PDA

Grafik Görünüm : Enerji Vampirliği



Turgay
08-11-2004, 21:12
James Redfield'in "9 Kehanet" kitabından bir alıntı.
"İnsanoğlu varolduğundan bu yana hep "güç sahibi olmak" ve "bu gücü elinde tutmanın" yollarını aramış, durmuş.Savaşlar, işgaller,emperyalizm ve daha sonra "para ve malın"en büyük güç olduğu bilgisi ile kapitalizm, hep "gücü" elinde tutmanın yolları olarak kullanılmış.Bütün bu izlenen yollar temelde başka insanların enerjisini çalmak ve göreceli olarak daha güçlü, daha kuvvetli olma isteğinin sonucu. Aslında özünde sadece kendi enerjisini yükseltmenin başka yolunu bilmemekten kaynaklanmış.Bu bağlamda bireysel olarak baktığımızda temelde 4 insan tipinin varolduğunu görüyoruz.Hepimiz bu 4 tiplemeden biri ya da birkaçıyız, çünkü şimdiye kadar öyle gördük, öyle öğrendik.
1.Grup:Korkutucular :angry:
Bu grup özellikle aile içinde çocuğa karşı ceza ve korku mekanizmasını kullananlardır."Eğer dersini çalışmazsan şöyle yaparım, böyle yaparım" diyerek çocuğun enerjisini çalmak ve sözde beslenmek isteyenler bu gruba girer.İşin ilginç yanı bu tiplerin bunu hep "sevgi" adı altında yapmaları ve buna gerçekten kendilerini inandırmalarıdır."Ben onun iyiliği için öyle dedim ya da öyle davrandım" çok duyulan sözler değil mi?
Bu gruba anne, baba, öğretmen, müdür,amir, patron vb. örnekler dahildir.Ya da arkadaşları arasında prim yapacağını zanneden çocuk veya gençler de bu gruptadırlar.
2.Grup:Acındırıcılar: :cry:
Bu grup "korkutuculara" karşı reaksiyon olarak kendilerini geliştirmiştir.Korkutucuların enerji çalma yöntemlerine cevap olarak "ben aslında onu kastetmedim, zaten ben hastayım, yaşlıyım ya da cahilim" gibi cevaplarla çaldırdığı enerjiyi tekrar geri kazanma isteğinde olanlardır.Bu yöntem "duygu sömürüsü" olarak bilinen bir yöntem olup, bu gruba özellikle dahil olanlar eziyet gören çocuk, memur, ihtiyar vb.dir.
Aslında gençliğinde "korkutucu" kimliktekiler, yaşlılıklarında "acındırıcı" kimliğe çok rahat dönerler.
3.Grup:Sorgulayıcılar: : :nono:
Bu gruba özellikle aile içi ilişkilerde çok rastlanır."Dün neden iyi geceler denmedi, neden ders çalışılmadı, neden........yapılmadı "vs.vs.vs.Yine özellikle çocuğun çok maruz kaldığı ve aşina olduğu kalıplardır.Bu gruba yine ebeveynler, öğretmenler, görev gereği yaklaşımı ile savcılar, hakimler, polisler vb. girer.Özünde niyet yine kendini iyi ve güçlü hissetmek adına karşıdakinin enerjisiyle beslenmektir.
4.Grup:Mesafeliler: :unsure:
Bu grup "sorgulayıcılara" reaksiyon olarak gelişen bir gruptur.Olaylara ve insanlara uzak kalmaya özel gayret gösterek hiç olmazsa "sorgulayıcıların" enerji hırsızlığından korunmak adına hep tutukturlar.Her zaman bir koruma mesafesi bırakırlar.Hiç olmazsa enerjilerini kaybetmemeye çalışırlar.Tehlike(!) geçinceye kadar da bu sessiz ve mesafeli hallerini sürdürürler.
Aslında hepimiz hayatımızın değişik evrelerinde bu 4 tip insanı oynarız.Durum ve şartlar hangi rolü gerektiriyorsa o kimliğe bürünürüz.Bazımızda özellikle bir grup özelliği baskındır.Bazımızda hepsi beraber çalışır.
Hepsinin ortak yanlışı "hayatımızı idame ettirecek enerjiyi başkalarından almamız gerektiği" bilgisidir.
Yeni Çağ öğretilerinde hedef bu yanlışı düzeltebilmek.Yaşam için gerekli enerjiyi bir ana kaynaktan alarak, kişilerle enerjetik menfaat alışverişini değil sadece sevgi enerjisini paylaşabilmek.Çünkü enerji vampirliği ile alınan enerji aynı mekanizma ile başkası tarafından da çalınacaktır.Bu hep böyle sürer gider.Gerçek bir sevgi gücü değil, kısa süreli enerji şişkinliklerinden ibaret kalacaktır.Ve insanlar bunu "güç" zannetmeye devam edeceklerdir.
Tekamül, korkmadan kalbimizi sevgiye açabilmek ve başkalarını da sevgi enerjimizle güçlendirebilmektir.

