Manga
08-08-2005, 08:48
10 milyara elektrikli otomobil
Cep telefonları gibi şarj edelebilen otomobiller geliyor. Hidrojen enerjisiyle çalışan otomobiller 4 kişilik olacak. Çevre dostu yeni arabaların fiyatı ise oldukça uygun.
23 Temmuz 2005 16:16
Çevre dostu otomobil için düğmeye basıldı. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 6 ay sonra elektrikle şarj edilebilen otomobili üretecek. Otomobilin bir tek sorunu var.
Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde (GYTE) geliştirilen, hidrojen enerjisiyle çalışan ilk Türk otomobili projesinin 3 ayda tamamlanacağı ve prototipinin 6 ay içinde üretileceği bildirildi.
GYTE Enerji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Ata, Avrupa ve Amerika'daki metropol kentlerde şehiriçi trafiğinde kullanılan hibrit araçları Türkiye'ye kazandırmak amacıyla başlatılan çalışmaların son aşamaya geldiğini söyledi.
Hidrojen enerjisiyle hareket eden hibrit otomobilin 3 ay içinde hazır olacağını ve 3 yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu otomobilin aynı zamanda batarya takviyeli olacağını ifade eden Ata, ''Öncelikli hedefimiz, şehiriçi trafiğini rahatlatacak, küçük ölçekli ve kolay satın alınabilen cep telefonları gibi 2-3 saatte şarj edilebilen elektrik enerjili bir araç geliştirmek'' dedi.
İkinci aşamada hidrojenle çalışan yakıt hücresinin devreye gireceğini ve en geç 6 ay içinde prototipinin üretileceğini ifade eden Ata, ''Projeyi daha sonra talipli firmalara sunacağız'' dedi.
-HİDROJEN ENERJİSİYLE YENİ DÖNEM-
Hidrojen enerjisiyle yeni bir dönemin başlayacağını dile getiren Doç. Dr. Ali Ata, yanmalı teknolojilerden elektrikli teknolojiye geçişle, yakıt tasarrufu sağlanacağını, petrole bağımlılığın ortadan kalkacağını kaydetti.
Ata, 4 kişilik olarak tasarlanan otomobilin hızının, saatte 100 kilometreye ulaşabileceğini anlatan Ata, şehir içi trafiği için tasarlanan araçların sıfır emisyonla çevre dostu olduğunu ifade etti.
Benzinli bir otomobilin 100 kilometrede yaklaşık 8 litre benzin yaktığını söyleyen Ata, tasarladıkları otomobilin yakıt ihtiyacı olmayacağını, tek maliyetin 20 dizüstü bilgisayarın harcayacağı düzeyde elektrik sarfiyatı olacağını söyledi.
Yaklaşık 100 bin avro bütçeli otomobilin satış rakamını 10-15 milyar lira arasında düşündüklerini bildiren Ata, seri üretime geçildiğinde maliyetin daha da düşebileceğini sözlerine ekledi.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=103615
Otomobil fiyatında düşüş sürecek
Türkiye'de otomobil üretim kapasitesinin yeni yatırımlarla daha da yükselecek olması, verimlilik artışıyla maliyetlerin daha aşağıya çekilecek olması ve pazara yeni şirketlerin girmesiyle daha pazarlığa açık bir fiyat politikasının izlenecek olması, düşüşlerdeki en büyük etkeni oluşturacak.
Satışları hareketlendirmek ve stokları tüketmek isteyen otomobil firmaları, araçlarına zam yapmadı. Yeni yıla girmeden eldeki otomobilleri 10 bin YTL'ye varan avantajlarla tüketiciye sunan şirketler, faiz getirilerinin düşüşüyle kampanyalarını daha da cazip hale getiriyor. Gümrük Birliği ve AB'ye uyum süreci çerçevesinde vergi oranlarının düşeceğini belirten yetkililer, buna bağlı olarak Türkiye'deki araç üretim kapasitesinin artacağını kaydediyorlar.
Faizlerdeki gerilemenin vatandaşları araç değil, konut alımına yönlendirmesi, firmaların geçen yıla oranla bu yıl kampanyalarını daha erken yapmalarına neden oldu. Geçen yılki satış patlamasının ardından bu yılki gerileme nedeniyle stokların çoğalması da fiyatların düşmesinde bir diğer etken.
Fiyatların artan talebe bağlı olarak belirli bir seviyede sabitlendiğini belirten yetkililer, sektördeki rekabetin fiyatları daha da aşağı çekeceği görüşündeler.
Gerileyen araç fiyatlarının gelip geçici olmadığını da belirten yetkililer, filo çıkışlı otoların garantili ve banka kredisi imkânlarıyla satışı nedeniyle ikinci el piyasaya güven geldiğini, bunun da fiyatları ciddi düzeyde aşağı çekeceğini söylüyorlar. (Cumhuriyet)
http://www.yonja.com/NewsEdit.jsp
Ferrari'ye talep patlaması var
Ferrayi'ye talep yetkilileri şaşırttı. Fiyatları 269 bin Euro ile 418 bin Euro arasında değişen Ferrari'ye olan yoğun ilgi karşısında Tofaş, İtalya'dan Türkiye'ye ayrılan kontenjanın artırılmasını istedi.
Tofaş'ın geçtiğimiz ay distribütörlüğünü aldığı dünyanın en pahalı otomobillerinden İtalyan Ferrari otomobilinde talep patlaması oldu. Fiyatları 269 bin Euro ile 418 bin Euro arasında değişen Ferrari'ye olan ilgi karşısında Tofaş, İtalya'dan Türkiye'ye ayrılan kontenjanın artırılmasını istedi.
Ülkemizde zenginliğin simgesi olarak bilinen Mercedes'in tahtını, İtalyan Ferrari tehdit etmeye başladı. Tofaş Otomobil AŞ'nin geçtiğimiz aylarda distribütörlüğünü aldığı İtalyan Ferrari otomobiller,büyük ilgi gördü. İlk bir ay içinde daha Showroom açmaya fırsat bulamayan Tofaş, ilk bir ay içinde, Türkiye için ayrılan 9 otomobillik kontenjanı aşarak, kabarık bir sipariş listesiyle karşılaştı.
Yetkililer şaşkın
İsimleri gizli tutulan sipariş verenler, Ferrari'nin direksiyonuna geçecekleri günü hayal ederken, Tofaş, İtalyan üreticiye başvurarak Türkiye için kontenjan artırılmasını istedi.
İtalyan Ferrari otomobiller, çeşitli versiyonlarla üretiliyor. Satış fiyatları en ucuzu 269 bin Euro, en pahallısı ise 418 bin Euro arasında değişen Ferrariler,İtalya'da "Bir zenginlik simgesi" olarak algılanıyor. Tofaş yetkilileri, showroom açma hazırlıkları içinde bulundukları bir süreçte, İtalya'dan ilk kontenjan alımıyla getirdikleri 9 Ferrari'nin, kısa sürede satıldığını belirttiler.İtalyan üretici firma ise, her yıl belirli sayıda üretilen Ferrari'den Türkiye'ye daha fazla gönderebilmek için çare aradığını bildirdi.
Koç grubuna bağlı Tofaş,Ferrari markasının distribütörlüğünü almak için, açılan ihalede 5 ayrı otomobil üreticisi ile kıyasıya bir rekabete girmişti. Kuruçeşme'de açılışı yapılacak Showroom'un hazırlıklarını tamamlamak üzere olduklarını belirten yetkililer,gelen talepleri nasıl karşılayacaklarını da şöyle açıkladılar:
"Ferrari almak isteyenler arasında, öncelikle Ferrari otomobil kullanıp da değiştirmek isteyenleri liste başı yapacağız. İtalya'dan ne kadar kontenjan geleceği şu an için belirsiz.Ama görünün o ki, Türkiye'de Ferrari için bir talep patlaması olacak"
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=103979
Erkekler neden cipe binerler?
Yapılan ilginç bir araştırma erkek ve kadınların ciplere farklı amaçlarla bindiğini iddia ediyor. Sonuçlara göre kadınlar cipe ihtiyaçtan dolayı biniyor. Peki erkekler neden biniyor dersiniz? İşte araştırma sonuçları ve ünlülerin tepkileri:
Bir araştırmaya göre kadınlar 4X4 cipleri işlerine yaradığı için, erkekler ise özgüven eksikliğinden alıyor.
Bilim adamlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre kendine güveni olmayan, erkekliğini ön plana çıkarmak isteyenler "cip" kullanıyor. New York'taki Cornell Üniversitesi uzmanlarının 111 erkek ve kadın üzerinde yaptığı araştırmada, katılımcılar cinsel kimlikleri ile ilgili soruları cevapladı. Verilen cevaplar sonucunda kadınların cipleri sadece ihtiyaçtan, erkeklerin ise özgüven eksikliğinden aldığı ortaya çıktı. Cip kullanarak erkekler daha maço ve erkeksi bir imaj çizmeye çalışıyor.
