Rapala
23-05-2008, 16:57
ŞİMDİ’NİN GÜCÜ - ECKHART TOLLE - AKAŞA YAYINLARISİZ ZİHİN DEĞİLSİNİZ
Aydınlanma sözcüğü insanüstü bir başarıyı çağrıştırır ve ego bunun böyle olmasını ister. Oysa aydınlanma varlıkla Bir’liği hissetmenizden, yani doğal halinizden başka bir şey değildir. O ölçülemez ve yok edilemez bir şeyle, aslında siz olan ama yine de sizden çok daha büyük olan bir şeyle birlik halidir, ismin ve formun ötesindeki gerçek doğanızı bulmaktır. Birliği hissedememe hali, kendinizden ve çevrenizdeki dünyadan ayrı olduğunuz illüzyonuna yol açar. O zaman kendinizi bilinçli ya da bilinçsiz olarak tecrit olmuş bir parça gibi algılar, korkuya kapılırsınız, içinizde ve dışınızda yaşadığınız çatışma normal haliniz olur.
Varlık, doğuma ve ölüme tabi sayısız yaşam formunun ötesindeki sonsuz ve hep var olan Bir (Tek) Yaşam’dır. Bununla birlikte Varlık sadece her formun ötesinde değil aynı zamanda her formun derinliklerinde de bulunur, çünkü o her formun en içteki görünmez ve yok edilemez özüdür. Bu, onun en derin benliğiniz ve gerçek doğanız olduğu, ona ulaşabileceğiniz anlamına gelir. Ama onu zihninizle kavramaya ve anlamaya çalışmayın, onu ancak zihin sessizleştiğinde bilebilirsiniz. Siz orada mevcutken, dikkatiniz yoğun bir şekilde ŞİMDİ’de bulunurken Varlık hissedilebilir, ama asla zihinle anlaşılamaz. Varlığın farkındalığını yeniden kazanmak ve “hissetme idrakinde” kalabilmek aydınlanmadır.
Varlık sözcüğü hiçbir şeyi açıklamaz, Tanrı sözcüğü de öyle. Bununla birlikte Varlık sözcüğü açık bir kavram olma avantajına sahiptir, çünkü sonsuz ve görünmez olanı sonlu bir varlığa indirgemez, onun zihinsel bir imgesini oluşturmak da olanaksızdır. Hiç kimse Varlığa tek başına sahip olduğunu iddia edemez, o sizin ta özünüzdür. Ona kendi mevcudiyetinizin hissi olarak, Ben’im idraki olarak bir anda ulaşabilirsiniz, böylece Varlık sözcüğü varlık deneyiminden sadece bir adım uzaktadır.
Zihinle özdeşleşme, düşünmenin durdurulamaz ve istem dışı hale gelmesine sebep olur. Düşünmeyi durduramamak korkunç bir derttir, ama biz bunu fark etmeyiz, çünkü herkes bu derdi çekmektedir, böylece o normal bir durum haline gelir. Ardı arkası kesilmez zihinsel gürültü, Varlığa ayrılmaz biçimde bağlı o içsel sessizlik ve sükunet alemini bulmanızı engeller, ayrıca bir korku ve ıstırap gölgesi oluşturan sahte ve zihin ürünü bir benlik yaratır.
Filozof Descartes ünlü “Düşünüyorum öyleyse varım” bildiriminde bulunduğunda en temel gerçeği bulduğunu sanıyordu, oysa en temel yanlışı bulmuştu. Düşünmeyi Varlığa ve kimliği düşünmeye eşitlemişti. İstem dışı düşünür, aşikar bir ayrılık hali içinde sorunlardan ve çatışmadan oluşan delicesine karmaşık ve zihnin sürekli parçalanmasını yansıtan bir dünyada yaşar. Aydınlanma bir bütünlük, “Bir” olma, dolayısıyla huzur içinde olma halidir. O hem yaşamın tezahür etmiş veçhesiyle, yani dünyayla bir olmak, hem de en derin benliğinizle, yani Tezahür Etmemiş Yaşamla, Varlıkla bir olmaktır. Aydınlanma sadece ıstırabın, iç ve dışınızdaki sürekli çatışmanın sonu değil, aynı zamanda kesintisiz düşünmenin korkunç esaretinin de sonudur. Bu ne inanılmaz bir özgürlüktür!
Zihinle özdeşleşme, tüm gerçek ilişkinin önünü kesen donuk bir kavramlar, etiketler, imgeler, sözcükler, yargılar ve tanımlamalar perdesi yaratır. O sizinle sizin, sizinle diğer insanların, sizinle doğanın, sizinle Tanrının arasına girer. Ayrılık illüzyonunu, diğerlerinden tümüyle ayrı olduğunuz illüzyonunu yaratan bu düşünce perdesidir. Böylece fiziksel görünümler ve ayrı formlar düzeyinin altındaki her şeyle bir olduğunuz asli gerçeğini unutursunuz. Unutmaktan kastım artık bu Bir’liği aşikar bir realite olarak hissedememenizdir. Onun doğru olduğuna inanabilirsiniz, ama artık onun doğru olduğunu bilmezsiniz. Bir inanç rahatlatıcı olabilir, ancak sadece onu deneyimlediğiniz zaman özgürleştirici hale gelir.
