda erkeklerden daha iddialı çıktı.

Tek gecelik şansı kaçırmam!

Ankete katılan kadınların yüzde 57'si bir gecelik ilişki şansını kaçırmayacağını ifade etti, yüzde 43'ü kocalarını aldattığını itiraf etti.

Anketten çıkan sonuçları değerlendiren Dr. Kristal, oranların 1993'ten bu yana hızla arttığını belirterek değişimden, "Sex and The City" ve "Umutsuz Ev Kadınları" gibi dizileri sorumlu tuttu.
http://www.haber3.com/detay.haber3?id=52737

hiphop

Yes yes y’all.
It’s the serious, serio-so jointski,
You’re listening to the sound system:
The Herculords... cu-lords... lords...
And I just want to say to all my b-boys... boys... boys...
Boys:
Rock On!
Time to get down to the a.m.
But please remember:
Respect my system and I’ll respect you and yours


Şimdi bu dizeleri kuru kuru okuyor olmanız pek olası değil ama, biz yine de uyarımızı yapalım: Bu sözleri içinizdeki basın sesini biraz yükselterek ve ritm eşliğinde okumak lazım. Çünkü, bir ritmin üzerine söylenen bu sözlerin başlattığı ve hala devam eden bir tarihin öyküsüne başlıyoruz. Bu sözler bundan yaklaşık 25 sene önce, genç bir Jamayikalı DJ tarafından bir partide söylenmiş ve bir yaşam stilinin başlangıcı niteliğinde. Bu sözler aynı zamanda da müzikte bir devrimin, New York’un Bronx semtindeki yıkık dökük evlerde düzenlenen, dış dünyaya kapalı uzun partilerin ifadesi niteliğinde. Sadece bir müzik türü olarak kalmayan, tüm bir yaşama dağılan hip-hop’un ifadesi.

B-boys, system, herculords... Bu kelimelerin hip-hop kültüründe ne anlama geldiğine bakmadan önce, ilk ifade edilişlerinden biraz gerilere gidelim ve kendini ifade etme olanağı olmayan binlerce insanın uzun bir süre için tek ifade aracı haline gelen hip-hop kültürünün köklerine bir bakalım.

Bugün hip-hop öncelikle boğazına kadar stile batmış, hatta stilin kitabını yazmış starların dev plak şirketleriyle anlaşmalar yapıp, milyon dolarlık klipleriyle devamında gelecek milyon dolarlık turnelerini tanıttıkları devasa bir endüstrinin önemli bir parçası.

Oysa hip-hop bir başkaldırı olarak başlamış. Ve hep göz önünde olan dev ünlüler tarafından olmasa bile, guruları tarafından hala bu kimliğiyle devam ettirilmeye çalışılıyor.

Hip-hop kültürünü hip-hop türü müzik yapan bir sanatçıyı takip ederek tam olarak anlamak pek mümkün değil, çünkü hip-hop kültürü 4 ana bölümden oluşuyor: Breakdance, graffiti, rapping ve DJ’ing hip-hop’un kilometre taşları ve hepsi birbirine paralel gelişerek hip-hop’u doğurmuş. Bunların her birini tek bir yazıya sığdırmak çok zor ve biz işe en asıl ve en bilinenleri olan DJ’ing ve rappingle başlıyoruz.

Hip-hop’u başlatanlar ve şekillendirenler Amerikalı siyahlar. Tarzlarını kendileri yoktan var etmiş değiller, mensubu oldukları siyah kültürün sözlü özelliğinin hip-hop üzerindeki etkisi tartışılmaz. Sözü müzikle, melodiyle uyumlu hale getirerek mesajı vermek siyah kültürün kökeninde var. Afrika’daki kabilelerden, kilise ayinlerine kadar her yerde öne çıkan bu stil, rap’in de temelinde.