'Maço Hissediyorlar'
Araştırmayı yapan grubun başında bulunan Dr. Robb Willer, "Erkekliğini tehlike altında gören erkekler kendilerini daha çok sıkılgan, saldırgan, sinirli ve suçlu hisseder. 4X4'e bindiklerizaman kendilerini daha güçlü, sert ve maço erkek hissederler" diye konuştu. Erkeklerin bu gibi amaçlar için cipleri tercih ettiğini vurgulayan uzmanlar, "kadınlar bu arabaları daha çok çocukları okula götürmek, alışveriş gibi konularda işlerine daha çok yaradığı için kullanıyor. Cipleri büyüklüğü ve genişliğinden dolayı aile arabası gibi görüyorlar" açıklamasını yaptı.
Mahsun Kırmızıgül
Ne alakası var?
ZATEN nerede saçma sapan bir anket var bakıyorum o anketi Amerikalılar yapmış. Sadece gülüyorum bu ankete. Ne alakası var. Neye göre bu sonuca varmışlar anlamadım. Ama sonuçta ben büyük otomobil sevdiğim için cipkullanıyorum. Bana çok rahat ve kullanımı kolay geliyor. Büyük otomobil kullanmayı seviyorum.
Demet Akalın
Güvenlik için aldım
BENCE çok saçma bir olay, çünkü tam tersi olması gerekiyor.. Ben cipi güvenilir olduğu için kullanıyorum. Ailem Gölcük'te yaşadığı için sürekli uzun yol yapıyorum. O yüzden bana daha güvenli geliyor.
Osman Yağmurdereli
Rahat ve güvenli
FERAH, rahat ve güvenlik açısından avantajlı olduğu için büyük araç tercih ediyorum. Birden fazla dizi çekiyorum. Hepsinin setleri farklı farklı yerlerde. Uzun yolculuk yapıyorum. Arabada çalışıyorum. Bu nedenle büyük ve ferah araba benim işimirahatlatıyor.
Esin Maraşlıoğlu
Kesinlikle doğru
BU ankete yüzde yüz katılıyorum. İstanbul trafiğinde servise uğramadan araç kullanmanın yollarından biri olduğu için ben cip kullanıyorum. Çünkü İstanbul'un bozuk yolları ve dar sokaklarında cip kullanmak insana çok avantaj sağlıyor. Üstelik son derece de konforlu. Üstelik şoför ile kullanıldığında da rahat. Hele hele bayansanız öyle sizi pek de sıkıştıran trafik canavarlarından başınız ağrımıyor. Aracın içi pek de görünmediği için daha rahat ediyorsunuz. Daha ne olsun... Alt tarafı bir yerden bir yere götüren bir araç benim için.
sabah
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=105352
En meşhur 10 güzellik masalı
Güzellik sırları’ olarak adlandırdığımız önerileri, ne kadar yararlı olduğunu ya da bize ne kadar zarar verdiğini bilmeden uyguluyoruz. Ama, gerçekleri öğrenmenin zamanı geldi!
Saçları günde 100 kez taramak, onları daha sağlıklı ve parlak yapar’: Yanlış
Saçlarınız, düzenli tarandıklarında daha sağlıklı olacaklar diye bir kural yok. Üstelik, düşük kaliteli fırçalar saç uçlarının kırılmasına yol açabiliyor.
Öneri: Saçlarınızı taradıktan sonra parmak uçlarınızla saç derinize masaj yaparsanız, bu şekilde kan dolaşımınız hızlanacak ve saç kökleriniz daha çok beslenecektir.
‘Karbonat, dişleri beyazlatır’: Doğru
Karbonat, bize ışıltılı dişler sağlar. Bunun için, diş fırçasına biraz karbonat döküp dişlerinizi 2-3 dakika fırçalayın, sonra ağzınızı suyla iyice çalkalayın.
Öneri: Dişleri karbonatla sık sık fırçalamak, dişin en üst tabakası olan minesini incelteceğinden, bu işlemi haftada bir kez yapmak yeterlidir.
‘Çay, gözdeki şişkinlikleri hemen indirir’: Doğru
Yorgun gözlerinize uygulayacağınız rahatlatıcı bir çay kompresi, kendinizi harika hissetmenizi sağlar. Çünkü, çayın dinlendirici ve şişkinlik giderici etkisi var.
Öneri: İki tane çay poşetinin üzerine sıcak su dökün ve biraz demlenmesini bekleyin. Soğuduktan sonra, gözlerinizin üstüne koyup beş dakika bekleyin.
‘Limon suyu saçın rengini açar’: Doğru
Doğal kumral olan saçlarınızın rengini, limon ve güneş ışınlarıyla daha da sarartabilirsiniz. Limon suyunu, üçte bir oranında normal suyla seyreltip saçınıza sürün ve güneş altında bir saat bekleyin.
Öneri: Bu işlem sadece doğal sarışınlarda ve kumrallarda işe yarar. Öte yandan, bu işlemi çok sık yapmamalısınız. Çünkü, limonun içeriğindeki asit, saçınızın tel tel olmasına ve mat görünmesine yol açabilir.
‘Vücudumuzdaki tüylerin jiletle alınması, onların daha gür çıkmalarına neden olur’: Yanlış
Tıraş edilmiş tüyler, kimi zaman ele daha gürmüş gibi gelir. Ama bunun nedeni, jiletle kesilmiş tüylerin uçlarının, jiletle kesilmemiş tüylerdeki gibi sivri değil de küt olmasıdır. Tüyler bir süre uzadıktan sonra, bu sertlik de ortadan kalkar.
Öneri: Tüylerinizi jiletle aldıktan sonra, o bölgeye nemlendirici bir krem sürerseniz, cildinizin kurumasını ve kaşınmasını önlemiş olursunuz.
‘Diş macunu, uçuk ve sivilcelere iyi gelir’: Yanlış
Diş macununun sivilceyi iyileştirdiği söylenir. Ama, macunun kurutucu özelliği olmasına rağmen, içerdiği ‘flor’ cildi tahriş edebilir.
Öneri: Uçuklar ve sivilceler için, bu konuda özel olarak geliştirilmiş ürünleri tercih etmelisiniz.
‘Havuç yemek, cildi güneş yanığına karşı korur’: Yanlış
Havuç yiyerek güneşin zararlı ışınlarından korunmamız mümkün değil. Güneşten zarar görmemek için, güneş ışınlarından ölçülü yararlanmalı ve yüksek koruma faktörlü güneş yağları kullanmalıyız.
Öneri: Havuç tek başına yeterli olmasa da, güneş kremiyle birlikte kullanıldığında harikalar yaratır. Çünkü, havuçtaki ‘beta-karoten’, bronzlaşmayı hızlandırır.
‘Dudak bakım kremleri bağımlılık yapar’: Yanlış
Dudak bakım kremlerine karşı bir bağımlılık gelişmez. Dudakların hassas derisinin kendi başına yağ üretme yeteneği yoktur. Dolayısıyla, düzenli olarak dudak bakım kremi kullanmanızda hiçbir sakınca yok.
Öneri: Güneşli havalarda, koruma faktörlü dudak bakım kremlerinden birini tercih edin ki, dudağınız zararlı ışınlara karşı da korunsun.
‘Limon suyu, çilleri ortadan kaldırır’: Yanlış
Limon suyu zaten ince olan cildi tahriş edebilir. Yüzünüzde çilleriniz varsa, yüksek koruma faktörüne sahip güneş kremleri kullanabilirsiniz.
Öneri: Limon suyunu, diz ve dirseklerinizdeki sertleşmiş bölgeleri yumuşatmak için kullanabilirsiniz.
‘Selülite karşı kahve için’: Doğru
Kahve, iki tarafı keskin bir bıçağa benzer: fazla içtiğiniz takdirde, cildinizin portakal kabuğu görünümü artabilir. Öte yandan, selülit önleyici kremlerin pek çoğunda bulunan kafein, zehirli maddeleri vücudumuzun problemli alanlarından atar ve bu can sıkıcı görünümden de kurtulmamızı sağlar.
Öneri: Kahve keyfiniz, günde iki fincanı aşmamalı. Uzmanlar, fazlasının selülite neden olabileceğini söylüyorlar.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=103098
NASA Discovery'den müjde verdi
Nasa, kalkışında dış yakıt tankından kopan yalıtım parçalarının Discovery uzay mekiğine çarpmadığını açıkladı
Nasa'nın uçuş sorumlusu John Shannon, yapılan ilk hasar tespitlerine ilişkin raporların son derece iyi ve sevindirici olduğunu belirterek, görünüşe göre kalkışta kopan parçaların Discovery'nin gövdesine zarar vermediğini söyledi.
