shira
08-10-2007, 16:23
Dünya üzerinde yaşayan birçok insan onun bir mükemmellikler diyarı
olduğuna inanır. İşler zorlaştığında veya ters gittiğinde
yakınırlar ve genellikle Tanrıya ve Yaradılışa kızarlar. Lakin dünya
mükemmellikler diyarı değildir; Dünya, evrimin nispeten daha zor
olan yönlerinin derin ve hızlandırılmış bir biçimde öğretildiği bir
gezegendir, bütün evrim şemasındaki en zorlayıcı ve uğraştırıcı
yerlerdendir. Bu gerçeği, İlahi Muratın anlayışı ile destekleyerek,
kabul etmek hayatı çok daha kolay bir hale getirir ve Dünyanın
derslerinden en yüksek tekamül verimini elde etmemize yardımcı olur.
Fiziksel Plandaki Dünya gezegeni Ruhsal Işık Merkezinden en uzak
noktalardan birini temsil eder ve tecrübe edilecek en zor ve en
büyük derslere sahiptir.
Evrimin aşağıya doğru bir eğri olan ilk yarısı Yaratıcının
Birliğinden uzaklaşma hareketidir. Yaratıcı Merkezin Birliğinden ne
kadar uzağa seyahat edersek üzerinde yaşamamız ve çalışmamız
gereken seviye de o kadar kabalaşır.Bu bizi Yüksek Bilgelik ile olan
bağlantımızı zayıflatmak açısından bir çok tesir getirir; ama aynı
zamanda kendi fiziksel ihtiyaçları üzerinde odaklanmak için doğal
bir eğilimi olan bireysel benlik hissini kuvvetlendirir. Bu
genellikle, kendisine daha rahat bir yaşam sağlamak için dünyevi
zenginlik, dünyevi güç ve başkalarına hakim olmak arzusunu
yükseltir. Kaba fiziksel plan içindeyken hareketlerimiz daha yavaş
ve daha ağır olur. Fiziksel beden zaman ve emek gerektiren barınma
ve beslenme şeklinde kendine has arzular yaratır.
Zaman içerisinde etrafımıza bir Unutkanlık Perdesi çekilmiştir.
Bu bizim Yüksek Benliklerimizin kollektif (toplu) rızası ile
gerçekleşmiştir. Bu perde diğer dünyaların bizim karanlık ve negatif
düşünce kalıplarımız tarafından kirletilmesinden korunması için
kısmen bir bariyer işlevi görür ve de buraya öğrenmek üzere
geldiğimiz zorlu dersler üzerinde odaklanmamızı sağlar. Bu şekilde,
daha yüksek seviyelerin huzuru ve rahatlığı için derslerimizden
kaçamamış oluruz. Bu perde etrafımızı kuşatmış ve yoğun bir sis
misali bizi yüksek ruhsal dünyalardan ayırmıştır. Bu perde veya
bariyerin bir işlevi de ruh yapımızda bulunan kabalık veya
kendimizden düşük gördüğümüz kişilere karşı hoşgörüsüzlük gibi
doğuştan getirdiğimiz birçok kusuru teşhis etmek ve düzeltmek için
izole edilmiş bir zorlama (basınç) evine dönüştürülmüştür. Bu temel
özellikler, zorlukla fark edilebilir olmasına rağmen, belli bir
dereceye kadar en yüksek ruhsal seviyelerde bulunabilir. Bununla
birlikte kalıntılar hala vardır ve bunlardan kurtulmanın en iyi yolu
Dünya gibi gezegenler üzerinde yaşayan alt benlik uzantıları
aracılığıyla mümkündür.
Eğer Yeryüzünde bedenlenen ruhlar Ruhsal Boyutların
neşe ve güzelliklerinin silik bir hatırasını dahi taşıyor olsalar,
bu onların fiziksel bedenin geçici konaklamasında kalmalarını
imkansız hale getirirdi. En derin tecrübeye ulaşmak için hayata
tezahüratın en alt formundan bağlanmak gerekir. Bunu yapabilmek için
titreşimlerini çok yavaş bir orana düşürmek ve maddenin bu formuna
hükmeden zorlu yasalara tabii olmak zorundasınızdır. Ruhsal Planda
hayatın nasıl bir şey olduğunu hatırlayan bir kişi için geriye
dönmek sancısı o kadar dayanılmaz olur ki bu haldeki hiçbir ruh
Dünyevi bir bedeni taşıyamaz. Böylesi anıların geçici süreyle
perdelenmiş olması Tanrının merhametli bir lütfudur.