doktor
08-11-2004, 21:34
Ben bu vampirlere, vantuzlular diyordum. Onların vantuzlarını apaçık görebiliyorum.. Konuşmaya başladılar mı, oradan kaçasım geliyor. Bir tanesinden de kaçtım sayılır.
Bu bir hastam. 42 yaşında, tam 1 yıl önce, basit bir jinekolojik yakınma ile gelmişti. Genel ultrasonografisini yaparken, sol böbrekte bir kitle gördüm. Tomografi vs derken, hemen ameliyat olması gerekti ve hipernefroma dediğimiz böbrek kanseri olduğu ortaya çıktı.. Onun adına hem sevindim, hem üzüldüm.. Herneyse.. Bu hanım artık benim branşımdan çıktığı için, böbreği ve genel durumu ile ilgili sorularını yanıtlamak yerine, ona moral verme yollarını tercih ettim. Önceleri ayda bir olan ziyaretleri, giderek haftada bire indi.. Her ziyaret 1-1.5 saat sürüyor ve bu hastam, kendini kurtaran ve ameliyat eden ve şu andaki tedavisini sürdüren urolog ve onkologun tedavilerini, bana açıklattırmaya uğraşıyordu. Burada defalarca, onu kendi doktorlarına yönelttiğim halde, sadece bana güvendiğini, benden başka kimseden bilgi almayacağını, ne dersem onu yapacağını söylüyordu. Ziyaretler yetmezse, uzun telefon görüşmeleri oluyordu.

Beni kınayabilirsiniz, ama iş artık çığırından çıkmaya başlamıştı. Ben apaçık vantuzlanmaya başladığımı anladım sonunda.. Çünkü onu asıl tedavi eden doktorlar kötü, asık suratlı, ben iyi....Onun gözünde, durum buydu.. Ben, diğer doktorların istediği tahlilleri yap dersem yapıyor, ertele desem aynen yapıyordu.. Tabii ki böyle birşey mümkün değil.. Ben de yanlış yönlere kayma yolundaydım. Hasta bana hakim olmaya başlamıştı. Bana duyduğu güven, beni onurlandırmıştı :blink: güya.. Bunu fark ettiğim an, artık her aradığında, ona gerçeği söyledim.. Yani başka işlerim olduğunu, Kendi doktorları ne derse, tamamen onu yapması gerektiğini vs..

Beni geçenlerde son kez aradı.. Ne dedi beğenirsiniz :(

Onu kovduğumu .. :(

Of of... Siz siz olun dostlar, bir işe , gereğinden fazla bulaşmayın.. Ve vampirleri iyi tanıyın.

Ya da bunu anlattığım için isterseniz beni kınayın.

doktor
08-11-2004, 21:45
Sevgili Turgay,

Bu konuya el atman çok iyi olmuş.

Mesleğimi çok sevdiğimi söylerken, bir yandan yakındığımı görmeniz, sizi hayal kırıklığına uğratabilir..

Ancak varmak istediğim şu.. Biz sosyal hayattakilerden ziyade, birey olarak, hastalarla çok daha fazla görüşüyoruz. Günde bilmem kaç saatimiz onlarla geçiyor.. "Ben çok iyiyim, bana hele bir bak" diyerek gelen hasta sayısı, milyonların içinde, parmakla sayılır kadar az.

İş bu halde iken, yakınmalar, dertlerle gelen hastaların bu hallerine, haddinden fazla kendimizi kaptırırsak, ne kendimize, ne de onlara iyilik yapmış oluyoruz.. Önceki örneğimdeki gibi, kabaran bir doktor ile, vantuzlayan bir hasta ilişkisi yaşayabiliriz.. Bunun hiçkimseye yararı yok. Gördüğünüz gibi, sonu da hüsran..

Bizler çok dikkatli olmak durumundayız.. Yardım adı altında , nereye kadar destek verebileceğimizi çok iyi hesaplamamız gerekiyor..