Bu haliyle bir haftalık görevi sonunda uzay mekiğinin güvenli bir biçimde dünyaya dönebilecek durumda göründüğünü belirten Shannon, ancak hasar tespitine ilişkin incelemelerin 3 gün daha süreceğini ve bundan sonra ''temiz'' raporu verileceğini kaydetti.
Bu incelemelerin bir lazer tarayıcısıyla yapılacağı ve görüntü yoluyla tespit edilemeyecek kadar küçük bir hasarın bu sayede anlaşılabileceği belirtildi.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=104361
Süper özel okullar boş kaldı
Özel okullarda kayıt maratonu, çok sönük başladı. Türkiye'nin en iyi okullarından biri sayılan Robert Lisesi bile ilk kayıt döneminde kontenjanının ancak yüzde 25'ini doldurabildi
Robert bile boş kaldı
Robert gibi diğer özel okulların tamamına yakını da, asil liste kayıt döneminde kontenjanlarını dolduramadı. Alman Lisesi 140 kontenjandan ancak 17'sini doldururken, Üsküdar Amerikan Lisesi 96 kontenjanından ancak 10'una kayıt alabildi. Diğer yabancı ve Türk okullarından çoğuna tek öğrenci dahi kayıt yaptırmadı.
Beş yıl öncesine kadar ikinci yedeğe bile zor sıra gelen Robert'te kontenjanların boş kalması, ücretlerin yüksekliği mi, ÖSS'deki başarı oranı mı, yoksa sistemin yanlışlığı mı tartışmasını beraberinde getirdi.
Başta Robert olmak üzere, özel okulların öğrenci kaybetmesinde, yanlış ücret politikaları kesinlikle etkili oldu.
Eskiden çalışan eşler ya da yüksek dereceli bir bürokrat, bu okullara çocuklarını gönderebilirken, şimdi yanlarına yaklaşmaları dahi mümkün değil.
Pırlantaya vergi muafiyeti getiren hükümetin, verdiği söze rağmen özel okullardaki vergi oranlarını düşürmemesi ve okulların uzun vadeli yatırımlarını bile velilerin sırtına yüklemesi de, ücretlerin fırlamasına neden oldu.
Robert yatılı 32 milyar
Özel okullarda öğrenim ücretleri, 10 ile 30 milyar lira arasında değişiyor. Robert Lisesi'nde gündüzlü öğrencilerden 19 milyar 960 milyon, 5 gün yatılı öğrencilerden 28 milyar 348 milyon, 7 gün yatılı öğrencilerden de 31 milyar 932 milyon lira ücret alınıyor.
Özel okullara öğrenci talebinin azalmasında, ikinci önemli etken ise üniversiteye girişteki başarı oranlarının, fen liseleri ve bazı anadolu liselerininkinin gerisinde kalması.
Velilerden pek çoğu, hem o kadar para vereceğiz hem de ÖSS başarıları, fen liseleri ve anadolu liselerinden daha düşük diyerek, tercihlerini kolejlerden yana kullanmaktan vazgeçiyorlar. Hem de ödeme güçleri fazlasıyla olmasına karşın.
Özel okulların ilk kayıt dönemlerinde ve sonrasında kontenjanlarını zorlukla doldurmalarının üçüncü ve en önemli nedeni ise, sınav sisteminin yanlışlığından kaynaklanıyor.
Öğrenciler aynı, sınavlar farklı olunca, aynı öğrenci, aynı anda, hem özel okulların hem de sınavla öğrenci alan diğer liselerin kazananlar listesinde yer alabiliyor. Tercihlerini anadolu lisesinden yana kullandığında da kolejlerdeki yeri boş kalıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı, bu yıl, anadolu liseleri, fen liseleri, süper liseler ve meslek liselerini tek sınav altında birleştirdi.
Kolejlerin de OKS'ye göre öğrenci alacağını açıkladı. Ama nedense bu uygulamayı bir yıl erteledi. Umarız gelecek yıl yine ertelemez. Yoksa birkaç kişi ve birkaç okul, bu sistemden memnun diye on binlerce veli bu eziyeti çekmeye devam edecek.
Bu kadar paraya değer mi?
Özel okullara her yıl artan bir şekilde akıtılan milyarlar, hak ediliyor mu, hak edilmiyor mu? Evet, hak eden okullar da var, hiç hak etmeyenler de. Özel okulların üniversiteye girişteki başarı oranları ve yabancı dille eğitim yapan üniversiteleri kazandıklarında, hazırlık sınıfı okuyup okumadıklarına bakıldığında çok önemli ipuçları veriyor.
Öğrencilerine onca yıllık eğitimden sonra ne yabancı dil ne de ÖSS'de başarı sunamayan pek çok okul olduğunu sakın aklınızdan çıkarmayın.
Ama içlerinde en iyi devlet okullarından bile her yönüyle çok başarılı olanlar da yok değil. Bu konuda karar verirken, öncelikleriniz ne? Onu çok iyi belirlemelisiniz. ÖSS başarısı mı, yabancı dil mi, vizyon mu yoksa hepsi birden mi?..
Özel okullardaki veli memnuniyetsizliğinin son yıllarda giderek artması, sadece bu sektörün büyümemesine değil, devlet okullarının da nasıl olsa sorgusuz sualsiz iyi öğrenciler bize geliyor diye rekabetten uzaklaşmalarına neden oluyor.
Devletin özel okulları ticarethane gibi görme alışkanlığından vazgeçip vergilerden arındırması, bu sektörün gelişmesine neden olacaktır. Bu da devletin üzerindeki eğitim yükünü hafifletecektir.
Ücretler sabit tutulsun
Özel okulları düşünen velilerin üzerinde en fazla durdukları konulardan biri de sürekli artan ücretler. TL düşünce dolara, dolar düşünce euroya, o da düşünce YTL'ye geçen özel okullar ve vakıf üniversiteleri, velileri şaşkına döndürüyor. Ödeme güçlüğü içerisine sokuyor.
Veliler, okula girilirken verilen ücret ile mezun olunduğunda verilen ücret arasındaki makasın çok açılmaması ve bu konuda bir sınırlama getirilmesi gerektiği görüşündeler...
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=105330
Benzinin çıkış fiyatına zam geldi
TÜPRAŞ benzin rafineri çıkış fiyatını yüzde 1.9-3.9 arasında değişen oranlarda artırdı. Yeni zamlar süper benzin, kurşunsuz benzin ve 98 oktan benzinin fiyatını artırdı.
Tüpraş benzin rafineri çıkış fiyatını yüzde 1.9-3.9 arasında değişen oranlarda artırdı. Süper benzinin rafineri çıkış fiyatı yüzde 3.9, kurşunsuz benzinin rafineri çıkış fiyatı yüzde 1.9 artırılırken, 98 oktan kurşunsuz benzinin rafineri çıkış fiyatı yüzde 3.7 artırıldı.
http://www.eko7.com/haber.php?haber_id=105407
Londra bombacısı İngiliz ajanı mı?
Gönderen: KUBRA Tarih: 05.08.2005
Londra'daki saldırılara ilişkin çarpıcı gelişmeler yaşanıyor. Saldırıları planlamakla suçlanan teröristin CIA ve İngiliz istihbaratı ile beraber çalıştığı ortaya çıktı!
DB Tercüman Gazetesi Yazarı Nuh Gönültaş'ın köşe yazısı:
Londra bombacısı MI-6 ajanı!
Adına "global terör" denilen ve El Kaide markalı terörün ortak özelliği, bütün istihbarat ve güvenlik birimlerinin atlatılıp hiçbir ip ucu bırakmadan masumlara yönelik çok kanlı eylemleri gerçekleştirmeleridir. Bu yüzden bu marka ile yapılan bütün eylemlerin yine güçlü ülkelerin istihbarat örgütlerinin "Ajan-teröristleri" tarafından gerçekleştirildiği konusunda halk arasında yaygın bir kanaat var.
Bilim adamları bile bu tür eylemlerin istihbarat örgütlerinin parmağı olmadan gerçekleştiriemeyeceğine inanıyor. Ottawa Üniversitesi Ekonomi Kürsüsü Profesörü ve Globalleşme Araştırmaları Merkezi (CRG) Başkanı Michel Chossudowsky, Londra terörü suçlularının İngiliz İstihbarat Servisi ile irtibatlarının olduğunu ortaya çıkardı! Nasıl?
Zambia'nın Lusaka kentinde yaşayan ve sorgulanmak için aranan İngiliz vatandaşı Haroon Rashid Aswat, terör bilmecesinin kilit ismi. Amerikan medyasından Fox tv, News Republic yaptıkları haberlerde olayın üstüne İngilizler'den farklı gitti. Aswat olaydan bir hafta önce üç şüpheliyle buluşmuş, cep telefonu kayıtlarına göre ise, üç hafta önce 3 şüpheliyle 20 telefon görüşmesi yapmıştı.
