ENERJİ ALANLARI
Herşeyi çevreleyen ve herşeye nufuz eden yaşam enerjisine EVRENSEL ENERJİ ALANI denir.
İnsan varlıkları ile ilgili yaşam enerjisine İNSAN ENERJİ ALANI denir. Bu daha çok insan aurası olarak bilinir.
Birçok kişi insan enerji alanını algılayabilir ve HERKES onu nasıl algılayabileceğini öğrenir.
Şuurulu, ya da şuursuz olarak YÜKSEK DUYUSAL ALGILAMA ile insan enerji alanlarını tespit edebilirsiniz.Buna bazen altıncı duyu da denir. YDA duyularımızın alışmış olduğumuz aralıkların dışında, harekete geçmesi demektir.Başkalarının göremediği anlamlı şeyleri görmek durugörü , duymak duruişiti , hissetmek ise duruhis olarak adlandırılır.
Duyularımız farkındalığımıza hizmet eder.bu AN ı hissetmemizi sağlar.
YDA normalde beynimizin önemsiz diye engellediği çok naif bilgiler aralığı içindedir. Kafanızın içindeki sesleri kısmayı ve yaşamın yumuşak ritmlerine ve daha ince nüanslarına dikkat kesilmeyi öğrenebilirsiniz.. Meditasyon bu açıdan en güzel yoldur.
Annenin evladını okşarkenki hissedilen ısı, sevginin aktarımıdır.. Bu ısı enerjisi bir şifa enerjisidir.
Şifa enerjisi sıcaklık, nabız atışı, elektriklenme, karıncalanma, t,treşim olarak ifade edilir.
İnsan enerji alanı dokunarak yani kinetik olarak algılanır.
Diş ağrısı çeken bir kişi, neden otomatik olarak elini sürekli dişinin üzerinde tutar? Tuttukça, diş ağrısının hafiflediğini hisseder?
İnsan bedeni ile ilgili enerji alanları , elektroensefalograf ( EEG) , elektrokardiograf ( EKG ) , ve süperiletken quantum girişim aygıtı ( SQUİD) gibi cihazlarla ölçülebilir. KİRLİAN FOTOĞRAFÇILIĞI ile görüntülendirilebilir.
Bu enerji alanı birimi Hz( saniyedeki devir ) dir. Bu manyetik atım birimidir.
20 yüzyıldaki , insan enerji alanı gözlemcileri 1911 den beri çalışmalarını sürdürmektedir.
Sırasıyla :
aura insan atmosferi ( Walter Kilner 1911)
enamasyonlar(George de La Warr. canlı dokudan yayılan ışımaları saptayan cihaz geliştirdi..1940)
orgon (Wilhelm Reich insan bedenindeki orgon enerjisini kullanan bir psikoterapi modelini geliştirdi. 1930-1950 )
***
***
1980-1990 Robert Beck , Shumann dalgaları ..Dünya manyetik alanının atımları olan Schumann dalgaları, şifacıların manyetik atımlarıyla bağdaştırıldı .
1980-1990 .John Zimmerman ..beyin dalgaları... Şifacıların beyinlerinin , hastalarınki gibi alfa'da sağ/ sol senkronizasyona girdiğini gösterdi.
Bir nükleer fizikçi olan Dr. Robert Beck ( soyadı abuzittin değil ) , dünyanın çeşitli yerlerindeki şifacıların beyin dalgalarını ölçtü.Tüm şifacıların şifa verdikleri esnada, kullandıkları yöntem ne olursa olsun ve bu yöntemler birbirine ne kadar zıt olursa olsun hepsinin 7,8-8 Hz lik aynı beyin dalgası desenine sahip olduklarını buldu. Bu cevaba yeryüzünün manyetik alanının dalgalanışları yani SCHUMANN REZONANSI dendi.Şi,facıların şifa aktarımı sırasındaki beyin dalgalarının , Schumann dalgalarıyla hem frekans hem de faz bakımından senkronize olduğu görüldü.
Bu ,şifacıların beyin dalgalarının , yeryüzünün Schumann dalgalarıyla sadece aynı frekansta olmakla kalmayıp eşzamanlı olduğu anlamına da gelmektedir. Buradan, şifacıların , hastalara şifa vermek için yeryüzünün manyetik alanından enerji alabildikleri sonucunu çıkartırız. Bu sürece alan çiftleşmesi denir.