Zihin eğer doğru biçimde kullanılırsa muhteşem bir alettir, ama yanlış biçimde kullanılırsa çok yıkıcı hale gelir. Sorunu doğru biçimde koymak gerekirse bu zihninizi yanlış biçimde kullanmanızdan değil hiç kullanmamanızdan kaynaklanır. O sizi kullanır, hastalık da budur. Siz zihin olduğunuza inanırsınız, yanılgı budur. Böylece alet sizi ele geçirir ve yönetir. Zihinle özdeşleştiğinizde onun kölesi olursunuz, hem de farkında olmadan. Özgürlüğün başlangıcı “düşünen” olmadığınızı fark etmektir. “Düşüneni izlemeye” başladığınız anda daha yüksek bir bilinç düzeyi hemen harekete geçer. O zaman düşüncenin ötesinde engin bir zeka aleminin bulunduğunu fark etmeye başlarsınız. Düşüneni izlemekten kastettiğim şey, “kafanızdaki sesi dinleyin, orada bir tanık olarak bulunun” demenin bir başka yoludur. Bu sesi tarafsız bir biçimde, yani yargılamadan dinlemelisiniz. İşittiğiniz şeyi yargılamayın ya da suçlamayın, çünkü böyle yapmak aynı sesin bu kez arka kapıdan girmesine neden olur. Çok geçmeden şunu fark edeceksiniz, ses vardır ve ben burada onu dinliyorum, izliyorum. Bu ben farkındalığı, bu kendi varlığınızı hissetmeniz bir düşünce değildir. O zihnin ötesinden yükselen bir şeydir.
Düşünceyi izlerken sadece düşüncenin değil kendinizin de farkında olursunuz, böylece ortaya yeni bir bilinç boyutu çıkar. Düşünceyi dinlerken onun ardındaki bilinçli mevcudiyeti, daha derin benliği hissedersiniz. O zaman düşünce üzerinizdeki gücünü yitirir ve hızla çekip gider, çünkü artık zihne güç vermemektesinizdir. Bu, kesintisiz düşünmenin sonunun başlangıcıdır. Bir düşünce çekip gittiğinde zihinsel akışta bir kesinti, bir düşünce boşluğu deneyimlersiniz. İlk önce bu boşluklar birkaç saniye kadar sürecek, ama sonradan yavaş yavaş uzayacaktır. Bu boşluklar ortaya çıktığında içinizde belirli bir sessizlik ve huzur hissedersiniz. Bu varlıkla bir olduğunuzu hissettiğiniz doğal halin başlangıcıdır. Uygulama arttıkça huzur duygusu da derinleşecektir, aslında bu derinliğin sonu yoktur. Ayrıca varlığınızın derinliklerinden süptil bir sevincin yükseldiğini de hissedeceksiniz, bu Varlığın sevincidir.
Sözünü ettiğimiz transa benzer bir hal değildir, burada bilinç hiçbir biçimde yitirilmez, tam tersi olur. Eğer huzurun bedeli bilincinizi zayıflatmaksa, eğer sessizliğin bedeli canlılığınızı ve uyanıklığınızı yitirmekse onlara sahip olmaya değmez. Bu içsel birleşme halinde son derece uyanık ve farkında olursunuz. Düşüneni izlemek yerine dikkatinizi şimdi’ye yönelterek de düşünce akışında bir kesinti, bir boşluk yaratabilirsiniz. Sadece içinde bulunduğunuz an’ın yoğun biçimde bilincinde olun, derin doyum veren bir şeydir bu. Bu yolla bilincinizi zihinsel faaliyetten uzaklaştırıp son derece uyanık ve farkında olduğunuz, ama düşünmediğiniz bir düşüncesizlik boşluğu yaratırsınız. Meditasyonun özü budur. Düşünce akışında bir aralık, bir boşluk yarattığınız her seferinde bilincinizin ışığı güçlenir.