Siyahlar ve Sözlü Kültür

Siyahların tarihi sözlü anlatımla belirlenmiş. Meramını melodik sözlerle anlatmanın siyahlarla özdeşleştirilmesinin sosyo politik bir tarihi de var. Bizim filmler sayesinde ucundan tanık olduğumuz gibi, siyahların kilise ayinleri pek bir neşeli, pek bir hareketli ve gürültülüdür. Onlar Tanrı’yla konuşarak, şarkı söyleyerek ibadet ederler. Bu kilise ayinleri ayrımcılık günlerinde siyahların sosyalleşme merkezi görevi görmekteymiş. Bu ayinlerde korkutucu ve susturan Tanrı, onun tarafından koyulan yasaklar ve kasvetli ibadet ayinleri değil, ona duyulan sevgi ve onunla sohbet etmenin, şarkılar yoluyla ona seslenmenin verdiği neşe hissedilir hep. Kilisede vaaz veren rahibin konuşması da sık sık dinleyicilerin ‘Hallelujah’, ‘Yes, Lord!’ ve benzeri nidalarıyla kesilir, ki bu bir saygısızlık değil, bir gereklilik, kendini vaaza tam olarak verme ve vaaza yardımcı olma göstergesidir. Benzer şekilde, Afrika kabilelerinde anlatılan hikayeleri sessizce ve tepki vermeden dinlemek de bir saygısızlık göstergesidir, hikaye sık sık tekrarlamalar ve tasdiklerle bölünür.

Hip-hop’un ilk adımları

Hip-hop’un başlangıcı, 70’li yılların Amerika’sı. O yıllarda Amerika’da siyah öfke gayet büyük. 1968 yılında Martin Luther’ın öldürülüşünden sonra siyah ayaklanmalar kontrol altına alınamıyor. Şimdiye göre daha az tehlikeli Harlem’e hiçbir beyaz ayak basamıyor. Siyahlar kendi yaşam bölgelerini belirlemişler ve o bölge içinde kendi kurallarıyla yaşıyorlar. Siyahların çok fazla sorunu var; ayrımcılık, maruz kaldıkları ikinci sınıf insan muamelesi, ayaklanmalar. Peki siyah gençliğin durumu ne? Siyah gençler bir yandan siyah olmanın getirdiği bu sorunlarla, bir yandan da genç olmanın sorunlarıyla boğuşmak zorunda. Kendini ifade etmek tabii ki en önemli gereklilik. Ve bunun en iyi yolu da kendi arkadaş grubunu kurmak ve beraber bir şeyler yapmak. Örneğin parti vermek. O sıralar disko müzik pek bir moda, disko ateşi her yanı sarmış, John Travolta’nın Saturday Night Fever filmi için siyah gömlekli beyaz takım elbiseli haliyle verdiği “az önce pistte dağıtırken omuzum çıktı ama yine de dansa devam ediyorum” pozu her 3 Amerikalı beyaz gençten birinin duvarını süslemekte. Disko DJ’liği underground bir meslek olmaktan çıkmış, disko müzik her yana dağılmış. 1967 senesinde Jamayika’dan Bronx’a taşınmış olan Clive Campbell isimli bir genç ise reggae müziği New York’lu gençlere sevdirmeye çalışmanın beyhude bir uğraş olduğunu anlamış ve kendi çapında bu parçaların üzerine funk ve latino mixler atmaya başlamış.


Daha sonra DJ Kool Herc, Godfather of HipHop Culture olarak tanınacak olan Clive, 1973’de kız kardeşine doğum günü partisinde müzik işini üstleneceğine dair söz verir ve iki pikap ve iki zayıfça hoparlörden oluşan müzik sistemiyle harikalar yaratır. Partiye gelenler onun DJ’liğinden o kadar etkilenirler ki, kendi partilerinde de gelip müzik yapması için teklifler yağar. Doğum günü partileriyle piyasaya adım atan Herc işi gittikçe büyütür ve Bronx çevresinin en aranan parti DJ’lerinden biri olur.