Perde ve yüksek boyutlardan ayrılık hissi, Dünya Tecrübesi için
gerekli olduğu halde daha geniş bir ruhsal bilince ve tüm
seviyelerdeki yüksek bilgi ile daha geniş bir bağlantıya sahip
olduğumuz ruhsal planlarda aslında bir realite (gerçeklik) değildir.
Ruhsal planlarda Yaratıcının bir parçası olduğumuzu çok daha fazla
hissederiz ve geçmiş derslerimiz ile potansiyel geleceğimizin daha
net bir bilgisine sahiptiriz. Bize yardım etmek için her daim yanı
başımızda hazır olan Rehberlerle daha yakın bir temastayızdır.
Fakat gerçeğin bu şekilde unutulması bizim tekamülümüzün ve
öğrenme tecrübemizin gerekli bir bölümüdür. Birçok okült (gizemli)
felsefenin ve Budizmin bize bahsettiği gibi bizim bireysellik,
ayrılık ve anlaşmazlık dünyamız bir illüzyon (yanılsama) olabilir;
fakat ders alabilmemiz için bize gerçek gibi görünmek zorunda olan
bir illüzyondur.
Televizyonda bir senaryonun ilerleyişini izlerken bunun sadece bir
hikaye olduğunu kendi kendimize hatırlatarak kendimizi duygusal
anlamda filme kaptırmaktan alıkoyabiliriz; fakat kendimizi filme
vermezsek hiçbir fayda elde edemeyiz. Öyküler okuyarak veya
başkalarının yaşamlarının canlandırmalarını gözlemleyerek ders
çıkarmamız mümkündür; fakat bunu yalnızca hikaye ile, hikayenin
karakterleriyle, onların sıkıntılarıyla, ümitleriyle ve hatalarıyla
tam bir duygusal özdeşleşme sayesinde başarabiliriz. Bu yüzden,
astral ve mental planlarda öğrenmeyi (tekamülü) mümkün kılan şey
illüzyonun tam bir kollektif (toplu) hareket ile gerçeğe
dönüştürüldüğü Dünya üzerindeki gerçek hayattır.
Yazının Yazarı: The New Earth Organization
Yazının Çevireni: ykenanc79
olduğuna inanır. İşler zorlaştığında veya ters gittiğinde
yakınırlar ve genellikle Tanrıya ve Yaradılışa kızarlar. Lakin dünya
mükemmellikler diyarı değildir; Dünya, evrimin nispeten daha zor
olan yönlerinin derin ve hızlandırılmış bir biçimde öğretildiği bir
gezegendir, bütün evrim şemasındaki en zorlayıcı ve uğraştırıcı
yerlerdendir. Bu gerçeği, İlahi Muratın anlayışı ile destekleyerek,
kabul etmek hayatı çok daha kolay bir hale getirir ve Dünyanın
derslerinden en yüksek tekamül verimini elde etmemize yardımcı olur.
Fiziksel Plandaki Dünya gezegeni Ruhsal Işık Merkezinden en uzak
noktalardan birini temsil eder ve tecrübe edilecek en zor ve en
büyük derslere sahiptir.
Evrimin aşağıya doğru bir eğri olan ilk yarısı Yaratıcının
Birliğinden uzaklaşma hareketidir. Yaratıcı Merkezin Birliğinden ne
kadar uzağa seyahat edersek üzerinde yaşamamız ve çalışmamız
gereken seviye de o kadar kabalaşır.Bu bizi Yüksek Bilgelik ile olan
bağlantımızı zayıflatmak açısından bir çok tesir getirir; ama aynı
zamanda kendi fiziksel ihtiyaçları üzerinde odaklanmak için doğal
bir eğilimi olan bireysel benlik hissini kuvvetlendirir. Bu
genellikle, kendisine daha rahat bir yaşam sağlamak için dünyevi
zenginlik, dünyevi güç ve başkalarına hakim olmak arzusunu
yükseltir. Kaba fiziksel plan içindeyken hareketlerimiz daha yavaş
ve daha ağır olur. Fiziksel beden zaman ve emek gerektiren barınma
ve beslenme şeklinde kendine has arzular yaratır.
Zaman içerisinde etrafımıza bir Unutkanlık Perdesi çekilmiştir.