Siz büyürken kendinizle, kim olduğunuzla ilgili bir imaj oluşturursunuz. Buna hayalet benlik ya da ego diyebiliriz. Ego için şimdiki an mevcut değildir, o sadece geçmişe ve geleceğe önem verir. Gerçeğin bu tersine çevrilişi egosal zihnin bozuk işlevli olduğunu gösterir. O daima geçmişi canlı tutmakla ilgilenir, çünkü geçmişiniz olmadan kim olduğunuz belli değildir. Ego, varlığını sürdürmek, bir tür rahatlık ve kurtuluş ya da doyum aramak için kendini sürekli geleceğe projekte eder. O şöyle der: “Bir gün şu ya da bu gerçekleştiğinde ben mutlu ve huzurlu olacağım.” Ego şimdi’yle, yani yaşanan an’la ilgileniyormuş gibi göründüğünde bile aslında ilgilendiği şey şimdi değildir. Yaşanan an’ı geçmişin gözleriyle gördüğünden onu tümüyle yanlış algılar ya da yaşanan an’ı hedefe götüren bir vasıtaya indirger. Bu hedef, daima zihnin projekte ettiği gelecekte yatan bir hedeftir. Zihninizi gözlemleyin bunun böyle işlediğini göreceksiniz. Şimdiki an özgürlüğün anahtarını barındırır, ama zihin olduğunuz sürece şimdiki anı bulamazsınız.
Zihnin egemenliği bilincin evriminde bir aşamadan başka bir şey değildir. Bizim acil bir durumdan ötürü bir sonraki aşamaya geçmemiz gerekiyor, aksi takdirde bir canavara dönüşmüş zihin tarafından yok edilebiliriz! Düşünme ve bilinç eşanlamlı değildir, düşünme bilincin sadece küçük bir veçhesidir. Düşünce bilinç olmadan var olamaz, oysa bilincin düşünceye ihtiyacı yoktur. Aydınlanma düşüncenin üzerine yükselme demektir, düşüncenin altındaki bir düzeye, hayvan ya da bitki düzeyine düşmek değil! Aydınlandığınız zaman eğer gerekiyorsa düşünen zihninizi yine kullanırsınız, ama bunu eskisinden daha odaklanmış şekilde yaparsınız. Zihninizi kullandığınızda, özellikle de yaratıcı bir çözüme ihtiyacınız olduğunda, birkaç dakikada bir düşünceyle sessizlik arasında gidip gelirsiniz. Düşüncesizlik hali düşüncesiz bilinçtir, ancak bu şekilde yaratıcı biçimde düşünmek mümkündür, çünkü ancak bu şekilde düşünce gerçek bir güce sahip olabilir. Düşünce çok daha geniş bilinç alemine bağlı değilse kısır, anlamsız ve yıkıcı hale gelir. Tüm gerçek sanatçılar farkında olsalar da olmasalar da bir düşüncesizlik yerinden, bir içsel sessizlikten yaratırlar. Daha sonra zihin bu yaratıcı dürtüyü ya da iç görüyü şekillendirir, ona form verir. Büyük bilim adamları bile yaratıcı hamlelerinin zihinsel bir sessizlik anında belirdiğini söylemişlerdir.
Bedeninizdeki yaşam mucizesi zihin yoluyla, yani düşünce yoluyla yaratılıp sürdürülmemiştir. Burada zihinden çok daha büyük bir akıl ve zeka iş başındadır. Nasıl olur da bir inç’in binde biri büyüklükte bir insan DNA’sı her biri 600 sayfadan oluşan bin kitabı dolduracak bilgi ve talimat barındırabilir? Beden hakkında daha çok şey öğrendikçe onun içinde işleyen zekanın ne kadar engin olduğunu fark ediyoruz. Zihin o zekayla bağlantı kurduğunda olağanüstü bir alete dönüşür.
Ben zihin derken sadece düşünceleri kastetmiyorum. O aynı zamanda duygularınızı ve tüm bilinçsiz tepkisel kalıplarınızı da içerir. Duygu, zihnin ve bedenin buluştuğu yerde ortaya çıkar, o bedenin zihninize gösterdiği tepkidir ya da buna zihninizin bedendeki yansıması diyebilirsiniz. Örneğin bir saldırı düşüncesi ya da düşmanca bir düşünce bedende öfke dediğimiz bir enerji birikimi yaratır. Beden hemen dövüşmeye hazırlanır, fiziksel ya da psikolojik olarak tehdit edildiğiniz düşüncesi bedenin kasılmasına neden olur, işte bu korku dediğimiz şeyin fiziksel yanıdır. Araştırmalar güçlü duyguların bedenin biyokimyasında değişikliklere neden olduğunu göstermiştir. Biyokimyasal değişiklikler duygunun fiziksel ya da maddesel veçhesini temsil ederler. Kuşkusuz tüm düşünce kalıplarınızın bilincinde değilsiniz, genelde duygularınızı izleyerek onları fark edebilirsiniz. Düşüncelerinizle, yargı ve yorumlarınızla daha çok özdeşleştikçe, yani izleyen bilinç olarak orada daha çok mevcut oldukça, farkında olsanız da olmasanız da duygusal enerji birikimi daha güçlü olacaktır. Eğer duygularınızı hissedemezseniz, eğer onlarla bağlantınız kesilmişse en sonunda onları fiziksel düzeyde bir hastalık ya da hastalık belirtisi olarak deneyimlersiniz.