O zamanlar DJ’lerin partilere katılan kişileri isimleriyle hitap ederek selamlaması adettendir ve Kool Herc de partilerine katılanlarla şarkı sırasında muhabbet eder. Tabii, bu selamlama karşılıksız kalmaz, particiler de DJ’e karşılık verirler. İşte yazının başındaki sözler Kool Herc’in topluluğu havaya sokmak için söyledikleridir. Müzik eşliğinde söyleşme böyle sürer giderken, DJ Herc muhabbeti müzikle uyumlu bir hale getirmeye başlar ve rap müzik işte bu salonlarda başlar.

B-Boy, Herc’in yaptığı müzik eşliğinde dans eden gençlere verdiği isim. Onları B-Boy yapan sadece dans etmeleri değil, taze hip-hop kültürünün her alanına gönülden bağlı olmaları. Yani, graffiti yoluyla binalara renkli imzasını bırakan bir genç de B-Boy. Hip-hop kültürünün diğer iki önemli öğesi breakdance ve graffiti’ye bir başka yazıda bakacağız.


Herc, partilerinde insanları gözlemlerken sade ama güçlü ritimlerin insanları dans etmeye heveslendirdiğini fark eder ve parçaların bu bölümlerini uzatmak için aynı plağı iki ayrı pikapta çalar; ritim birinde bitince öbüründe baştan başlayacak şekilde çalmaya başlar; ya da bir parçayla başka bir parçanın breaklerini arka arkaya çalar. Böylece Herc o zamana göre bile gayet ilkel sayılabilecek müzik sistemiyle hip-hop’un temeli olan breakbeats’i icat etmiş olur. Artık tek parçanın hükmü biter, parçaları karıştırarak kendi parçasını oluşturmak meşru hale gelir; hem de dinleyen herkes buna bayılır. Hip-hop kültürünün en ana kısmı olan DJ’ing ya da emceeing işte Herc’in ellerinden böyle doğar. (emcee / MC: Master of Ceremonies mikrofonu kullanmaya izni olan tek kişi) Herc’in hayranları ve partilerinin müdavimleri olan Grandmaster Flash ve DJ Bambaata da Herc’in başlattığı akımı kendi fikirleri ve imkanlarıyla genişleterek isimlerini duyurmaya başlarlar.

Bu arada sayıları gittikçe artan DJ’lerin müdavimleri, müziği kapalı odalardan sokaklara taşır; sokakta müzik çalarak, dans ederek, duvarları boyayarak hip-hop kültürünün ilk adımlarını atarlar.

Kool Herc’in sıkı hayranlarından Afrika Bambaata 73 senesinde The Universal Zulu Nation’ı kurar. Zulu Nation kendini hip-hop kültürünü yaşatmaya ve zenginleştirmeye adamış insanlardan oluşan bir topluluktur. Zulu Nation hala dünyadaki en büyük hip-hop organizasyonu olarak biliniyor. Her ırktan, her dinden ve her dilden üyesi var. Mottosu Barış, Birlik, Sevgi ve Eğlence olan Zulu Nation’ın sayfasına şuradan ulaşılıyor.

Bu üç DJ’den hangisinin hip-hop’un babası olduğu günümüzde bile tartışılmakta. Her biri kendisine bu sıfatı yakıştırıyor, hatta bu konuyla ilgili bir açık oturuma katılıp birbirleriyle dalaşmışlıkları bile var. Onların kurucusu sayıldığı bu ilk döneme şimdi old school (eski okul / ekol) deniliyor. Old school, stilin arka planda kaldığı, müziğin ve sözlerin öne çıktığı ilk hip-hop dönemi.



New school ise bu ilk dönem müziğinin girdiği çıkmazdan sonra başlayan dönemin ismi. 1979 yılında Sugarhill Gang tarafından piyasaya çıkartılan ilk rap albümü Rapper’s Delight 2 milyon satınca devamında yüzlerce rap albümü gelmiş. Seksenli yılların başında ise tüm bu albümlerin, rap parçalarının birbirine benzerliği dinleyici kitlesinde önemli bir düşüşe sebep olmuş ve rapin geçici bir akım olduğu neredeyse tasdiklenmiş. Tam o sıralarda piyasaya sürülen dijital sampler’lar, DJ’lere daha karmaşık ve özgün müzik yapma şansını verince yeni bir rap akımı ivme kazanmış. Public Enemy, KRS One, Beastie Boys ve LL Cool J’in ilk temsilcileri olduğu New school’la rap müziği yeni kimliğine kavuşmuş. Ve artık müzik listelerinden inmediği bugünkü haline kadar gelmiş.