Bush yandaşı Fox Tv'ye göre Aswat, İngiliz İstihbaratı MI-6 ve CIA'nın birlikte çalıştığı İngiltere merkezli terör örgütü Al-Muhajiroun'da görevli, bilgi sağlayıcı çift taraflı bir ajandı. 29 Temmuz'da Fox Tv'de yayımlanan röportajda, İstihbarat uzmanı John Loftus, Aswat'ı bir yandan tüm İngiliz polis ararken, bir yandan MI6'nın güvenli bir yerde onu gizlediğini savundu!
ABD Adalet Bakanlığı eski Savcısı Loftus, İngiltere'ye yerleşen göçmen Arapları ve İngiliz vatandaşlığı almış Müslümanları ElKaide'nin yan kuruluşu olan Al-Muhajiroun'da istihdam eden terörist ağının istihbarat kurumları ile işbirliği halinde olduğunu söylüyor. Londra'da Finsbury Camii'nde İmam Kaptan Hook'un tedrisinden geçen genç Arapların içinde, ilk önceleri Pakistanlıların bulunduğunu, şimdi Arapların yanı sıra Somali, Erirtelilerin de olduğunu ifade eden Loftus, Londra terörü patronu Aswat'ın İmam Hook'un yardımcısı olduğuna dikkati çekiyor! Muhajiroun lideri Hook, 16 Ekim 2001'de Al-Sharq al-Aswat gazetesinde verdiği mülakatta MI-6 ile ilişkilerinin Bosna ve Kosova savaşları nedeniyle 1995'te başladığını belirtiyordu.
Fox Tv'den Mike Jerrick ile yapılan röportajda Loftus, Aswat'ın MI-6 ve CIA'ya El-Kaide içinden bilgi akışı sağlarken, aslında El-Kaide için de operasyonlarına devam ettiğine inanıyor. CIA ve Mossad, MI-6'nın El-Kaide ile bağlantılı terörist gruplara ve teröristlere bilgi edinmek amacıyla İngiltere'de yaşamalarına izin vermelerinden dolayı suçluyor.
Loftus'a göre, Aswat, fazla yalnız bırakılmış bir terörist ajan. 1999'da ABD'ye Seattle'a adamlarıyla gelerek Oregon'da eğitim merkezi kurmak istemiş. Loftus, ABD Adalet Bakanlığı merkezinden, eyalet savcılarına bunlara dokunulmamasına ilişkin talimat geldiğini söylüyor. Çünkü Aswat, MI-6 ajanıydı. Loftus, savcıların İngiliz İstihbaratı tarafından aldatıldıklarını, hatta Aswat'ın öldüğü rapor edilerek hakkındaki iddiaların ABD'de düşürüldüğünü kaydediyor!
Aswat, öldü gösterilerek izi kaybettirilmiş. Ama Güney Afrika'ya geçmiş. CIA, öldüğünü kabul ederek dosyayı kapatmış, Fakat Güney Afrika İstihbaratı Aswat'ın yaşadığını bildirmiş. CIA, Aswat'ı tutuklamak için harakete geçse de MI-6'dan "hayır" yanıtı gelmiş, zira CIA'nın onu tutmasını ve sorgulamasını istemiyorlarmış. Bombalamadan iki hafta önce Aswat, Londra'ya serbestce giriş yaparken ve birgün önce ayrılırken havalimanında tutuklanmadı! Aswat, önceleri terörist listelerinde bile yoktu, şimdi var. Loftus, bunun tek izahının Aswat'ın halen MI6'ya çalışıp, aranılan tipte bir ajan olmasına bağlıyor!
Şu son İngiliz saldırılarının kilit adamı Aswat, patlamalardan bir gün önce uçakla Pakistan'a gitti. Pakistanlı yetkililer Aswat'ı tutukladı ve hapsetti. Ancak ne hikmetse 24 saat sonra serbest bıraktı. Aswat, tekrar Güney Afrika'ya sonra Zimbabya'ya gitti ve orada tutuklandı. ABD, onu bu ülkeden teslim aldı. Şimdi Aswat üzerinden bu terör bilmecesi çözülmeye çalışılıyor. Halen cevaplanmamış çok soru var. Hangi istihbarat örgütü kimi kullanıyor, kim kimi aldatıyor belli değil.
Bu röportaj, istihbarat örgütleri arasında terörist ajanları kullanma biçimleri konusunda ihtilaf yaşandığını gösteriyor. 11 Eylül'de hedef saptıran Mossad gibi MI-6'nın da çıkarları doğrultusunda CIA'ya doğru bilgiler sunmadığını kavrıyoruz. En önemlisi istihbarat örgütlerinin Al-Muhajiroun gibi örgütleri El-Kaide markası adı altında nasıl maharetle kullandığını öğreniyoruz!
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=105325
Petek Dinçöz, kameralar önünde tartıştığı sevgilisi Can Tanrıyar’a bir bardak su attı.
Gerçek bir kavga mı, yoksa reklam mı?
Tam altı yıldır birlikte olmalarına rağmen yan yana poz vermeyen Petek Dinçöz-Can Tanrıyar bu kuralı ‘Can’lı Hayat’ programı için bozdu. Üç hafta uğraşıp Dinçöz’ü kamera karşısına geçmeye ikna eden Tanrıyar, hayatının en zor anlarını yaşadı.
Tanrıyar ‘Sunucuyum, her şeyi sorarım’ dedi ve sevgilisine ‘Hiç aldatıldın mı?’ sorusunu yöneltti. Çok sinirlenen Dinçöz ‘Bunu nasıl sorarsın? Sende hiç utanma yok mu? Seni bir barda gece yarısı nasıl bastığımı hatırlamıyor musun?’ dedi.
Ardından Tanrıyar’a saldırdı. Ağlayan genç assolist, bu olayı gururuna yediremediğini söyledi. Dinçöz ‘Eğer anlattıklarımdan bir cümle kesilirse, bütün gazetelere kestiğin her şeyi anlatırım. Üstüne üstlük dava açarım’ diye tehdit savurdu.
Petek’in bağırmaları ağırıma gitti tokat attım
“Can’lı Hayat” adlı programda, altı yıllık sevgilisi Petek Dinçöz’ü ağırlayan Can Tanrıyar, sorularıyla ünlü assolisti ağlattı. Tanrıyar, programda ortaya çıkan dayak olayının perde arkasını ise GÜNAYDIN’a anlattı: “Bir mankeni dansa kaldırdım, Petek çıldırdı. Bağırması ağırıma gitti tokat attım”.
Altı yıldır beraber olan televizyoncu Can Tanrıyar ile mankenlikten assolistliğe terfi eden Petek Dinçöz’ün ilişkileri hakkındaki tüm sırlar açığa çıktı. Bir süredir “Can’lı Hayat” adında bir şov programı sunan Can Tanrıyar’ın Ebru Gündeş, Muazzez Ersoy ve Özcan Deniz’den sonraki konuğu Petek Dinçöz oldu. Programa katılması için günlerce Dinçöz’ü ikna etmeye çalışan Tanrıyar, stüdyoda hayat arkadaşının üzerine fazla gelince olanlar oldu. “Ben sunucuyum, her şeyi sorarım” diyerek sözüne başlayan ünlü televizyoncu; “Herkes, ‘Can Tanrıyar olmasaydı Petek Dinçöz olmazdı’ diyor. Bu konuda ne diyorsun?” diye sorunca, düello da başlamış oldu. Dinçöz bu soruya şu cevabı verdi: “Türkan Şoray’ın hayatında yıllarca Rüçhan Adlı vardı. Ama Türkan Hanım 30 yıldır Sultan! Şimdi kimse Rüçhan Adlı’nın adını bile anmıyor.” Bunun üzerine Tanrıyar da; “O zaman benim ölmemi beklemen lazım!” dedi. Ünlü televizyoncu; bu kez “Can Tanrıyar’ın parmağını kırmıştın, nasıl oldu? Anlatır mısın?” deyince, Petek Dinçöz iyice küplere bindi. Dinçöz; “Sen asıl bana attığın tokatların, dayakların hesabını ver! Eğer bu bölümleri kesersen yarın bütün gazeteleri arayıp bana nasıl dayak attığını anlatırım” diyerek ilişkisi hakkında büyük bir itirafta bulundu. Dayak olayını ağlayarak anlatan Dinçöz, ardından masanın üzerindeki suyu Can Tanrıyar’ın üzerine boşalttı. Islanan mikrofonlar arıza yaptı ve çekim sona erdi. Can Tanrıyar dayak olayının perde arkasını Günaydın’a şöyle anlattı: “Şamdan’daydık, bir mankeni dansa kaldırdım. Masaya döndüğümde Petek kıyameti kopardı. Onun o bağırmaları benim de ağırıma gitti ve bir tokat attım. İçkiliydim. Petek elimi tutmaya kalkınca bir tokat daha attım. Tabii yaptığım yanlıştı. Sonra çok üzüldüm. Ama fazla tepkiliydi Petek... Dans etmek nedir ki?”
http://www.haber3.com/detay.haber3?id=52307
Cep telefonları gibi şarj edelebilen otomobiller geliyor. Hidrojen enerjisiyle çalışan otomobiller 4 kişilik olacak. Çevre dostu yeni arabaların fiyatı ise oldukça uygun.