Eğer zihninizi gerçekten tanımak istiyorsanız beden size daima doğru bir yansıma verecektir, bu yüzden duyguya bakmanız ya da onu bedeninizde hissetmeniz gerekir. Eğer ikisi arasında belirgin bir çatışma varsa, düşünce yalanı duygu ise gerçeği söylüyor demektir. Bu kim olduğunuzla ilgili en yüksek gerçek değil, o sıradaki ruh halinizle ilgili görece gerçektir. Yüzeydeki düşüncelerle, bilinçsiz zihinsel süreçler arasında çatışma çok görülen bir durumdur. Bilinçsiz zihin faaliyetinizi düşünceler olarak fark edemeyebilirsiniz, ama o daima bedene bir duygu olarak yansıyacaktır ve bunu fark edebilirsiniz. Bir duyguyu bu şekilde izlemek, bir düşünceyi dinlemek ya da izlemekle aynı şeydir. Aradaki tek fark, düşünce kafanızda bulunurken duygunun güçlü bir fiziksel unsura sahip olması ve öncelikle bedende hissedilmesidir. O zaman onun tarafından yönetilmeden duygunun orada bulunmasına izin verebilirsiniz. Siz artık duygu değilsinizdir, izleyen, gözlemleyen varlıksınızdır. Eğer bunu uygularsanız bilinçsiz olan her şey bilincin ışığına çıkacaktır. Eğer bir duygu mevcut değilse dikkatinizi daha derinlere, bedeninizin içsel enerji alanına yöneltin, o Varlığa açılan kapıdır.
Benlik duygunuzu zihinle özdeşleşmekten, yani egodan almaktan vazgeçene dek acıdan kurtulamazsınız. Egoyla özdeşleşmeyi bıraktığınızda zihin iktidardan düşer ve Varlık gerçek doğanız olarak kendini açığa vurur. Kendinizi zihnin egemenliğinden kurtarana dek sevgi, sevinç ve huzur büyüyüp gelişemez. Onlar duygu değildir, duygunun ötesinde çok derin düzeydeki şeylerdir. Sevgi, sevinç ve huzur Varlığın derin halleridir, bu yüzden zıtları yoktur. Oysa diğer duygular ikilikçi zihnin parçası olduklarından zıtlar yasasına tabidirler. Bu basit olarak iyi olmadan kötüye sahip olamayacağınız anlamına gelir. Aydınlanmamış zihinle özdeşleştiğinizde bazen sevinç olarak adlandırdığınız şey çoğu kere sürekli değişen acı-haz döngüsünün kısa süren haz bölümüdür. Haz daima dışınızdaki bir şeyden alınır, oysa sevinç içinizden yükselir. Bugün size haz veren şey yarın acı verebilir. Çoğunlukla sevgi olarak görülen şey bir süre haz verici olabilir, ama ona bağımlı olduğunuzda bir anda zıddına dönüşebilir. Bu yüzden birçok sevgi ilişkisi başlangıçtaki esrime hali geçtikten sonra sevgiyle nefret, çekimle saldırı arasında gider gelir.
Tüm arzular, zihnin, Varlığın sevinci yerine dışsal şeylerde ya da gelecekte kurtuluş ve doyum aramasıdır. Zihin olduğunuz sürece arzular, gereksinimler, bağlılık ve nefretlersiniz, onlardan ayrı bir Ben’iniz yoktur. O hal içindeyken özgürleşme ve aydınlanma arzunuz bile gelecekte doyum bulacak ya da gerçekleşecek bir başka arzudur. Bu yüzden arzudan kurtulmuş hale gelmeye ya da aydınlanmaya çalışmayın. An’da var olun, orada zihnin gözlemcisi olarak bulunun.
İnsanlar inayet halinden düştükleri, (cennetten kovuldukları) zaman ve zihin alemine girdikleri ve varlığın farkındalığını yitirdikleri günden beri, yani binlerce yıldır acının pençesinde kıvranmışlar, kendilerini yabancı bir evrende Kaynak’tan kopmuş haldeki anlamsız parçalar olarak algılamaya başlamışlardır. Zihninizle özdeşleştiğiniz sürece acı kaçınılmazdır. Ben aslında fiziksel acının ve hastalığın da ana nedeni olan duygusal acıdan söz ediyorum. İçerleme, nefret, kendine acıma, suçluluk duygusu, öfke, depresyon, kıskançlık ve en hafif sinirlenme bile bir acı biçimidir. Her haz ya da duygusal yücelik içinde ayrılmaz zıddını ve zamanla tezahür edecek acının tohumlarını taşır. Kafayı bulmak için uyuşturucu kullanan herkes, o anda duyulan hazzın sonunda acıya dönüşeceğini bilir.
