Mavi
01-11-2004, 15:30
Amerikandaki Woods Hole Oşinografi Enstitüsünde bir deney yapılmış...
Bir akvaryumu camla ortadan ikiye bölmüşler. Olmuş iki akvaryum. Sonra bir tarafa yırtıcı barrakuda balığı koymuşlar, diğer tarafa da gariban dubar balığını yerleştirmişler. Bu arada, barrakuda bizim denizlerimizde pek sık rastlanan bir cins değilmiş, okyanuslarda yaşıyormuş ve köpek balığından daha tehlikeliymiş. Nedenine gelince, insani bir lokmada yutmuyor, küçük küçük lokmalar halinde tadına vararak yiyormuş. Tam bir “gurme” anlayacağınız. Neyse, konuyu dağıtmayalım, dubarı gören barrakuda ağzının suları akarak o yöne doğru hamle yapmış. Tabii kafayı aynen cama vurmuş. Birkaç denemede daha bulunan barrakuda kafayı gözü dağıtmış. Ne yaptıysa dubara ulaşıp afiyetle yiyememiş. Sonunda bakmış ki bu iş olmayacak, ava gittikçe avlanacak, bırakmış macerayı. Araştırmacılar daha sonra aradaki cam engeli ortadan kaldırmışlar. Bizim barrakuda engel kalktığı halde dubara hiç saldırmamış. Bu hadiseden sonra barrakuda sınırlarını öğrenmiş ve HADDİNİ BİLMİŞ.
Aslında kendimizi araştırmada kullanılan barrakuda balığına benzetebiliriz. Bir şeye karar veririz, iştahımız kabarır ve onu elde etmek yada yapmak isteriz. İlk denemelerimizde başarısız olabiliriz. Belki daha sonraki denemelerde de... Ama bir gün o arzuladığımız şeye ulaşacak gücümüz ve imkanımız olduğu halde ve belki engeller de ortadan kalktığında, sadece umutlarımızı yitirdiğimiz ve hayal kırıklığına uğradığımız için vazgeçeriz.
Ne kötü değil mi? küçük bir çocukken bize çok kötü resim yaptığımız, asla ressam olamayacağımız söylendi belki. Resim yapmayı sevdiğimiz halde bu sevdadan vazgeçeriz yada şarkı söylemeyi denesek sesimizin ne kadar kötü olduğundan söz eder, umutlarımızı kırar bazıları... Böylece sınırlanır kalırız. Ben resim yapamam, şarkı söyleyemem, basket atamam, iyi yüzemem, kibar olamam, güzel konuşamam, başarılı olamam diye düşünürüz. Tıpkı o barrakuda gibi oluruz yani.
Gelin şimdi bunu değiştirelim! Belki de aradaki cam çoktan kalktı ..."
Bir akvaryumu camla ortadan ikiye bölmüşler. Olmuş iki akvaryum. Sonra bir tarafa yırtıcı barrakuda balığı koymuşlar, diğer tarafa da gariban dubar balığını yerleştirmişler. Bu arada, barrakuda bizim denizlerimizde pek sık rastlanan bir cins değilmiş, okyanuslarda yaşıyormuş ve köpek balığından daha tehlikeliymiş. Nedenine gelince, insani bir lokmada yutmuyor, küçük küçük lokmalar halinde tadına vararak yiyormuş. Tam bir “gurme” anlayacağınız. Neyse, konuyu dağıtmayalım, dubarı gören barrakuda ağzının suları akarak o yöne doğru hamle yapmış. Tabii kafayı aynen cama vurmuş. Birkaç denemede daha bulunan barrakuda kafayı gözü dağıtmış. Ne yaptıysa dubara ulaşıp afiyetle yiyememiş. Sonunda bakmış ki bu iş olmayacak, ava gittikçe avlanacak, bırakmış macerayı. Araştırmacılar daha sonra aradaki cam engeli ortadan kaldırmışlar. Bizim barrakuda engel kalktığı halde dubara hiç saldırmamış. Bu hadiseden sonra barrakuda sınırlarını öğrenmiş ve HADDİNİ BİLMİŞ.
Aslında kendimizi araştırmada kullanılan barrakuda balığına benzetebiliriz. Bir şeye karar veririz, iştahımız kabarır ve onu elde etmek yada yapmak isteriz. İlk denemelerimizde başarısız olabiliriz. Belki daha sonraki denemelerde de... Ama bir gün o arzuladığımız şeye ulaşacak gücümüz ve imkanımız olduğu halde ve belki engeller de ortadan kalktığında, sadece umutlarımızı yitirdiğimiz ve hayal kırıklığına uğradığımız için vazgeçeriz.
Ne kötü değil mi? küçük bir çocukken bize çok kötü resim yaptığımız, asla ressam olamayacağımız söylendi belki. Resim yapmayı sevdiğimiz halde bu sevdadan vazgeçeriz yada şarkı söylemeyi denesek sesimizin ne kadar kötü olduğundan söz eder, umutlarımızı kırar bazıları... Böylece sınırlanır kalırız. Ben resim yapamam, şarkı söyleyemem, basket atamam, iyi yüzemem, kibar olamam, güzel konuşamam, başarılı olamam diye düşünürüz. Tıpkı o barrakuda gibi oluruz yani.
Gelin şimdi bunu değiştirelim! Belki de aradaki cam çoktan kalktı ..."