23 Temmuz 2005 16:16
Çevre dostu otomobil için düğmeye basıldı. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 6 ay sonra elektrikle şarj edilebilen otomobili üretecek. Otomobilin bir tek sorunu var.
Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde (GYTE) geliştirilen, hidrojen enerjisiyle çalışan ilk Türk otomobili projesinin 3 ayda tamamlanacağı ve prototipinin 6 ay içinde üretileceği bildirildi.
GYTE Enerji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Ata, Avrupa ve Amerika'daki metropol kentlerde şehiriçi trafiğinde kullanılan hibrit araçları Türkiye'ye kazandırmak amacıyla başlatılan çalışmaların son aşamaya geldiğini söyledi.
Hidrojen enerjisiyle hareket eden hibrit otomobilin 3 ay içinde hazır olacağını ve 3 yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu otomobilin aynı zamanda batarya takviyeli olacağını ifade eden Ata, ''Öncelikli hedefimiz, şehiriçi trafiğini rahatlatacak, küçük ölçekli ve kolay satın alınabilen cep telefonları gibi 2-3 saatte şarj edilebilen elektrik enerjili bir araç geliştirmek'' dedi.
İkinci aşamada hidrojenle çalışan yakıt hücresinin devreye gireceğini ve en geç 6 ay içinde prototipinin üretileceğini ifade eden Ata, ''Projeyi daha sonra talipli firmalara sunacağız'' dedi.
-HİDROJEN ENERJİSİYLE YENİ DÖNEM-
Hidrojen enerjisiyle yeni bir dönemin başlayacağını dile getiren Doç. Dr. Ali Ata, yanmalı teknolojilerden elektrikli teknolojiye geçişle, yakıt tasarrufu sağlanacağını, petrole bağımlılığın ortadan kalkacağını kaydetti.
Ata, 4 kişilik olarak tasarlanan otomobilin hızının, saatte 100 kilometreye ulaşabileceğini anlatan Ata, şehir içi trafiği için tasarlanan araçların sıfır emisyonla çevre dostu olduğunu ifade etti.
Benzinli bir otomobilin 100 kilometrede yaklaşık 8 litre benzin yaktığını söyleyen Ata, tasarladıkları otomobilin yakıt ihtiyacı olmayacağını, tek maliyetin 20 dizüstü bilgisayarın harcayacağı düzeyde elektrik sarfiyatı olacağını söyledi.
Yaklaşık 100 bin avro bütçeli otomobilin satış rakamını 10-15 milyar lira arasında düşündüklerini bildiren Ata, seri üretime geçildiğinde maliyetin daha da düşebileceğini sözlerine ekledi.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=103615
Otomobil fiyatında düşüş sürecek
Türkiye'de otomobil üretim kapasitesinin yeni yatırımlarla daha da yükselecek olması, verimlilik artışıyla maliyetlerin daha aşağıya çekilecek olması ve pazara yeni şirketlerin girmesiyle daha pazarlığa açık bir fiyat politikasının izlenecek olması, düşüşlerdeki en büyük etkeni oluşturacak.
Satışları hareketlendirmek ve stokları tüketmek isteyen otomobil firmaları, araçlarına zam yapmadı. Yeni yıla girmeden eldeki otomobilleri 10 bin YTL'ye varan avantajlarla tüketiciye sunan şirketler, faiz getirilerinin düşüşüyle kampanyalarını daha da cazip hale getiriyor. Gümrük Birliği ve AB'ye uyum süreci çerçevesinde vergi oranlarının düşeceğini belirten yetkililer, buna bağlı olarak Türkiye'deki araç üretim kapasitesinin artacağını kaydediyorlar.
Faizlerdeki gerilemenin vatandaşları araç değil, konut alımına yönlendirmesi, firmaların geçen yıla oranla bu yıl kampanyalarını daha erken yapmalarına neden oldu. Geçen yılki satış patlamasının ardından bu yılki gerileme nedeniyle stokların çoğalması da fiyatların düşmesinde bir diğer etken.
Fiyatların artan talebe bağlı olarak belirli bir seviyede sabitlendiğini belirten yetkililer, sektördeki rekabetin fiyatları daha da aşağı çekeceği görüşündeler.
Gerileyen araç fiyatlarının gelip geçici olmadığını da belirten yetkililer, filo çıkışlı otoların garantili ve banka kredisi imkânlarıyla satışı nedeniyle ikinci el piyasaya güven geldiğini, bunun da fiyatları ciddi düzeyde aşağı çekeceğini söylüyorlar. (Cumhuriyet)
http://www.yonja.com/NewsEdit.jsp
Ferrari'ye talep patlaması var
Ferrayi'ye talep yetkilileri şaşırttı. Fiyatları 269 bin Euro ile 418 bin Euro arasında değişen Ferrari'ye olan yoğun ilgi karşısında Tofaş, İtalya'dan Türkiye'ye ayrılan kontenjanın artırılmasını istedi.
Tofaş'ın geçtiğimiz ay distribütörlüğünü aldığı dünyanın en pahalı otomobillerinden İtalyan Ferrari otomobilinde talep patlaması oldu. Fiyatları 269 bin Euro ile 418 bin Euro arasında değişen Ferrari'ye olan ilgi karşısında Tofaş, İtalya'dan Türkiye'ye ayrılan kontenjanın artırılmasını istedi.
Ülkemizde zenginliğin simgesi olarak bilinen Mercedes'in tahtını, İtalyan Ferrari tehdit etmeye başladı. Tofaş Otomobil AŞ'nin geçtiğimiz aylarda distribütörlüğünü aldığı İtalyan Ferrari otomobiller,büyük ilgi gördü. İlk bir ay içinde daha Showroom açmaya fırsat bulamayan Tofaş, ilk bir ay içinde, Türkiye için ayrılan 9 otomobillik kontenjanı aşarak, kabarık bir sipariş listesiyle karşılaştı.
Yetkililer şaşkın
İsimleri gizli tutulan sipariş verenler, Ferrari'nin direksiyonuna geçecekleri günü hayal ederken, Tofaş, İtalyan üreticiye başvurarak Türkiye için kontenjan artırılmasını istedi.
İtalyan Ferrari otomobiller, çeşitli versiyonlarla üretiliyor. Satış fiyatları en ucuzu 269 bin Euro, en pahallısı ise 418 bin Euro arasında değişen Ferrariler,İtalya'da "Bir zenginlik simgesi" olarak algılanıyor. Tofaş yetkilileri, showroom açma hazırlıkları içinde bulundukları bir süreçte, İtalya'dan ilk kontenjan alımıyla getirdikleri 9 Ferrari'nin, kısa sürede satıldığını belirttiler.İtalyan üretici firma ise, her yıl belirli sayıda üretilen Ferrari'den Türkiye'ye daha fazla gönderebilmek için çare aradığını bildirdi.
Koç grubuna bağlı Tofaş,Ferrari markasının distribütörlüğünü almak için, açılan ihalede 5 ayrı otomobil üreticisi ile kıyasıya bir rekabete girmişti. Kuruçeşme'de açılışı yapılacak Showroom'un hazırlıklarını tamamlamak üzere olduklarını belirten yetkililer,gelen talepleri nasıl karşılayacaklarını da şöyle açıkladılar:
"Ferrari almak isteyenler arasında, öncelikle Ferrari otomobil kullanıp da değiştirmek isteyenleri liste başı yapacağız. İtalya'dan ne kadar kontenjan geleceği şu an için belirsiz.Ama görünün o ki, Türkiye'de Ferrari için bir talep patlaması olacak"
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=103979
Erkekler neden cipe binerler?
Yapılan ilginç bir araştırma erkek ve kadınların ciplere farklı amaçlarla bindiğini iddia ediyor. Sonuçlara göre kadınlar cipe ihtiyaçtan dolayı biniyor. Peki erkekler neden biniyor dersiniz? İşte araştırma sonuçları ve ünlülerin tepkileri:
Bir araştırmaya göre kadınlar 4X4 cipleri işlerine yaradığı için, erkekler ise özgüven eksikliğinden alıyor.
Bilim adamlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre kendine güveni olmayan, erkekliğini ön plana çıkarmak isteyenler "cip" kullanıyor. New York'taki Cornell Üniversitesi uzmanlarının 111 erkek ve kadın üzerinde yaptığı araştırmada, katılımcılar cinsel kimlikleri ile ilgili soruları cevapladı. Verilen cevaplar sonucunda kadınların cipleri sadece ihtiyaçtan, erkeklerin ise özgüven eksikliğinden aldığı ortaya çıktı. Cip kullanarak erkekler daha maço ve erkeksi bir imaj çizmeye çalışıyor.