Bu bizim Yüksek Benliklerimizin kollektif (toplu) rızası ile
gerçekleşmiştir. Bu perde diğer dünyaların bizim karanlık ve negatif
düşünce kalıplarımız tarafından kirletilmesinden korunması için
kısmen bir bariyer işlevi görür ve de buraya öğrenmek üzere
geldiğimiz zorlu dersler üzerinde odaklanmamızı sağlar. Bu şekilde,
daha yüksek seviyelerin huzuru ve rahatlığı için derslerimizden
kaçamamış oluruz. Bu perde etrafımızı kuşatmış ve yoğun bir sis
misali bizi yüksek ruhsal dünyalardan ayırmıştır. Bu perde veya
bariyerin bir işlevi de ruh yapımızda bulunan kabalık veya
kendimizden düşük gördüğümüz kişilere karşı hoşgörüsüzlük gibi
doğuştan getirdiğimiz birçok kusuru teşhis etmek ve düzeltmek için
izole edilmiş bir zorlama (basınç) evine dönüştürülmüştür. Bu temel
özellikler, zorlukla fark edilebilir olmasına rağmen, belli bir
dereceye kadar en yüksek ruhsal seviyelerde bulunabilir. Bununla
birlikte kalıntılar hala vardır ve bunlardan kurtulmanın en iyi yolu
Dünya gibi gezegenler üzerinde yaşayan alt benlik uzantıları
aracılığıyla mümkündür.
Eğer Yeryüzünde bedenlenen ruhlar Ruhsal Boyutların
neşe ve güzelliklerinin silik bir hatırasını dahi taşıyor olsalar,
bu onların fiziksel bedenin geçici konaklamasında kalmalarını
imkansız hale getirirdi. En derin tecrübeye ulaşmak için hayata
tezahüratın en alt formundan bağlanmak gerekir. Bunu yapabilmek için
titreşimlerini çok yavaş bir orana düşürmek ve maddenin bu formuna
hükmeden zorlu yasalara tabii olmak zorundasınızdır. Ruhsal Planda
hayatın nasıl bir şey olduğunu hatırlayan bir kişi için geriye
dönmek sancısı o kadar dayanılmaz olur ki bu haldeki hiçbir ruh
Dünyevi bir bedeni taşıyamaz. Böylesi anıların geçici süreyle
perdelenmiş olması Tanrının merhametli bir lütfudur.
Perde ve yüksek boyutlardan ayrılık hissi, Dünya Tecrübesi için
gerekli olduğu halde daha geniş bir ruhsal bilince ve tüm
seviyelerdeki yüksek bilgi ile daha geniş bir bağlantıya sahip
olduğumuz ruhsal planlarda aslında bir realite (gerçeklik) değildir.
Ruhsal planlarda Yaratıcının bir parçası olduğumuzu çok daha fazla
hissederiz ve geçmiş derslerimiz ile potansiyel geleceğimizin daha
net bir bilgisine sahiptiriz. Bize yardım etmek için her daim yanı
başımızda hazır olan Rehberlerle daha yakın bir temastayızdır.
Fakat gerçeğin bu şekilde unutulması bizim tekamülümüzün ve
öğrenme tecrübemizin gerekli bir bölümüdür. Birçok okült (gizemli)
felsefenin ve Budizmin bize bahsettiği gibi bizim bireysellik,
ayrılık ve anlaşmazlık dünyamız bir illüzyon (yanılsama) olabilir;
fakat ders alabilmemiz için bize gerçek gibi görünmek zorunda olan
bir illüzyondur.
Televizyonda bir senaryonun ilerleyişini izlerken bunun sadece bir
hikaye olduğunu kendi kendimize hatırlatarak kendimizi duygusal
anlamda filme kaptırmaktan alıkoyabiliriz; fakat kendimizi filme
vermezsek hiçbir fayda elde edemeyiz. Öyküler okuyarak veya
başkalarının yaşamlarının canlandırmalarını gözlemleyerek ders
çıkarmamız mümkündür; fakat bunu yalnızca hikaye ile, hikayenin
karakterleriyle, onların sıkıntılarıyla, ümitleriyle ve hatalarıyla
tam bir duygusal özdeşleşme sayesinde başarabiliriz. Bu yüzden,
astral ve mental planlarda öğrenmeyi (tekamülü) mümkün kılan şey
illüzyonun tam bir kollektif (toplu) hareket ile gerçeğe
dönüştürüldüğü Dünya üzerindeki gerçek hayattır.
Yazının Yazarı: The New Earth Organization
Yazının Çevireni: ykenanc79