Old school ve new school ayrımında, hip-hop kültürünün iki ana dalı olan DJ’ing ve rap söz konusu. DJ’ing konusunda yeterince bilgilendik. Peki, rap ya da rapping nasıl doğmuş?

Rap İngilizce to rap fiilinden geliyor. Rap müziği çıkmadan çok çok önceleri de kullanılan bir terim. Rapper, 20. yüzyılın başlarında polise ispiyonculuk yapan kişilere takılan isim, bildiğimiz gammazcı. Kelimenin melodik konuşmayı çağrıştırmaya başlaması 40’lı 50’li yıllara rastgeliyor. Melodik konuşmayla rakibi alt etme işlemine rap yapmak deniyor. En çok rap yapanlar radyo DJ’leri ve politikacılar. Günümüzdeki rapin en isabetli tanımlarından birini ise Public Enemy’nin beyni Chuck D. yapmış: “CNN’in getto versiyonu.”

Puff Daddy’nin, Vogue dergisinin Kasım sayısında yayınlanan röportajda söylediklerini okuyunca insan ister istemez “Getto ve çağrıştırdığı her şey hala hip-hop’un mu, hip-hop getto’dan ayrılalı çok oldu mu” diye soruyor: “Mücevherler sadece bir kızın değil benim de en iyi arkadaşım. Elmasın bana verdiği hissi çok seviyorum.”

Hip-hop ve rap ilk çıktığı gettolarda hala ilk anki heyecanıyla ve ilkeleriyle yaşıyor, can çekişse de ölmüyor. Amerikalı siyahların durumu belki 30 yıl öncesine kadar çok daha iyi ama gettolarda yaşayan gençler için durumun çok da iyi olduğu söylenemez. Gettodaki yaşamdan kurtulmak ve kendini kabul ettirmek için çok uğraşmak gerekiyor. Ne maddi durumu ne de eğitimi iyi olmayan Amerikalı bir siyah gencin ise önünde pek de fazla seçenek yok; hip-hop müzik yapmak ya da bir basketbol starı olmak için gece gündüz antrenman yapmak bu noktada tek kurtuluş gibi görülüyor.

Sosyal olarak aktif olan ve plak şirketlerinin ve reklam kampanyalarının peşinde koşmak yerine, yararlı işler yapan hip-hop sanatçıları da var. Örneğin Camp Cool J ve birçok artist AIDS araştırmalarına bağışta bulunuyor, seçim kampanyalarında aktif roller alıyorlar. Amerika’da hip-hop’çuların etkili bir politik güç olduğunun fark edilmesi Bill Clinton zamanına dayanıyor. Yapılan araştırmalar göstermiş ki, Bill Clinton’un saksofon çalması, müzikle ilgili olması ve siyahların sorunlarına gösterdiği ilgi ona seçimlerde çok oy kazandırmış. Seçime katılan genç siyahların %84’ü, yani neredeyse tamamı oylarını Clinton’a vermişler. Uzun bir zaman sonra Amerika’da Demokrat Parti’li bir Başkan’ın seçilmesinde önemli rol oynayan hip-hop jenerasyonu, şimdi politik gücünün çok daha farkında ve oluşturulan sayısız sivil örgütle kendini gösteriyor. Geçtiğimiz seçimlerde Demokrat Parti adayı Al Gore da Clinton’ın yolundan giderek seçime kısa bir süre kala Fugees’in eski elemanlarından Wyclef Jean’in kendisini desteklediğini açıklayarak oy istemişti.