ŞİMDİ’NİN GÜCÜ - ECKHART TOLLE - AKAŞA YAYINLARI (Sayfa: 32-51)
Aydınlanma sözcüğü insanüstü bir başarıyı çağrıştırır ve ego bunun böyle olmasını ister. Oysa aydınlanma varlıkla Bir’liği hissetmenizden, yani doğal halinizden başka bir şey değildir. O ölçülemez ve yok edilemez bir şeyle, aslında siz olan ama yine de sizden çok daha büyük olan bir şeyle birlik halidir, ismin ve formun ötesindeki gerçek doğanızı bulmaktır. Birliği hissedememe hali, kendinizden ve çevrenizdeki dünyadan ayrı olduğunuz illüzyonuna yol açar. O zaman kendinizi bilinçli ya da bilinçsiz olarak tecrit olmuş bir parça gibi algılar, korkuya kapılırsınız, içinizde ve dışınızda yaşadığınız çatışma normal haliniz olur.
Varlık, doğuma ve ölüme tabi sayısız yaşam formunun ötesindeki sonsuz ve hep var olan Bir (Tek) Yaşam’dır. Bununla birlikte Varlık sadece her formun ötesinde değil aynı zamanda her formun derinliklerinde de bulunur, çünkü o her formun en içteki görünmez ve yok edilemez özüdür. Bu, onun en derin benliğiniz ve gerçek doğanız olduğu, ona ulaşabileceğiniz anlamına gelir. Ama onu zihninizle kavramaya ve anlamaya çalışmayın, onu ancak zihin sessizleştiğinde bilebilirsiniz. Siz orada mevcutken, dikkatiniz yoğun bir şekilde ŞİMDİ’de bulunurken Varlık hissedilebilir, ama asla zihinle anlaşılamaz. Varlığın farkındalığını yeniden kazanmak ve “hissetme idrakinde” kalabilmek aydınlanmadır.
Varlık sözcüğü hiçbir şeyi açıklamaz, Tanrı sözcüğü de öyle. Bununla birlikte Varlık sözcüğü açık bir kavram olma avantajına sahiptir, çünkü sonsuz ve görünmez olanı sonlu bir varlığa indirgemez, onun zihinsel bir imgesini oluşturmak da olanaksızdır. Hiç kimse Varlığa tek başına sahip olduğunu iddia edemez, o sizin ta özünüzdür. Ona kendi mevcudiyetinizin hissi olarak, Ben’im idraki olarak bir anda ulaşabilirsiniz, böylece Varlık sözcüğü varlık deneyiminden sadece bir adım uzaktadır.
Zihinle özdeşleşme, düşünmenin durdurulamaz ve istem dışı hale gelmesine sebep olur. Düşünmeyi durduramamak korkunç bir derttir, ama biz bunu fark etmeyiz, çünkü herkes bu derdi çekmektedir, böylece o normal bir durum haline gelir. Ardı arkası kesilmez zihinsel gürültü, Varlığa ayrılmaz biçimde bağlı o içsel sessizlik ve sükunet alemini bulmanızı engeller, ayrıca bir korku ve ıstırap gölgesi oluşturan sahte ve zihin ürünü bir benlik yaratır.
Filozof Descartes ünlü “Düşünüyorum öyleyse varım” bildiriminde bulunduğunda en temel gerçeği bulduğunu sanıyordu, oysa en temel yanlışı bulmuştu. Düşünmeyi Varlığa ve kimliği düşünmeye eşitlemişti. İstem dışı düşünür, aşikar bir ayrılık hali içinde sorunlardan ve çatışmadan oluşan delicesine karmaşık ve zihnin sürekli parçalanmasını yansıtan bir dünyada yaşar. Aydınlanma bir bütünlük, “Bir” olma, dolayısıyla huzur içinde olma halidir. O hem yaşamın tezahür etmiş veçhesiyle, yani dünyayla bir olmak, hem de en derin benliğinizle, yani Tezahür Etmemiş Yaşamla, Varlıkla bir olmaktır. Aydınlanma sadece ıstırabın, iç ve dışınızdaki sürekli çatışmanın sonu değil, aynı zamanda kesintisiz düşünmenin korkunç esaretinin de sonudur. Bu ne inanılmaz bir özgürlüktür!
Zihinle özdeşleşme, tüm gerçek ilişkinin önünü kesen donuk bir kavramlar, etiketler, imgeler, sözcükler, yargılar ve tanımlamalar perdesi yaratır. O sizinle sizin, sizinle diğer insanların, sizinle doğanın, sizinle Tanrının arasına girer. Ayrılık illüzyonunu, diğerlerinden tümüyle ayrı olduğunuz illüzyonunu yaratan bu düşünce perdesidir. Böylece fiziksel görünümler ve ayrı formlar düzeyinin altındaki her şeyle bir olduğunuz asli gerçeğini unutursunuz. Unutmaktan kastım artık bu Bir’liği aşikar bir realite olarak hissedememenizdir. Onun doğru olduğuna inanabilirsiniz, ama artık onun doğru olduğunu bilmezsiniz. Bir inanç rahatlatıcı olabilir, ancak sadece onu deneyimlediğiniz zaman özgürleştirici hale gelir.