'Maço Hissediyorlar'
Araştırmayı yapan grubun başında bulunan Dr. Robb Willer, "Erkekliğini tehlike altında gören erkekler kendilerini daha çok sıkılgan, saldırgan, sinirli ve suçlu hisseder. 4X4'e bindiklerizaman kendilerini daha güçlü, sert ve maço erkek hissederler" diye konuştu. Erkeklerin bu gibi amaçlar için cipleri tercih ettiğini vurgulayan uzmanlar, "kadınlar bu arabaları daha çok çocukları okula götürmek, alışveriş gibi konularda işlerine daha çok yaradığı için kullanıyor. Cipleri büyüklüğü ve genişliğinden dolayı aile arabası gibi görüyorlar" açıklamasını yaptı.
Mahsun Kırmızıgül
Ne alakası var?
ZATEN nerede saçma sapan bir anket var bakıyorum o anketi Amerikalılar yapmış. Sadece gülüyorum bu ankete. Ne alakası var. Neye göre bu sonuca varmışlar anlamadım. Ama sonuçta ben büyük otomobil sevdiğim için cipkullanıyorum. Bana çok rahat ve kullanımı kolay geliyor. Büyük otomobil kullanmayı seviyorum.
Demet Akalın
Güvenlik için aldım
BENCE çok saçma bir olay, çünkü tam tersi olması gerekiyor.. Ben cipi güvenilir olduğu için kullanıyorum. Ailem Gölcük'te yaşadığı için sürekli uzun yol yapıyorum. O yüzden bana daha güvenli geliyor.
Osman Yağmurdereli
Rahat ve güvenli
FERAH, rahat ve güvenlik açısından avantajlı olduğu için büyük araç tercih ediyorum. Birden fazla dizi çekiyorum. Hepsinin setleri farklı farklı yerlerde. Uzun yolculuk yapıyorum. Arabada çalışıyorum. Bu nedenle büyük ve ferah araba benim işimirahatlatıyor.
Esin Maraşlıoğlu
Kesinlikle doğru
BU ankete yüzde yüz katılıyorum. İstanbul trafiğinde servise uğramadan araç kullanmanın yollarından biri olduğu için ben cip kullanıyorum. Çünkü İstanbul'un bozuk yolları ve dar sokaklarında cip kullanmak insana çok avantaj sağlıyor. Üstelik son derece de konforlu. Üstelik şoför ile kullanıldığında da rahat. Hele hele bayansanız öyle sizi pek de sıkıştıran trafik canavarlarından başınız ağrımıyor. Aracın içi pek de görünmediği için daha rahat ediyorsunuz. Daha ne olsun... Alt tarafı bir yerden bir yere götüren bir araç benim için.
sabah
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=105352
En meşhur 10 güzellik masalı
Güzellik sırları’ olarak adlandırdığımız önerileri, ne kadar yararlı olduğunu ya da bize ne kadar zarar verdiğini bilmeden uyguluyoruz. Ama, gerçekleri öğrenmenin zamanı geldi!
Saçları günde 100 kez taramak, onları daha sağlıklı ve parlak yapar’: Yanlış
Saçlarınız, düzenli tarandıklarında daha sağlıklı olacaklar diye bir kural yok. Üstelik, düşük kaliteli fırçalar saç uçlarının kırılmasına yol açabiliyor.
Öneri: Saçlarınızı taradıktan sonra parmak uçlarınızla saç derinize masaj yaparsanız, bu şekilde kan dolaşımınız hızlanacak ve saç kökleriniz daha çok beslenecektir.
‘Karbonat, dişleri beyazlatır’: Doğru
Karbonat, bize ışıltılı dişler sağlar. Bunun için, diş fırçasına biraz karbonat döküp dişlerinizi 2-3 dakika fırçalayın, sonra ağzınızı suyla iyice çalkalayın.
Öneri: Dişleri karbonatla sık sık fırçalamak, dişin en üst tabakası olan minesini incelteceğinden, bu işlemi haftada bir kez yapmak yeterlidir.
‘Çay, gözdeki şişkinlikleri hemen indirir’: Doğru
Yorgun gözlerinize uygulayacağınız rahatlatıcı bir çay kompresi, kendinizi harika hissetmenizi sağlar. Çünkü, çayın dinlendirici ve şişkinlik giderici etkisi var.
Öneri: İki tane çay poşetinin üzerine sıcak su dökün ve biraz demlenmesini bekleyin. Soğuduktan sonra, gözlerinizin üstüne koyup beş dakika bekleyin.
‘Limon suyu saçın rengini açar’: Doğru
Doğal kumral olan saçlarınızın rengini, limon ve güneş ışınlarıyla daha da sarartabilirsiniz. Limon suyunu, üçte bir oranında normal suyla seyreltip saçınıza sürün ve güneş altında bir saat bekleyin.
Öneri: Bu işlem sadece doğal sarışınlarda ve kumrallarda işe yarar. Öte yandan, bu işlemi çok sık yapmamalısınız. Çünkü, limonun içeriğindeki asit, saçınızın tel tel olmasına ve mat görünmesine yol açabilir.
‘Vücudumuzdaki tüylerin jiletle alınması, onların daha gür çıkmalarına neden olur’: Yanlış
Tıraş edilmiş tüyler, kimi zaman ele daha gürmüş gibi gelir. Ama bunun nedeni, jiletle kesilmiş tüylerin uçlarının, jiletle kesilmemiş tüylerdeki gibi sivri değil de küt olmasıdır. Tüyler bir süre uzadıktan sonra, bu sertlik de ortadan kalkar.
Öneri: Tüylerinizi jiletle aldıktan sonra, o bölgeye nemlendirici bir krem sürerseniz, cildinizin kurumasını ve kaşınmasını önlemiş olursunuz.
‘Diş macunu, uçuk ve sivilcelere iyi gelir’: Yanlış
Diş macununun sivilceyi iyileştirdiği söylenir. Ama, macunun kurutucu özelliği olmasına rağmen, içerdiği ‘flor’ cildi tahriş edebilir.
Öneri: Uçuklar ve sivilceler için, bu konuda özel olarak geliştirilmiş ürünleri tercih etmelisiniz.
‘Havuç yemek, cildi güneş yanığına karşı korur’: Yanlış
Havuç yiyerek güneşin zararlı ışınlarından korunmamız mümkün değil. Güneşten zarar görmemek için, güneş ışınlarından ölçülü yararlanmalı ve yüksek koruma faktörlü güneş yağları kullanmalıyız.
Öneri: Havuç tek başına yeterli olmasa da, güneş kremiyle birlikte kullanıldığında harikalar yaratır. Çünkü, havuçtaki ‘beta-karoten’, bronzlaşmayı hızlandırır.
‘Dudak bakım kremleri bağımlılık yapar’: Yanlış
Dudak bakım kremlerine karşı bir bağımlılık gelişmez. Dudakların hassas derisinin kendi başına yağ üretme yeteneği yoktur. Dolayısıyla, düzenli olarak dudak bakım kremi kullanmanızda hiçbir sakınca yok.
Öneri: Güneşli havalarda, koruma faktörlü dudak bakım kremlerinden birini tercih edin ki, dudağınız zararlı ışınlara karşı da korunsun.
‘Limon suyu, çilleri ortadan kaldırır’: Yanlış
Limon suyu zaten ince olan cildi tahriş edebilir. Yüzünüzde çilleriniz varsa, yüksek koruma faktörüne sahip güneş kremleri kullanabilirsiniz.
Öneri: Limon suyunu, diz ve dirseklerinizdeki sertleşmiş bölgeleri yumuşatmak için kullanabilirsiniz.
‘Selülite karşı kahve için’: Doğru
Kahve, iki tarafı keskin bir bıçağa benzer: fazla içtiğiniz takdirde, cildinizin portakal kabuğu görünümü artabilir. Öte yandan, selülit önleyici kremlerin pek çoğunda bulunan kafein, zehirli maddeleri vücudumuzun problemli alanlarından atar ve bu can sıkıcı görünümden de kurtulmamızı sağlar.
Öneri: Kahve keyfiniz, günde iki fincanı aşmamalı. Uzmanlar, fazlasının selülite neden olabileceğini söylüyorlar.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=103098
NASA Discovery'den müjde verdi
Nasa, kalkışında dış yakıt tankından kopan yalıtım parçalarının Discovery uzay mekiğine çarpmadığını açıkladı
Nasa'nın uçuş sorumlusu John Shannon, yapılan ilk hasar tespitlerine ilişkin raporların son derece iyi ve sevindirici olduğunu belirterek, görünüşe göre kalkışta kopan parçaların Discovery'nin gövdesine zarar vermediğini söyledi.
Bu haliyle bir haftalık görevi sonunda uzay mekiğinin güvenli bir biçimde dünyaya dönebilecek durumda göründüğünü belirten Shannon, ancak hasar tespitine ilişkin incelemelerin 3 gün daha süreceğini ve bundan sonra ''temiz'' raporu verileceğini kaydetti.