Turgay
08-11-2004, 22:20
Sevgili Doktor,
Değerli dostum Halise Baydar'ın çok sevdiğim bir benzetmesi var.O çağrıştı şimdi.Der ki:"İnsanoğlu doğduğunda bir çantayla gelirmiş bu dünyaya.O çantanın ağırlığından dolayı -sen dur ben taşıyayım dediğimiz zaman, sıkıntılarıyla birlikte bütün mükafatlarını, umutlarını da beraber alırmışız."
Yani -senin yerine ben yaşayayım bu hayatı noktasına kadar varabilecek bir yanlış bu.Ne yazık ki ülkem insanında bu çok yoğun yaşanıyor.Çocuklarımız sıkıntı çekmesin biz taşıyalım okul çantalarını derken, hayat çantalarına da göz dikiyoruz bazen hiç farkında olmadan.
Özellikle senin branşında -ben bilmem, beyim bilir'ler çoktur sanırım.Diş hekimliğinde de çok yoğun yaşarız bunu.
-Hangi dişin ağrıyor diye sorulunca beyine bakar, o söylesin der.Hani mümkünse onun dişini çekin der gibi.Jinekolojik muayenede de beyim uzansın diyebilirler yani.
Hadi diyelim, cahildirler ondan taşıtırlar hayat çantalarını.Ama sözde okumuşlarda da hiç farklı olduğunu düşünmüyorum.Hayata dair önemli kararlarda hep bir başkası saflara sürülür.Sonra da -O öyle dedi tabi ondan böyle oldu demezler mi, orada işte yapılacak tek şey var :banana:
Bahsettiğin hastan da sanırım tipik böyle bir örnek.Benim yerime yaşayın diyenlerden.Çok haklısın çok ince bir çizgi var burada.Sorumlulukla, sahiplenmek arasında.Gerçekten dikkatli olmak lazım.
Kendi hayat çantamız yeteri kadar kapsamlı iken başka çantalara "yardım, iyilik" zannederek destek verelim derken tüm bagajların altında ezilmek işten bile değil.Hekim olmanın ekstra zorluğu da burada.Çünkü hayat kurtarma adına, o çantalar fırlatılırcasına size sunuluyor.Hipokrat yemini ve bagaj yığını arasında çok ama çok ince bir çizgi var.Gerçekten senin ve tüm hekimlerin Allah yardımcısı olsun.
Ben İzmir Sağlıklı Yaşam Fuar'ında hazırlattığım broşürde şöyle bir ifade kullanmıştım.
"Şifanız için doktorunuza yardımcı olun.Şifa siz izin verirseniz sizindir." diye.Ve eklemiştim.
"Başkalarının size çiçek hediye etmesini beklemeden siz kendi çiçek bahçenizi yetiştirin."
Bütün dileğim,herkesin kendi çiçek bahçelerinde kendi çantalarının "var olduğu" için şükredebilmesi.

doktor
09-11-2004, 20:02
Sevgili Turgay,

Bu mübarek Kadir gecesinde Allah senden razı olsun. Neden dersen.Şu yazdığın söz, geçirdiğim biraz sıkıntılı bir günden sonra, bana ilaç gibi geldi.. Bu sözü muayenehaneme asacağım.. Çok teşekkürler.

"Şifanız için doktorunuza yardımcı olun.Şifa siz izin verirseniz sizindir.

Bastım gitti. Yarın asacağım

nisan
23-11-2004, 11:07
Sevgili Dostlar, bu sohbet bir kaç yıl önce bir tanıdığıma duyduğum kızgınlıkla yazdığım yazıyı hatırlattı bana. Çok haklısınız. İçinde bulundukları kuyuya zorla sizi de çekmek orada debelenmek isteyen insana yardım çabalarınız karşılıksız kalıyor sonunda, kendi kültürüne uygun bir yaklaşım bulduğunda, siz tü kaka oluyorsunuz. Bu beni çok kızdırmıştı. O günlerde Reiki'yi henüz bilmiyordum. Bugün, olaylara ve insanlara yaklaşımlarımda geçmişimden gelen tecrübem ve bugün edindiğim bilgiler beni daha aydılattı. BUGÜN ÇOK DAHA RAHATIM. :guitar:



İnsanlar arasında susuz kalmak istemiyorsanız, her bardaktan su içmelisiniz,
Temiz kalmak istiyorsanız, her kirli suda yıkanmalısınız.
Tetikte olmayı bırakın, bırakın sizi aldatsınlar.
Avunmak için şöyle deyin kendinize;
Mutsuzluğun sana zarar veremedi, mutluluğunmuş gibi tadını çıkar.
Hayat; oyununu oynamak için iyi oyuncular ister.
Gördüm büyüklenenleri.
İyi oynarlar, isterler ki başkaları da seyretsin onları.
Tam derinlikleri nasıl ölçülebilir ki.
Kendine inanmayı sizden öğrenmek isterler.
Bakışlarınızla beslenirler, övgü isterler.
Kendi derinliklerinde iç çekerler, ”ben neymişim be”.
Onlar için yalanlar mı söyleyelim.
Bunları seyretmekten aldığınız tad bozulmasın,
Sevginizden ve umudunuzdan asla ödün vermeden,
Dikin gözünüzü doruklara.
Bir gün yükselmek istediğinizde, sadece aşağıya bakın, yüksektesinizdir zaten.
Ben hiçliğimin tadını çıkarıyorum.

Sevgilerimle.
Nisan :flowers:

Turgay
23-11-2004, 12:29
Sevgili Nisan,
Dediğin gibi "hiçlik" buysa, yaşasın o "hiçlik".
Gönlüne sağlık, sağol. :bravo:
Sevgilerimle :flowers:

nisan
24-11-2004, 21:38
Sevgili Turgay, Hiçlik hakkında Reiki'yi tanımadan önceki fikirlerim,

Düzme değerlerin,uydurma sözlerin sihrine kapılmadan evvel gördüm ki,
kurtarıcı dediklerini zincire vurmuşlar zaten.
Zincire vurulmadan önce de uyuyordu.
Zaten uyur, o hep uyur.
Onu uyandırdığımda, bana;
“Diz üstünde çık merdivenleri” dedi.
En yüce dorukta kaynıyorken sevgi pınarım,
Susuz kalmış sırıtkan ağızlar gözlerini pınara dikmişler,
Suyu ağılamışlar, pınarın içinden bakarlar bana.
Hayatın gözlerinin içine baktım geçenlerde.
Beni altın oltayla dipten çıkardı,
Hayata dipsizsin dediğimde,
Bütün balıklar böyle söyler dedi.
Haklı bile olsan hayat, şimdi gelgeç diye mi adlandırmalıyım seni.
Ay yükselirken, güneş doğurmak ister gibi.
Öylesine gebe kalmış ufukta.
Bu yalancı gebeliğe inanmıyorum artık.
Gerçek şu ki oyuncağınızı elinizden aldım.
Bana kızıyorsunuzdur, çocuklar gibi kızıyorsunuzdur hem de.
Sadece zarar vermek için hayatı öven zehirli örümceği gördüm diye bana kızmayın.
Kızmayın, ölmeden önce ölmeyi deneyin.
Bana olanlarda, önce çok korktum.
Böylesine alaca bulaca görmemiştim kendimi.
Bugün yüküm ağır.
Üstüme böcekler, solucanlar konsa ne olur.
Yüküm hafiler sadece, aynı kızım gibi.
Bataklıkta sazlar arasında oturup, bizi kimseyi ısırmayız diyenler;
Sadece yolunuzdan çekildim artık.
Çünkü yüküm ağır.
Amin’ini çaldığım kızgın davulcu, ne güzel geldin üstüme.
Güzelliğine bürünmüşsün ama dilsiz konuştun benimle.
Hani bilgeliğin de apaçık ortada.
Dengede duran terazime;
Üç ağır soru attım, diğer kefeye de üç ağır cevap.
Artık sadece doyasıya hiçliğimi yaşıyorum.

01.02.2003
Nisan


Reikiyi Henüz Tanımadım Ama biraz değiştim. Aşamalar mı sorma, ne desem biraz cesaret ister .Değişen ne mi;
nisan