Zihin eğer doğru biçimde kullanılırsa muhteşem bir alettir, ama yanlış biçimde kullanılırsa çok yıkıcı hale gelir. Sorunu doğru biçimde koymak gerekirse bu zihninizi yanlış biçimde kullanmanızdan değil hiç kullanmamanızdan kaynaklanır. O sizi kullanır, hastalık da budur. Siz zihin olduğunuza inanırsınız, yanılgı budur. Böylece alet sizi ele geçirir ve yönetir. Zihinle özdeşleştiğinizde onun kölesi olursunuz, hem de farkında olmadan. Özgürlüğün başlangıcı “düşünen” olmadığınızı fark etmektir. “Düşüneni izlemeye” başladığınız anda daha yüksek bir bilinç düzeyi hemen harekete geçer. O zaman düşüncenin ötesinde engin bir zeka aleminin bulunduğunu fark etmeye başlarsınız. Düşüneni izlemekten kastettiğim şey, “kafanızdaki sesi dinleyin, orada bir tanık olarak bulunun” demenin bir başka yoludur. Bu sesi tarafsız bir biçimde, yani yargılamadan dinlemelisiniz. İşittiğiniz şeyi yargılamayın ya da suçlamayın, çünkü böyle yapmak aynı sesin bu kez arka kapıdan girmesine neden olur. Çok geçmeden şunu fark edeceksiniz, ses vardır ve ben burada onu dinliyorum, izliyorum. Bu ben farkındalığı, bu kendi varlığınızı hissetmeniz bir düşünce değildir. O zihnin ötesinden yükselen bir şeydir.
Düşünceyi izlerken sadece düşüncenin değil kendinizin de farkında olursunuz, böylece ortaya yeni bir bilinç boyutu çıkar. Düşünceyi dinlerken onun ardındaki bilinçli mevcudiyeti, daha derin benliği hissedersiniz. O zaman düşünce üzerinizdeki gücünü yitirir ve hızla çekip gider, çünkü artık zihne güç vermemektesinizdir. Bu, kesintisiz düşünmenin sonunun başlangıcıdır. Bir düşünce çekip gittiğinde zihinsel akışta bir kesinti, bir düşünce boşluğu deneyimlersiniz. İlk önce bu boşluklar birkaç saniye kadar sürecek, ama sonradan yavaş yavaş uzayacaktır. Bu boşluklar ortaya çıktığında içinizde belirli bir sessizlik ve huzur hissedersiniz. Bu varlıkla bir olduğunuzu hissettiğiniz doğal halin başlangıcıdır. Uygulama arttıkça huzur duygusu da derinleşecektir, aslında bu derinliğin sonu yoktur. Ayrıca varlığınızın derinliklerinden süptil bir sevincin yükseldiğini de hissedeceksiniz, bu Varlığın sevincidir.
Sözünü ettiğimiz transa benzer bir hal değildir, burada bilinç hiçbir biçimde yitirilmez, tam tersi olur. Eğer huzurun bedeli bilincinizi zayıflatmaksa, eğer sessizliğin bedeli canlılığınızı ve uyanıklığınızı yitirmekse onlara sahip olmaya değmez. Bu içsel birleşme halinde son derece uyanık ve farkında olursunuz. Düşüneni izlemek yerine dikkatinizi şimdi’ye yönelterek de düşünce akışında bir kesinti, bir boşluk yaratabilirsiniz. Sadece içinde bulunduğunuz an’ın yoğun biçimde bilincinde olun, derin doyum veren bir şeydir bu. Bu yolla bilincinizi zihinsel faaliyetten uzaklaştırıp son derece uyanık ve farkında olduğunuz, ama düşünmediğiniz bir düşüncesizlik boşluğu yaratırsınız. Meditasyonun özü budur. Düşünce akışında bir aralık, bir boşluk yarattığınız her seferinde bilincinizin ışığı güçlenir.