Bu incelemelerin bir lazer tarayıcısıyla yapılacağı ve görüntü yoluyla tespit edilemeyecek kadar küçük bir hasarın bu sayede anlaşılabileceği belirtildi.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=104361
Süper özel okullar boş kaldı
Özel okullarda kayıt maratonu, çok sönük başladı. Türkiye'nin en iyi okullarından biri sayılan Robert Lisesi bile ilk kayıt döneminde kontenjanının ancak yüzde 25'ini doldurabildi
Robert bile boş kaldı
Robert gibi diğer özel okulların tamamına yakını da, asil liste kayıt döneminde kontenjanlarını dolduramadı. Alman Lisesi 140 kontenjandan ancak 17'sini doldururken, Üsküdar Amerikan Lisesi 96 kontenjanından ancak 10'una kayıt alabildi. Diğer yabancı ve Türk okullarından çoğuna tek öğrenci dahi kayıt yaptırmadı.
Beş yıl öncesine kadar ikinci yedeğe bile zor sıra gelen Robert'te kontenjanların boş kalması, ücretlerin yüksekliği mi, ÖSS'deki başarı oranı mı, yoksa sistemin yanlışlığı mı tartışmasını beraberinde getirdi.
Başta Robert olmak üzere, özel okulların öğrenci kaybetmesinde, yanlış ücret politikaları kesinlikle etkili oldu.
Eskiden çalışan eşler ya da yüksek dereceli bir bürokrat, bu okullara çocuklarını gönderebilirken, şimdi yanlarına yaklaşmaları dahi mümkün değil.
Pırlantaya vergi muafiyeti getiren hükümetin, verdiği söze rağmen özel okullardaki vergi oranlarını düşürmemesi ve okulların uzun vadeli yatırımlarını bile velilerin sırtına yüklemesi de, ücretlerin fırlamasına neden oldu.
Robert yatılı 32 milyar
Özel okullarda öğrenim ücretleri, 10 ile 30 milyar lira arasında değişiyor. Robert Lisesi'nde gündüzlü öğrencilerden 19 milyar 960 milyon, 5 gün yatılı öğrencilerden 28 milyar 348 milyon, 7 gün yatılı öğrencilerden de 31 milyar 932 milyon lira ücret alınıyor.
Özel okullara öğrenci talebinin azalmasında, ikinci önemli etken ise üniversiteye girişteki başarı oranlarının, fen liseleri ve bazı anadolu liselerininkinin gerisinde kalması.
Velilerden pek çoğu, hem o kadar para vereceğiz hem de ÖSS başarıları, fen liseleri ve anadolu liselerinden daha düşük diyerek, tercihlerini kolejlerden yana kullanmaktan vazgeçiyorlar. Hem de ödeme güçleri fazlasıyla olmasına karşın.
Özel okulların ilk kayıt dönemlerinde ve sonrasında kontenjanlarını zorlukla doldurmalarının üçüncü ve en önemli nedeni ise, sınav sisteminin yanlışlığından kaynaklanıyor.
Öğrenciler aynı, sınavlar farklı olunca, aynı öğrenci, aynı anda, hem özel okulların hem de sınavla öğrenci alan diğer liselerin kazananlar listesinde yer alabiliyor. Tercihlerini anadolu lisesinden yana kullandığında da kolejlerdeki yeri boş kalıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı, bu yıl, anadolu liseleri, fen liseleri, süper liseler ve meslek liselerini tek sınav altında birleştirdi.
Kolejlerin de OKS'ye göre öğrenci alacağını açıkladı. Ama nedense bu uygulamayı bir yıl erteledi. Umarız gelecek yıl yine ertelemez. Yoksa birkaç kişi ve birkaç okul, bu sistemden memnun diye on binlerce veli bu eziyeti çekmeye devam edecek.
Bu kadar paraya değer mi?
Özel okullara her yıl artan bir şekilde akıtılan milyarlar, hak ediliyor mu, hak edilmiyor mu? Evet, hak eden okullar da var, hiç hak etmeyenler de. Özel okulların üniversiteye girişteki başarı oranları ve yabancı dille eğitim yapan üniversiteleri kazandıklarında, hazırlık sınıfı okuyup okumadıklarına bakıldığında çok önemli ipuçları veriyor.
Öğrencilerine onca yıllık eğitimden sonra ne yabancı dil ne de ÖSS'de başarı sunamayan pek çok okul olduğunu sakın aklınızdan çıkarmayın.
Ama içlerinde en iyi devlet okullarından bile her yönüyle çok başarılı olanlar da yok değil. Bu konuda karar verirken, öncelikleriniz ne? Onu çok iyi belirlemelisiniz. ÖSS başarısı mı, yabancı dil mi, vizyon mu yoksa hepsi birden mi?..
Özel okullardaki veli memnuniyetsizliğinin son yıllarda giderek artması, sadece bu sektörün büyümemesine değil, devlet okullarının da nasıl olsa sorgusuz sualsiz iyi öğrenciler bize geliyor diye rekabetten uzaklaşmalarına neden oluyor.
Devletin özel okulları ticarethane gibi görme alışkanlığından vazgeçip vergilerden arındırması, bu sektörün gelişmesine neden olacaktır. Bu da devletin üzerindeki eğitim yükünü hafifletecektir.
Ücretler sabit tutulsun
Özel okulları düşünen velilerin üzerinde en fazla durdukları konulardan biri de sürekli artan ücretler. TL düşünce dolara, dolar düşünce euroya, o da düşünce YTL'ye geçen özel okullar ve vakıf üniversiteleri, velileri şaşkına döndürüyor. Ödeme güçlüğü içerisine sokuyor.
Veliler, okula girilirken verilen ücret ile mezun olunduğunda verilen ücret arasındaki makasın çok açılmaması ve bu konuda bir sınırlama getirilmesi gerektiği görüşündeler...
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=105330
Benzinin çıkış fiyatına zam geldi
TÜPRAŞ benzin rafineri çıkış fiyatını yüzde 1.9-3.9 arasında değişen oranlarda artırdı. Yeni zamlar süper benzin, kurşunsuz benzin ve 98 oktan benzinin fiyatını artırdı.
Tüpraş benzin rafineri çıkış fiyatını yüzde 1.9-3.9 arasında değişen oranlarda artırdı. Süper benzinin rafineri çıkış fiyatı yüzde 3.9, kurşunsuz benzinin rafineri çıkış fiyatı yüzde 1.9 artırılırken, 98 oktan kurşunsuz benzinin rafineri çıkış fiyatı yüzde 3.7 artırıldı.
http://www.eko7.com/haber.php?haber_id=105407
Londra bombacısı İngiliz ajanı mı?
Gönderen: KUBRA Tarih: 05.08.2005
Londra'daki saldırılara ilişkin çarpıcı gelişmeler yaşanıyor. Saldırıları planlamakla suçlanan teröristin CIA ve İngiliz istihbaratı ile beraber çalıştığı ortaya çıktı!
DB Tercüman Gazetesi Yazarı Nuh Gönültaş'ın köşe yazısı:
Londra bombacısı MI-6 ajanı!
Adına "global terör" denilen ve El Kaide markalı terörün ortak özelliği, bütün istihbarat ve güvenlik birimlerinin atlatılıp hiçbir ip ucu bırakmadan masumlara yönelik çok kanlı eylemleri gerçekleştirmeleridir. Bu yüzden bu marka ile yapılan bütün eylemlerin yine güçlü ülkelerin istihbarat örgütlerinin "Ajan-teröristleri" tarafından gerçekleştirildiği konusunda halk arasında yaygın bir kanaat var.
Bilim adamları bile bu tür eylemlerin istihbarat örgütlerinin parmağı olmadan gerçekleştiriemeyeceğine inanıyor. Ottawa Üniversitesi Ekonomi Kürsüsü Profesörü ve Globalleşme Araştırmaları Merkezi (CRG) Başkanı Michel Chossudowsky, Londra terörü suçlularının İngiliz İstihbarat Servisi ile irtibatlarının olduğunu ortaya çıkardı! Nasıl?
Zambia'nın Lusaka kentinde yaşayan ve sorgulanmak için aranan İngiliz vatandaşı Haroon Rashid Aswat, terör bilmecesinin kilit ismi. Amerikan medyasından Fox tv, News Republic yaptıkları haberlerde olayın üstüne İngilizler'den farklı gitti. Aswat olaydan bir hafta önce üç şüpheliyle buluşmuş, cep telefonu kayıtlarına göre ise, üç hafta önce 3 şüpheliyle 20 telefon görüşmesi yapmıştı.