Amerika dışında hip-hop


Hip-hop sadece doğduğu yer olan Amerika’da ve isim babaları olan Amerikalı siyahların değil, dünyanın birçok ülkesinde, her ırktan sanatçının mensubu olduğunu iddia ettiği bir kültür. Hip-hop Fransa ve Almanya gibi birçok Avrupa ülkesinde hem o ülkenin vatandaşı olduğu halde kendini azınlık olarak hisseden ve hem de azınlık gruplarından birine mensup sanatçılar tarafından yaşatılıyor. Örneğin, Almanya’da yaşayan ikinci jenerasyon Türk gençleri de kendi seslerini duyurmak ve politik duruşlarını ifade etmek için hip-hop’u seçiyorlar. Nefret ve Cartel (şimdiki adıyla Karakan) bunların en bilinenleri. Almanya’daki Türk hip-hop grupları için hip-hop yabancı düşmanlığına, şiddete ve bunların getirdiği sorunlara karşı kendini ifade etmenin en etkili yolu. Kanak Attak (almanca)ise Almanya’daki tüm Türk hip-hop gruplarını, sevenlerini ve kendini bu yolla ifade etmek isteyenleri bünyesinde toplayan bir proje; yani bir nevi Universal Zulu Nation’ın Berlin gettolarındaki ayağı.

Getto

Getto elbette sadece bir Amerikan terimi değil. Herhangi bir ülkede azınlıkların ve yoksulların yoğun olarak yaşadıkları bölgelere getto adı veriliyor. En meşhur Türk gettosu ise Berlin’deki Kreuzberg. Kreuzberg Berlin duvarı yıkılmadan önce, Batı Berlin’in duvara en yakın olan ve Alman şehirlilerin pek uğramadığı bir sonradan olma semtmiş. Almanya’nın başta Türkler olmak üzere birçok az gelişmiş ülkeden işçi ithal ettiği 60’lı yıllarda, bu yeni gelenler için Kreuzberg’de bir yaşam ünitesi oluşturulmuş. Almanya’da ikinci jenerasyon olarak bilinen Türk gençlerinin hip-hop’u seçmelerinde de Kreuzberg’deki getto yaşamı bir araç olmuş. Gerçi Kreuzberg artık sadece yabancıların kendi kendilerine yaşayıp gittikleri bir dış semt değil; Berlin’in sanat camiasının, entelektüellerinin, punklarının, bohemlerinin mesken edindiği şehrin en renkli, en Türk ve en hip bölgesi.

http://www.istegenc.com.tr/content/muzik/a...ngArticleID=550 (http://www.istegenc.com.tr/content/muzik/article.asp?lngArticleID=550)

Güvenlik Programları....PC için.

Selam Arkadaslar.

Güveniniz icin Bazi Prog. ismini Ve Programlarin Linklerini Veriyorum.

a2 (a-squared) 1.0
Bilgisayarinizdaki trojanleri temizlemek için.
http://www.downloadarsivi.com/git.asp?id=2161

Anti-Nimda Virus Killer 1.0
Nimda virüsünü yoketmek için.
http://www.downloadarsivi.com/git.asp?id=3860

CheckSum Guard 3.2
Exe ve Com virüslerini yoketmek için.
http://www.downloadarsivi.com/git.asp?id=3865

MyDoom Removal Tool 1.0
W32/MyDoom-A ve W32 ve MyDoom-B virüslerini bilgisayarinizdan silmek için.
http://www.downloadarsivi.com/git.asp?id=7706

QnScan 2.3
Bir antivirüs programi
http://www.downloadarsivi.com/git.asp?id=4056

W32.Navidad Fix Tool 1.0
Navida solucaninin verdigi zararlari gidiren bir program.
http://www.downloadarsivi.com/git.asp?id=558

Ad-Aware
Spyware casus yazilimlarini bulur ve temizler.
http://www.inndir.com/program.php?id=346

Anti-Spy
Trojan gibi dosyalari bilgisayarinizdan silen bir program.
http://www.inndir.com/program.php?id=602