Yalnıza haksızlık etmekten sakınırım. Haklı olsam da kendimi haksız çıkarırım karşısında.
Yalnız olan, acısını nasıl unutur. Bir derin kuyudur o.
Taş atsanız,taş dibe inse kim çıkarabilir taşı.
Yalnızı incitmekten daima sakınırım, sakın ola incitmeyin yalnızı.
Diyelim ki incittiniz. Eh artık öldürün de.
Korkunçtur ona haksızlık etmek, haksızlığa yalnız katlandığını seyretmek.
Yalnızlığı kimsesizlikle karıştırmamak gerek.
Yalnıza, derinliğini anlamak için sonda gibi birkaç soru salsak yüreğine, bir bakarsın, kendinden öte sevmeye hazır, sadece gözyaşını tanımış, gençliğinde yaşlanmış olgunlaşamadan....
Genç olanın, hamdır sevgisi, nefreti hamdır.
Gençken yalnız yaşlanmaya katlanmayı öğütleyemem doğrusu.
Bugünün ruhu, kanatları bağlı gençleri, üzülüyor evet çok üzülüyorum sizler için.
Yalnızlığınızla baş etme gününüz daha gelmedi. Yaşlanmak için çok erken daha.
Kurtçukların içini boşalttığı bir ağacın dalında tatlanmayı bekleyen meyveler, henüz olgunlaşamadan,
ilk fırtınaya yenik düşerler.
Sağlam dallar bulup sıkıca tutunmak, sağlam olan bütün değerlerin hırsızı olup, sevgiden yana açık elle, ayak basılmadık yol bulup inançla yürümekten başka çare yok gibi.
Aynaya baktığımda gördüğüm, yalnızlığıma rağmen güçlenen kendi yüzüm. Kusurum, usul kükremeyi hiç öğrenemedim.
Kaşınırken hırçın duygularım, katıksız yüreğimde beslediğim sevgime unutmadım şükretmeyi.
Yeryüzü cennet, bugünüm sonrasızlık, kirli sözlerden arınmış temizliğim ve... yalnızlığımla 46 yılı devirdim.


(Bugün yaş 48 )
NİSAN



Salt duygularımdan ödün vermeden yine anlatma çabası içindeyim hoş gör lütfen;


Bir gün dünya ayaklarımın altından çekiliverdi. Artık her şey boşa çabaydı. Dünyada bozulmadan kalabilmiş tek gerçek (ölüm) karşısında duyduğum çaresizlik bana bu hisleri vermişti...

Vermişti diyorum çünkü bugün farklı düşünüyorum.

Yorgunluğum yüzünden el etek çekmedim hayattan Öfkem burnumdan fışkırmış beni katletmek üzereydi.

Kabullenmek zihnimi eğitmek uzunca bir zamanımı aldı.

Bugün diyorum ki, bu gerçeği yaşamak için önce var olmak gerekir. Gerçek benim gerçeğim, rüyalar benim rüyalarım, kimse bunları benim yerime yaşayamaz.

Yaşam güzeldir, ama gerçek de yaşam kadar güzeldir.

Bu bütünlüğü düşünürken gerçeğin hakkını verdim.

Denge kuruldu.

Acılar küllendi, acı içinde değil de, sevgiyle andığım kayıplarım var. Gündüzüm gecem, yazım kışım, karanlığım aydınlığım sakin ve huzur dolu, sevgi dolu.

Gerçek bize meydan okuyor gibi görünse de, yaşayacak bir tek nefesim kalsa da o nefesin anlamını bilerek yaşayacağım.



Sevgilerimle.



Nisan


Bu gün mü Sevgili Turgay
Sevgi dolu yüreğim kime ne anlatır acaba. Ben artık sevgimi rehberliğimi doyasıya yaşamak için neddeennsee çok acelem var.

Turgay
26-11-2004, 11:39
Sevgili Nisan,
O güzel ifadelerini tekrar tekrar okumadan hemen dönmek istemedim."Enerji Vampirliği"ne dair hepimizin hayatında olduğu gibi senin de yaşadığın ve bu kadar güzel ifadelendirdiğin paylaşımın için hepimiz adına sonsuz teşekkürler.
Çok sevgili bir ağabeyimin dediği gibi "Hayatın kıyısında dolaşanlar" ın, insanın ve gerçek zannedilenin içindeki asıl gerçeği ararken yaşadıkları çok sancılı oluyor.
O tek nefes kalsa bile "o"nun anlamını bilebilmek mutlak böyle bir evveliyatı yaşamakla mümkün.
Bazen koca bir maratonu geçtiğimiz için son on metre koşulamaz gibi geliyorken bazen de her yeni start'ta bitiş çizgisine ulaşabilmenin acelesi ve çocuksu heyecanını yaşıyoruz.O çizgiye ulaşana kadar yaşananları ne yazık ki "pas geçerek" ya da "zannederek" tamamlıyoruz çoğu parkuru. Aslında kendi bitiş çizgisini görmek istemekten başka beklentisi olmayanları "sorun" ya da "tehlike" görerek.
Pistteyken aynı anda tribünden de seyredebilir seviyeyi yakaladığımızda o "yarış" zannettiğimiz koşunun sadece "kendimizle yarış" olduğunu farkedebiliyoruz.O "an" duruyor herşey.Farkına vardığımız an sorgulamalarımız başlıyor."Ben kiminle yarışıyorum, ya da yarıştığımı zannediyorum, ya da neyi ispatlamaya çalışıyorum."
"An'da zamansızlık ya da zamansızlıkta An'ı yakalamak"
Bunu yakalayabilenlerden olduğun için seni tekrar kutluyorum sevgili Nisan.Gönlüne sağlık.