Bush yandaşı Fox Tv'ye göre Aswat, İngiliz İstihbaratı MI-6 ve CIA'nın birlikte çalıştığı İngiltere merkezli terör örgütü Al-Muhajiroun'da görevli, bilgi sağlayıcı çift taraflı bir ajandı. 29 Temmuz'da Fox Tv'de yayımlanan röportajda, İstihbarat uzmanı John Loftus, Aswat'ı bir yandan tüm İngiliz polis ararken, bir yandan MI6'nın güvenli bir yerde onu gizlediğini savundu!
ABD Adalet Bakanlığı eski Savcısı Loftus, İngiltere'ye yerleşen göçmen Arapları ve İngiliz vatandaşlığı almış Müslümanları ElKaide'nin yan kuruluşu olan Al-Muhajiroun'da istihdam eden terörist ağının istihbarat kurumları ile işbirliği halinde olduğunu söylüyor. Londra'da Finsbury Camii'nde İmam Kaptan Hook'un tedrisinden geçen genç Arapların içinde, ilk önceleri Pakistanlıların bulunduğunu, şimdi Arapların yanı sıra Somali, Erirtelilerin de olduğunu ifade eden Loftus, Londra terörü patronu Aswat'ın İmam Hook'un yardımcısı olduğuna dikkati çekiyor! Muhajiroun lideri Hook, 16 Ekim 2001'de Al-Sharq al-Aswat gazetesinde verdiği mülakatta MI-6 ile ilişkilerinin Bosna ve Kosova savaşları nedeniyle 1995'te başladığını belirtiyordu.
Fox Tv'den Mike Jerrick ile yapılan röportajda Loftus, Aswat'ın MI-6 ve CIA'ya El-Kaide içinden bilgi akışı sağlarken, aslında El-Kaide için de operasyonlarına devam ettiğine inanıyor. CIA ve Mossad, MI-6'nın El-Kaide ile bağlantılı terörist gruplara ve teröristlere bilgi edinmek amacıyla İngiltere'de yaşamalarına izin vermelerinden dolayı suçluyor.
Loftus'a göre, Aswat, fazla yalnız bırakılmış bir terörist ajan. 1999'da ABD'ye Seattle'a adamlarıyla gelerek Oregon'da eğitim merkezi kurmak istemiş. Loftus, ABD Adalet Bakanlığı merkezinden, eyalet savcılarına bunlara dokunulmamasına ilişkin talimat geldiğini söylüyor. Çünkü Aswat, MI-6 ajanıydı. Loftus, savcıların İngiliz İstihbaratı tarafından aldatıldıklarını, hatta Aswat'ın öldüğü rapor edilerek hakkındaki iddiaların ABD'de düşürüldüğünü kaydediyor!
Aswat, öldü gösterilerek izi kaybettirilmiş. Ama Güney Afrika'ya geçmiş. CIA, öldüğünü kabul ederek dosyayı kapatmış, Fakat Güney Afrika İstihbaratı Aswat'ın yaşadığını bildirmiş. CIA, Aswat'ı tutuklamak için harakete geçse de MI-6'dan "hayır" yanıtı gelmiş, zira CIA'nın onu tutmasını ve sorgulamasını istemiyorlarmış. Bombalamadan iki hafta önce Aswat, Londra'ya serbestce giriş yaparken ve birgün önce ayrılırken havalimanında tutuklanmadı! Aswat, önceleri terörist listelerinde bile yoktu, şimdi var. Loftus, bunun tek izahının Aswat'ın halen MI6'ya çalışıp, aranılan tipte bir ajan olmasına bağlıyor!
Şu son İngiliz saldırılarının kilit adamı Aswat, patlamalardan bir gün önce uçakla Pakistan'a gitti. Pakistanlı yetkililer Aswat'ı tutukladı ve hapsetti. Ancak ne hikmetse 24 saat sonra serbest bıraktı. Aswat, tekrar Güney Afrika'ya sonra Zimbabya'ya gitti ve orada tutuklandı. ABD, onu bu ülkeden teslim aldı. Şimdi Aswat üzerinden bu terör bilmecesi çözülmeye çalışılıyor. Halen cevaplanmamış çok soru var. Hangi istihbarat örgütü kimi kullanıyor, kim kimi aldatıyor belli değil.
Bu röportaj, istihbarat örgütleri arasında terörist ajanları kullanma biçimleri konusunda ihtilaf yaşandığını gösteriyor. 11 Eylül'de hedef saptıran Mossad gibi MI-6'nın da çıkarları doğrultusunda CIA'ya doğru bilgiler sunmadığını kavrıyoruz. En önemlisi istihbarat örgütlerinin Al-Muhajiroun gibi örgütleri El-Kaide markası adı altında nasıl maharetle kullandığını öğreniyoruz!
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=105325
Petek Dinçöz, kameralar önünde tartıştığı sevgilisi Can Tanrıyar’a bir bardak su attı.
Gerçek bir kavga mı, yoksa reklam mı?
Tam altı yıldır birlikte olmalarına rağmen yan yana poz vermeyen Petek Dinçöz-Can Tanrıyar bu kuralı ‘Can’lı Hayat’ programı için bozdu. Üç hafta uğraşıp Dinçöz’ü kamera karşısına geçmeye ikna eden Tanrıyar, hayatının en zor anlarını yaşadı.
Tanrıyar ‘Sunucuyum, her şeyi sorarım’ dedi ve sevgilisine ‘Hiç aldatıldın mı?’ sorusunu yöneltti. Çok sinirlenen Dinçöz ‘Bunu nasıl sorarsın? Sende hiç utanma yok mu? Seni bir barda gece yarısı nasıl bastığımı hatırlamıyor musun?’ dedi.
Ardından Tanrıyar’a saldırdı. Ağlayan genç assolist, bu olayı gururuna yediremediğini söyledi. Dinçöz ‘Eğer anlattıklarımdan bir cümle kesilirse, bütün gazetelere kestiğin her şeyi anlatırım. Üstüne üstlük dava açarım’ diye tehdit savurdu.
Petek’in bağırmaları ağırıma gitti tokat attım
“Can’lı Hayat” adlı programda, altı yıllık sevgilisi Petek Dinçöz’ü ağırlayan Can Tanrıyar, sorularıyla ünlü assolisti ağlattı. Tanrıyar, programda ortaya çıkan dayak olayının perde arkasını ise GÜNAYDIN’a anlattı: “Bir mankeni dansa kaldırdım, Petek çıldırdı. Bağırması ağırıma gitti tokat attım”.
Altı yıldır beraber olan televizyoncu Can Tanrıyar ile mankenlikten assolistliğe terfi eden Petek Dinçöz’ün ilişkileri hakkındaki tüm sırlar açığa çıktı. Bir süredir “Can’lı Hayat” adında bir şov programı sunan Can Tanrıyar’ın Ebru Gündeş, Muazzez Ersoy ve Özcan Deniz’den sonraki konuğu Petek Dinçöz oldu. Programa katılması için günlerce Dinçöz’ü ikna etmeye çalışan Tanrıyar, stüdyoda hayat arkadaşının üzerine fazla gelince olanlar oldu. “Ben sunucuyum, her şeyi sorarım” diyerek sözüne başlayan ünlü televizyoncu; “Herkes, ‘Can Tanrıyar olmasaydı Petek Dinçöz olmazdı’ diyor. Bu konuda ne diyorsun?” diye sorunca, düello da başlamış oldu. Dinçöz bu soruya şu cevabı verdi: “Türkan Şoray’ın hayatında yıllarca Rüçhan Adlı vardı. Ama Türkan Hanım 30 yıldır Sultan! Şimdi kimse Rüçhan Adlı’nın adını bile anmıyor.” Bunun üzerine Tanrıyar da; “O zaman benim ölmemi beklemen lazım!” dedi. Ünlü televizyoncu; bu kez “Can Tanrıyar’ın parmağını kırmıştın, nasıl oldu? Anlatır mısın?” deyince, Petek Dinçöz iyice küplere bindi. Dinçöz; “Sen asıl bana attığın tokatların, dayakların hesabını ver! Eğer bu bölümleri kesersen yarın bütün gazeteleri arayıp bana nasıl dayak attığını anlatırım” diyerek ilişkisi hakkında büyük bir itirafta bulundu. Dayak olayını ağlayarak anlatan Dinçöz, ardından masanın üzerindeki suyu Can Tanrıyar’ın üzerine boşalttı. Islanan mikrofonlar arıza yaptı ve çekim sona erdi. Can Tanrıyar dayak olayının perde arkasını Günaydın’a şöyle anlattı: “Şamdan’daydık, bir mankeni dansa kaldırdım. Masaya döndüğümde Petek kıyameti kopardı. Onun o bağırmaları benim de ağırıma gitti ve bir tokat attım. İçkiliydim. Petek elimi tutmaya kalkınca bir tokat daha attım. Tabii yaptığım yanlıştı. Sonra çok üzüldüm. Ama fazla tepkiliydi Petek... Dans etmek nedir ki?”
http://www.haber3.com/detay.haber3?id=52307