BackOffice Eradicator
Bu da bir trojan silici
http://www.inndir.com/program.php?id=3056

Bazooka Adware and Spyware Scanner
Spyware yada adware dosyalarini tarar.
http://www.inndir.com/program.php?id=21525

Spycleaner
Trojan,Dialer türü programlari silen bir program.
http://www.inndir.com/program.php?id=19817

Spyware C.O.P.
Spyware silici
http://www.inndir.com/program.php?id=18771

SpywareBlaster
Buda bir spyware silici
http://www.inndir.com/program.php?id=19202

Zero Spyware & Adware Remover Lite 1.0
Adware ve Spyware silici
http://www.download.com/Zero-Spyware-Adwar...ml?tag=lst-0-15 (http://www.download.com/Zero-Spyware-Adware-Remover-Lite/3000-8022-10302347.html?tag=lst-0-15)

FixHapTime 1.2
Vbs.haptime.A@mm ve diger happy time solucanlarini yokeden bir program.
http://www.roketdownload.com/details.php?pid=66&tavsiye=0

BoDetect 3.5
Subseven,Back Orifice,Netbus gibi trojanleri silen bir program.
http://www.roketdownload.com/details.php?pid=58&tavsiye=1

Keylogger yokediciler

Keylogger Detector
Keylogger yokedici bir program.
http://www.inndir.com/program.php?id=16908

Popup engelleyiciler

Smart Popup Blocker
Bir popup engelleyici.
http://www.inndir.com/program.php?id=21993

SafeGuard Pop-up Blocker Pro Free Edition 7.71d
Popup yokedici bir program.
http://www.download.com/SafeGuard-Pop-up-B...6-10300172.html (http://www.download.com/SafeGuard-Pop-up-Blocker-Pro-Free-Edition/3000-7786-10300172.html)

CleanMyPC Popup Blocker 2.08
Popup yokedici açiklamaya gerek yok.
http://www.download.com/CleanMyPC-Popup-Bl...tml?tag=lst-0-6 (http://www.download.com/CleanMyPC-Popup-Blocker/3000-7786-10304615.html?tag=lst-0-6)

Firewall yazilimlari
Sygate Personal Firewall
Ücretsiz ve kaliteli bir firewall yazilimi.
http://www.inndir.com/program.php?id=88

ZoneAlarm 5.0.590.01
En iyi firewall yazilimi zone alarmin ücretsiz sürümü
http://www.inndir.com/program.php?id=8936

Agnitum outpost personal firewall free
Degisik bir firewall yazilimi
http://www.inndir.com/program.php?id=17818


AlertWall Personal Firewall 1.2.1
Güzel bir firewall yazilimi
http://www.download.com/AlertWall-Personal...ml?tag=lst-0-11 (http://www.download.com/AlertWall-Personal-Firewall/3000-2144-10225954.html?tag=lst-0-11)

Jetico Personal Firewall 1.0.0.97
Bu da bir firewall yazilimi
http://www.download.com/Jetico-Personal-Fi...ml?tag=lst-0-18 (http://www.download.com/Jetico-Personal-Firewall/3000-2092-10291177.html?tag=lst-0-18)

Anti-Spam Programlari

Payya Tec Spam Killer 1.2
Spam yokedici bir program
http://www.download.com/Payya-Tec-Spam-Kil...ml?tag=lst-0-13 (http://www.download.com/Payya-Tec-Spam-Killer/3000-2382-10301199.html?tag=lst-0-13)

Hepsine tam çözüm
Çogu ise yarayan bir program
http://www.inndir.com/program.php?id=16428

Jose Kleberson BEŞİKTAŞ'TA !!!

Alacaksak yıldız alacağız" diyen Beşiktaş, transfer bombasını patlattı.. Siyah beyazlılar, uzun süredir transfer etmek için uğraştığı Manchester United'ın Brezilyalı yıldız Jose Kleberson ile anlaşmaya vardı..