nisan
26-11-2004, 11:52
Sevgili Turgay Teşekkür ederim,

Yaşadıklarım bir başkası tarafından ancak bu kadar doğru ifade edilebilirdi. Çook doğru. Gözyaşlarıma engel olamadım. Kendimi daha iyi hissetmemi sağladığın için teşekkür ederim.
Sevgilerimle
Nisan

sarass
15-03-2008, 21:17
Yalnızlığı kimsesizlikle karıştırmamak gerek.
Yalnıza, derinliğini anlamak için sonda gibi birkaç soru salsak yüreğine, bir bakarsın, kendinden öte sevmeye hazır, sadece gözyaşını tanımış, gençliğinde yaşlanmış olgunlaşamadan....
Genç olanın, hamdır sevgisi, nefreti hamdır.
Gençken yalnız yaşlanmaya katlanmayı öğütleyemem doğrusu.
Bugünün ruhu, kanatları bağlı gençleri, üzülüyor evet çok üzülüyorum sizler için.
Yalnızlığınızla baş etme gününüz daha gelmedi. Yaşlanmak için çok erken daha.
Kurtçukların içini boşalttığı bir ağacın dalında tatlanmayı bekleyen meyveler, henüz olgunlaşamadan,
ilk fırtınaya yenik düşerler.
Sağlam dallar bulup sıkıca tutunmak, sağlam olan bütün değerlerin hırsızı olup, sevgiden yana açık elle, ayak basılmadık yol bulup inançla yürümekten başka çare yok gibi.
Aynaya baktığımda gördüğüm, yalnızlığıma rağmen güçlenen kendi yüzüm. Kusurum, usul kükremeyi hiç öğrenemedim.
Kaşınırken hırçın duygularım, katıksız yüreğimde beslediğim sevgime unutmadım şükretmeyi.
Yeryüzü cennet, bugünüm sonrasızlık, kirli sözlerden arınmış temizliğim ve... yalnızlığımla 46 yılı devirdim.
............
Bir gün dünya ayaklarımın altından çekiliverdi. Artık her şey boşa çabaydı. Dünyada bozulmadan kalabilmiş tek gerçek (ölüm) karşısında duyduğum çaresizlik bana bu hisleri vermişti...

Vermişti diyorum çünkü bugün farklı düşünüyorum.

Yorgunluğum yüzünden el etek çekmedim hayattan Öfkem burnumdan fışkırmış beni katletmek üzereydi.

Kabullenmek zihnimi eğitmek uzunca bir zamanımı aldı.

Bugün diyorum ki, bu gerçeği yaşamak için önce var olmak gerekir. Gerçek benim gerçeğim, rüyalar benim rüyalarım, kimse bunları benim yerime yaşayamaz.

Yaşam güzeldir, ama gerçek de yaşam kadar güzeldir.

Bu bütünlüğü düşünürken gerçeğin hakkını verdim.

Denge kuruldu.

Acılar küllendi, acı içinde değil de, sevgiyle andığım kayıplarım var. Gündüzüm gecem, yazım kışım, karanlığım aydınlığım sakin ve huzur dolu, sevgi dolu.

Gerçek bize meydan okuyor gibi görünse de, yaşayacak bir tek nefesim kalsa da o nefesin anlamını bilerek yaşayacağım.
.............
Nisan



arşivin tozundan arındırıp, dört yıl önceki muhteşem diyalogları okumanızı öneririm..:flowers:
her biri ayrı ayrı, kişisel deneyimlerin genele en içten izdüşümleri..:kalp:
çoktandır bu kadar samimi, içimde bu kadar yankı bulan yazı okumamıştım..:kalp:

bütün yokuşların kendimize çıktığı öykülerimiz de "An'da zamansızlık yada zamansızlıkta An'ı yakalamak" dileğimle..:flowers:

sevgiler:kalp:

Redflame
17-03-2008, 17:40
teşekkürler:kalp:teşekkürler:kalp:teşekkürler:kalp :