Devamı bir sonraki msg da
Fiziksel dünyanın enerji alanları-devam
Bir önceki yazımda "alan çiftleşmesi" nedir, açıklamıştım.
İnsan beyin dalgalarıALFA, BETA, TETA, DELTA ve Gamma dır.Kabaca hangi durumlarda kaç Hz olduklarını da daha sonra ifade edeceğim.
1950 lerde USA Nevada Bio-Elektromanyetik Enstitü kurucusu Dr. John Zimmerman, alan çiftleşmesi ni inceledi. Şifacıların Schumann dalgaları ile bağlantı kurmasının hemen ardından beyinlerinin sağ ve sol yarılarının birbiriyle dengelendiğini ve 7,8-8 Hz lik alfa ritmi gösterdiğini de buldu.Şifacılar elle şifada hasta ile bir süre bağlantı kurduktan sonra, hastaların beyinleri de alfa durumuna geçmekte ve şifacılarınkiyle eşzamanlı ce sağ-sol dengeli hale gelmektedir.
Aslında şifacı bir enerji aktarmamakta , ancak hastayı yeryüzünün manyetik alanının atımlarına bağlamakta ve böylece şifa için çok güçlü bir enerji kaynağını kullanmaktadır.
Schumann rezonansı :
Birimi Hz olarak ölçülen bu rezonans, birebir ionosferde oluşan bir olay değildir.
Doğrusu şudur.
Dünya yüzeyi ile ,100-150 km ötedeki ionosfer arasında oluşan boşluğa ait bir enerji boyut sistemidir.İletim özelliği vardır. İletkendir. Rezonanstır.
Schumann (1952) a göre bu rezonans 5-50 Hz arasındadır.
Yani Schumann rezonansı dünya yüzeyi ile ionosfer arasında ölçülebilir.. Her tür manyetometre bu sistemi ölçemez.SQUİD sistemi ölçer.
Dünya kabuğu - ionosfer arasında iletken özelliği olan bu manyetik rezonans küre şeklinde tutulur.
Troposphere de oluşan şimşek , Dünya yüzeyi-ionosfer arasında o1950 lerdeluşan bu boşluğa girdiği zaman , bu sistemde enerji yayar.Dolayısıyla Schumann rezonansı 5-50 , 6-60 Hz arasında ölçülür. S.R ortalama ölçüm 7.8 Hz olarak ifade edilmiş olsa da
1980 den itibaren 12 Hz in üzerine çıkmıştır..
Bu yükseliş şunu ifade eder. :
Eskinin 24 saati, şimdinin 16 saatine karşılık gelmekte ,
Zaman hızlanmış gibi gözükmekte ,
Fiziksel bedenler değişime uğramakta , DNA programımız evrenin yeni programına uyum sağlamaya başlamaktadır.
Biz insanoğlu bu manyetik dalganın içinde olduğumuza göre , başka ne beklenebilir ki..
NOT: Hz 1 Hidrojen atomunu , yerçekiminden 10 cm yükseltmeye eşdeğer birimdir.
Teşekkürler sevgili Tunç,
Bu yazılar derleme olup, istenirse referans da verebilirim.
Bu konular ve beyin alfa, beta, teta, delta ve gamma dalgalarında oluşan değişikliklerle ilgili bilgiler de vereceğim sonra.
Uyanma zamanı :)
Beyindeki her faaliyet, bellli bir enerji üretir. Duygularımızın yönlendirmesi ile oluşan düşünce de beyinde enerji yükünün oluşmasına yol açar. Bu biriken enerjiyi, yönlendirme ile kullanabiliriz.