Beşiktaş, uzun süredir peşinde olduğu Kleberson'la her konuda anlaşmaya vardı. Siyah beyazlılar, Brezilyalı yıldızı yarın Türkiye'ye getirecek.

Erciyesspor maçı sonrasında Kayseri Havaalanı'nda yaptığı açıklamada transferi doğrulayan Başkan Yıldırım Demirören, "Kleberson ile 3+1 yıllığına anlaşmaya vardık. Kleberson yarın İstanbul'da olacak ve resmi sözleşmeye imza atacak. Camiamıza hayırlı olsun. Biz elimizden geleni yaptık ve güçlü bir takım oluşturduk, artık camianın oyunculara ve teknik heyete sahip çıkması gerekir" dedi.
http://www.bjk.com.tr

Petek Canlı Yayını Dağıttı

Petek Dinçöz’lü Can’lı Hayat henüz yayınlanmadan olay oldu ve Ana Haber bültenlerine taşındı...

Petek Dinçöz’ün “Can’lı Hayat” programı sonrasında Can Tanrıyar’la tartışması ve Bodrum’a gitmesi “Çiftin arası açıldı” yorumlarına neden olmuştu.. Can Tanrıyar’ın da Petek Dinçöz’ün peşinden Bodrum’a gitmesi iyice kafaları karıştırdı..
Dün gecce ikili telefon bağlantılarıyla Habertürk Anahaber Bülteni’ne konuk oldu.

Röportajları daha yayınlanmadan olay olan Petek Dinçöz ve Can Tanrıyar Habertürk Ana Haber Bülteni’nde Murat Ongun’a canlı telefon bağlantısında bir kez daha kozlarını paylaştı... İşte o dün akşam yaşananlar:

Murat Ongun’un “Röportaj teklifini nasıl kabul ettiniz” sorusuna, “Çok zor oldu. Bayağı uzun sürdü karar vermemiz. Can Tanrıyar`a kızdım ve Bodrum`a geldim. Çünkü Can Tanrıyar Canlı Hayat`ta diğer konuklara kibar davranırken benim canımı çıkarttı. Biraz aramız açıldı” derken Can Tanrıyar ropörtajı yaparken çok zorlandığını, “Ropörtaj çekimi 6.5 saat sürdü. Sorularıma sinirlendi ve zor oldu. En zor yaptığım işti diyebilirim. Biraz belki ileri de gitmiş olabilirim . Ama çanak soru sormuş olmak istemedim” sözleriyle anlattı...

Murat Ongun, Petek Dinçöz’e Can’lı Hayat’ta söylediği “Sözlerim kesilirse basın toplantısı düzenlerim” sözlerini hatırlattı ve genç assoliste bu konuda bir tedirginliğini olup olmadığını sordu...
Can Tanrıyar programda kesinlikle montaj hilesinin yapılmayacağını, “Bizim ropörtajı kesmek gibi bir şey yapmamız söz konusu olamaz. TV yayıncılığının izin verdiği ölçüde röportjı yayınlayacağız orada aşırıya kaçan olaylarda oldu, onları yayınlamamız tabiki sözkonusu değil. Bizim Can’lı Hayat’ta yayınladığımız daha önceki konuklarımızdan hiçbir şikayet gelmedi. Bu ropörtajda da hiçbir montaj oyunu olmayacak” şeklinde açıkladı...
http://www.sosyetiqhaber.com/newsdetail.asp?NewsID=1100

Google'dan Bir İlk Daha

Google'ın yenilikleri bitmek bilmiyor!

Dünyanın en kapsamlı internet arama motoru Google yepyeni programı "Google Earth" dünyanın herhangi bir noktasına, istediğimiz açıyla bakmamızı sağlayan program direkt olarak dünyanın yörüngesinde dolaşan uydulara bağlı. Uydular 12 saatte bir dünyanın aydınlık olan taraflarının fotoğraflarını çekiyor. Dünyaya 300 metreye kadar yaklaşmamızı sağlayan program ücretsiz.