Siz büyürken kendinizle, kim olduğunuzla ilgili bir imaj oluşturursunuz. Buna hayalet benlik ya da ego diyebiliriz. Ego için şimdiki an mevcut değildir, o sadece geçmişe ve geleceğe önem verir. Gerçeğin bu tersine çevrilişi egosal zihnin bozuk işlevli olduğunu gösterir. O daima geçmişi canlı tutmakla ilgilenir, çünkü geçmişiniz olmadan kim olduğunuz belli değildir. Ego, varlığını sürdürmek, bir tür rahatlık ve kurtuluş ya da doyum aramak için kendini sürekli geleceğe projekte eder. O şöyle der: “Bir gün şu ya da bu gerçekleştiğinde ben mutlu ve huzurlu olacağım.” Ego şimdi’yle, yani yaşanan an’la ilgileniyormuş gibi göründüğünde bile aslında ilgilendiği şey şimdi değildir. Yaşanan an’ı geçmişin gözleriyle gördüğünden onu tümüyle yanlış algılar ya da yaşanan an’ı hedefe götüren bir vasıtaya indirger. Bu hedef, daima zihnin projekte ettiği gelecekte yatan bir hedeftir. Zihninizi gözlemleyin bunun böyle işlediğini göreceksiniz. Şimdiki an özgürlüğün anahtarını barındırır, ama zihin olduğunuz sürece şimdiki anı bulamazsınız.
Zihnin egemenliği bilincin evriminde bir aşamadan başka bir şey değildir. Bizim acil bir durumdan ötürü bir sonraki aşamaya geçmemiz gerekiyor, aksi takdirde bir canavara dönüşmüş zihin tarafından yok edilebiliriz! Düşünme ve bilinç eşanlamlı değildir, düşünme bilincin sadece küçük bir veçhesidir. Düşünce bilinç olmadan var olamaz, oysa bilincin düşünceye ihtiyacı yoktur. Aydınlanma düşüncenin üzerine yükselme demektir, düşüncenin altındaki bir düzeye, hayvan ya da bitki düzeyine düşmek değil! Aydınlandığınız zaman eğer gerekiyorsa düşünen zihninizi yine kullanırsınız, ama bunu eskisinden daha odaklanmış şekilde yaparsınız. Zihninizi kullandığınızda, özellikle de yaratıcı bir çözüme ihtiyacınız olduğunda, birkaç dakikada bir düşünceyle sessizlik arasında gidip gelirsiniz. Düşüncesizlik hali düşüncesiz bilinçtir, ancak bu şekilde yaratıcı biçimde düşünmek mümkündür, çünkü ancak bu şekilde düşünce gerçek bir güce sahip olabilir. Düşünce çok daha geniş bilinç alemine bağlı değilse kısır, anlamsız ve yıkıcı hale gelir. Tüm gerçek sanatçılar farkında olsalar da olmasalar da bir düşüncesizlik yerinden, bir içsel sessizlikten yaratırlar. Daha sonra zihin bu yaratıcı dürtüyü ya da iç görüyü şekillendirir, ona form verir. Büyük bilim adamları bile yaratıcı hamlelerinin zihinsel bir sessizlik anında belirdiğini söylemişlerdir.
Bedeninizdeki yaşam mucizesi zihin yoluyla, yani düşünce yoluyla yaratılıp sürdürülmemiştir. Burada zihinden çok daha büyük bir akıl ve zeka iş başındadır. Nasıl olur da bir inç’in binde biri büyüklükte bir insan DNA’sı her biri 600 sayfadan oluşan bin kitabı dolduracak bilgi ve talimat barındırabilir? Beden hakkında daha çok şey öğrendikçe onun içinde işleyen zekanın ne kadar engin olduğunu fark ediyoruz. Zihin o zekayla bağlantı kurduğunda olağanüstü bir alete dönüşür.
Ben zihin derken sadece düşünceleri kastetmiyorum. O aynı zamanda duygularınızı ve tüm bilinçsiz tepkisel kalıplarınızı da içerir. Duygu, zihnin ve bedenin buluştuğu yerde ortaya çıkar, o bedenin zihninize gösterdiği tepkidir ya da buna zihninizin bedendeki yansıması diyebilirsiniz. Örneğin bir saldırı düşüncesi ya da düşmanca bir düşünce bedende öfke dediğimiz bir enerji birikimi yaratır. Beden hemen dövüşmeye hazırlanır, fiziksel ya da psikolojik olarak tehdit edildiğiniz düşüncesi bedenin kasılmasına neden olur, işte bu korku dediğimiz şeyin fiziksel yanıdır. Araştırmalar güçlü duyguların bedenin biyokimyasında değişikliklere neden olduğunu göstermiştir. Biyokimyasal değişiklikler duygunun fiziksel ya da maddesel veçhesini temsil ederler. Kuşkusuz tüm düşünce kalıplarınızın bilincinde değilsiniz, genelde duygularınızı izleyerek onları fark edebilirsiniz. Düşüncelerinizle, yargı ve yorumlarınızla daha çok özdeşleştikçe, yani izleyen bilinç olarak orada daha çok mevcut oldukça, farkında olsanız da olmasanız da duygusal enerji birikimi daha güçlü olacaktır. Eğer duygularınızı hissedemezseniz, eğer onlarla bağlantınız kesilmişse en sonunda onları fiziksel düzeyde bir hastalık ya da hastalık belirtisi olarak deneyimlersiniz.