İstanbul - Avrupa Yakası'nda bulunan stadları, Türkiye'nin ünlü gece klüplerini, tarihi mekanlarını 300mt yukarıdan görmeniz mümkün!

Ankara - Anıtkabir'i görmek ya da Bahçelievler'de bir tur atmak istiyorsanız zoom yapmanız yeterli.

Sadece yerleşim yerlerini tanımanız gerek! Birazda harita okumayı biliyorsanız istediğiniz yere bakabilirsiniz...

Program sadece Türkiye'yi göstermiyor tabii. Everest Dağı'na bir göz atmak, Eiffel Tower'ı görmek mi istiyorsunuz? New York Times Meydanı'nda ki alışveriş merkezlerini, dünyanın en uzun yapılarını görmeniz mümkün.

Daha ne duruyorsunuz!!! earth.google.com 'a tıklayın!


Programın ufak bir görüntüsü.
http://earth.google.com

Sakın terlemeyi önlemeye çalışmayın link
Gönderen: deepLy Tarih: 05.08.2005
Sıcak havalarda en çok şikayet edilen konularından biri olan terlemenin, normal oranlarda gerçekleşmesinin insan sağlığı açısından çok faydalı olduğu bildirildi.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Aktaş, yaz aylarında sıcaklığın artmasına bağlı olarak ter bezlerinin daha çok çalışmasıyla ortaya çıkan terlemenin, insan sağlığı açısından faydalı olduğunu belirtti.

İnsanların ter kokusundan rahatsız oldukları için çeşitli yöntemlerle terlemeyi önlemeye çalıştıklarını ifade eden Aktaş, şöyle konuştu: ''Terleme ve sonrasında terin buharlaşmasıyla vücudun ısı dengesi sağlanır. Ter bezlerinin yaydığı sıvı, vücuttan atıldıktan sonra buharlaşır ve böylece vücudun ısı dengesi korunur. Ayrıca, vücuttaki
üre, ürik asit, tuz ve diğer zararlı maddeler terleme yoluyla dışarı atılır. Böylece ter bezleri adeta birer böbrek gibi çalışarak kanın temizlenmesine yardımcı olurlar. Yetişkin bir insan vücudunda yaklaşık 1 milyon ter bezi vardır, yani 1 milyon küçük böbrek zararlı
maddelerin vücuttan atılması için çalışır.''

Ter kokusundan kurtulmak için kullanılan terlemeyi önleyici kozmetik ürünlerinin bazı tehlikeleri beraberinde getirdiğini bildiren Aktaş, ter kokusundan kurtulmanın en iyi yolunun sık aralıklarla duş yapmak olduğunu söyledi. Özellikle yaz aylarında deri gözeneklerinin açık tutulmasının insan sağlığı açısından önemli olduğuna dikkati çeken Aktaş, şöyle devam etti: ''Özellikle koltuk altına uygulanan terlemeyi önleyici kozmetik
ürünler, ter bezlerinin ağzının kapanmasına ve dolayısıyla iltihaplanmaya neden olmaktadır. Bu nedenle yaz aylarında koku önleyici kozmetikler sıkça kullanılmamalı, deri gözenekleri açık tutulmalıdır. Ter ile dışarı atılan toksin maddeler, deri temiz tutulmayıp bekletilirse, vücuda yeniden emilerek girebilir. Bu nedenle ter kokusundan kurtulmanın en iyi yolu sık aralıklarla duş yapmaktır.''

Prof. Dr. Ekrem Aktaş, aşırı sıcak havalardan korunmak için mümkünse güneşe çok çıkılmaması, gölge ortamların tercih edilmesi, bol sıvı gıdalar alınması, teri dışarı verebilecek açık renkli pamuklu giysilerin tercih edilmesi, özellikle kafasında saçı olmayanların
şapka giymesi, saçların sık sık ıslatılması, sık sık mekan değiştirilmesi ve fazla soğuk olmayan suyla duş alınmasının faydalı olduğunu sözlerine ekledi.