Eğer zihninizi gerçekten tanımak istiyorsanız beden size daima doğru bir yansıma verecektir, bu yüzden duyguya bakmanız ya da onu bedeninizde hissetmeniz gerekir. Eğer ikisi arasında belirgin bir çatışma varsa, düşünce yalanı duygu ise gerçeği söylüyor demektir. Bu kim olduğunuzla ilgili en yüksek gerçek değil, o sıradaki ruh halinizle ilgili görece gerçektir. Yüzeydeki düşüncelerle, bilinçsiz zihinsel süreçler arasında çatışma çok görülen bir durumdur. Bilinçsiz zihin faaliyetinizi düşünceler olarak fark edemeyebilirsiniz, ama o daima bedene bir duygu olarak yansıyacaktır ve bunu fark edebilirsiniz. Bir duyguyu bu şekilde izlemek, bir düşünceyi dinlemek ya da izlemekle aynı şeydir. Aradaki tek fark, düşünce kafanızda bulunurken duygunun güçlü bir fiziksel unsura sahip olması ve öncelikle bedende hissedilmesidir. O zaman onun tarafından yönetilmeden duygunun orada bulunmasına izin verebilirsiniz. Siz artık duygu değilsinizdir, izleyen, gözlemleyen varlıksınızdır. Eğer bunu uygularsanız bilinçsiz olan her şey bilincin ışığına çıkacaktır. Eğer bir duygu mevcut değilse dikkatinizi daha derinlere, bedeninizin içsel enerji alanına yöneltin, o Varlığa açılan kapıdır.
Benlik duygunuzu zihinle özdeşleşmekten, yani egodan almaktan vazgeçene dek acıdan kurtulamazsınız. Egoyla özdeşleşmeyi bıraktığınızda zihin iktidardan düşer ve Varlık gerçek doğanız olarak kendini açığa vurur. Kendinizi zihnin egemenliğinden kurtarana dek sevgi, sevinç ve huzur büyüyüp gelişemez. Onlar duygu değildir, duygunun ötesinde çok derin düzeydeki şeylerdir. Sevgi, sevinç ve huzur Varlığın derin halleridir, bu yüzden zıtları yoktur. Oysa diğer duygular ikilikçi zihnin parçası olduklarından zıtlar yasasına tabidirler. Bu basit olarak iyi olmadan kötüye sahip olamayacağınız anlamına gelir. Aydınlanmamış zihinle özdeşleştiğinizde bazen sevinç olarak adlandırdığınız şey çoğu kere sürekli değişen acı-haz döngüsünün kısa süren haz bölümüdür. Haz daima dışınızdaki bir şeyden alınır, oysa sevinç içinizden yükselir. Bugün size haz veren şey yarın acı verebilir. Çoğunlukla sevgi olarak görülen şey bir süre haz verici olabilir, ama ona bağımlı olduğunuzda bir anda zıddına dönüşebilir. Bu yüzden birçok sevgi ilişkisi başlangıçtaki esrime hali geçtikten sonra sevgiyle nefret, çekimle saldırı arasında gider gelir.
Tüm arzular, zihnin, Varlığın sevinci yerine dışsal şeylerde ya da gelecekte kurtuluş ve doyum aramasıdır. Zihin olduğunuz sürece arzular, gereksinimler, bağlılık ve nefretlersiniz, onlardan ayrı bir Ben’iniz yoktur. O hal içindeyken özgürleşme ve aydınlanma arzunuz bile gelecekte doyum bulacak ya da gerçekleşecek bir başka arzudur. Bu yüzden arzudan kurtulmuş hale gelmeye ya da aydınlanmaya çalışmayın. An’da var olun, orada zihnin gözlemcisi olarak bulunun.
İnsanlar inayet halinden düştükleri, (cennetten kovuldukları) zaman ve zihin alemine girdikleri ve varlığın farkındalığını yitirdikleri günden beri, yani binlerce yıldır acının pençesinde kıvranmışlar, kendilerini yabancı bir evrende Kaynak’tan kopmuş haldeki anlamsız parçalar olarak algılamaya başlamışlardır. Zihninizle özdeşleştiğiniz sürece acı kaçınılmazdır. Ben aslında fiziksel acının ve hastalığın da ana nedeni olan duygusal acıdan söz ediyorum. İçerleme, nefret, kendine acıma, suçluluk duygusu, öfke, depresyon, kıskançlık ve en hafif sinirlenme bile bir acı biçimidir. Her haz ya da duygusal yücelik içinde ayrılmaz zıddını ve zamanla tezahür edecek acının tohumlarını taşır. Kafayı bulmak için uyuşturucu kullanan herkes, o anda duyulan hazzın sonunda acıya dönüşeceğini bilir.
ŞİMDİ’NİN GÜCÜ - ECKHART TOLLE - AKAŞA YAYINLARI (Sayfa: 32-51)