Einstein'ın rölativite teorisine göre, quantlar denen titreşimler, o maddenin cinsine göre titreşimler topluluğu olarak canlanma bulur. Her oluşum, atomun en küçük parçacığı olarak bilinen quant taneciklerinin belli oranda yoğunlaşmasıdır (düşünce, duygu, ışık, madde, herşey). Titreşim ve titreşimler topluluğu, kendisinden zayıf titreşime sahip maddeyi kendi etkisine düşürdüğü gibi; kendisinden güçlü titreşimlerin de tesirine girebilir. Bütün herşey için geçerli olan bu doğa yasasına göre; ruhsal yapısı olmayan iki madde titreşim yoğunluklarının gücü ölçüsünden birbirini etkiledikleri halde, hem maddî, hem de ruhsal bir yapıya sahip olan insan, bir cismi veya diğer bir insanı etkileyemez mi? Öz indiksiyon akımında; bir telden bir akım geçerse, o telin etrafında bir manyetik alan oluşur. Bu manyetik alanda bir iletken tel bulundurursak, mevcut manyetik alandan dolayı o telden de bir akım geçmeye başlar. İndiksiyon akımı oluşturur. Diğer telde ters yönde bir elektrik akımı oluşur. Transformatör de bu mantıkla çalışır. Bazı kişiler, güçlü ruhsal gelişimleri kapasitesince beyinlerinde önemli bölgeleri devreye sokmuştur (Bazılarında, doğuştan devrededir). Bu kişiler, güçlü verici ve alıcı dalgalar yayar. Karşısındaki kişinin beynine ek kapasite yükleme yapar. Onun güçlü enerjisi, yaydığı dalgaların etkisi iledir.
Düşünce de bir enerjidir. Yoğunluğuna göre Hertz dalgalarından daha fazla olarak dalgalar evrene yayılır. Bu yayılan dalgalar, çevremizde ışınım yapan titreşimler yaratır. Bu titreşimler, irademiz dışında, bu düşüncenin konusuna eğilim gösteren diğer düşünce titreşimlerine çarpar.
Güçlü iradeve arzu ile yönlendirilen düşünce titreşimleri, istenen mesafe ve mekana ulaştırılır (Uzaktan enerji gönderme). Kendisine düşünce formları gönderilen kişinin aurasında dalgalanır. Telepati, sevgi veya olumsuz duyguların karşıya iletilmesi bu formülle olur. Düşünce formları fiilen kapsadıkları enerjiye doğrudan etki eder. Düşünce ile oluşan beyinsel hareket, organizma hududunu aşar, aurayı titreştirir. Bu titreşimi uzağa iletir, sonra onları almaya uygun beyinlerle irtibata geçirir. Şifalandırmada da benzer yöntem uygulanır.
Düşük veya uygun olmayan bir titreşimi, daha süptil güçlü bir frekansla rezone etmektir (Sağaltma, enerji yükleme, şifa ayeti okuma, kanal olma, öpme sırasındaki enerji geçişlerini böyle izah edebiliriz). Bozuk titreşen bir hücre bile, organizmada duygu ve düşüncelerde olumsuz etki yapar. Olumlu veya olumsuz bir duygunun düşüncelerimize, fizyolojimize etkilerini artık biliyoruz (Moral). Beyin programlanmasında nöronların birbirleriyle etkileşime geçerek değişim ve dönüşümleri, şuuru oluşturur. Zikirde aynı kelimenin tekrarı ile hücre grubunu açar, devreye sokar, mananın zuhuru, idrakle kavranımı ile orayı mana istikametinde programlarız. Bilinçlenir ve tekamül ederiz. Bizdeki mevcut o vasıf ortaya çıkar. Keramet veya istidraç, beynin farklı yönlerinin devreye girerek farklı enerjileri devreye sokmaktır. İnsan vücudunda hücre, organ, kas, kemik vesaire, belli frekanslarda titreşir. Bu frekansın değişmesi, o bölgede sorunun olduğunu belirtir ve hastalığı işaret eder.
Eğer vücudumuzun bir hücresi bile yanlış frekansta ise bu durum aurayı etkiler. Uygun bir frekans uygulaması ile (renk, taş, enerji terapisi, zikir) bu titreşimi rezone edip dengeyi kurabiliriz. Beden, uygun şartlar altında her zaman orijinal yapısını kazanma eğilimine sahiptir. Kıskançlık, öfke, nefret, korku, evham gibi hisler kalıcı huy haline dönüştüğünde, ciddi organik değişiklikler yaratabiliyor.
Olumsuz duygu ve düşünceleri değiştirdiğimiz zaman, fiziksel olarak da değişime uğruyoruz. Doktor Carles Philmore, "İnsan bedeninin ihtiyacı olan bütün ilaçlar zihinsel olarak üretilmektedir, zihindeki yenilenmeler, vücuttaki hücrelerin de yenilenmesine sebep olur." der.
Düşüncelerin şekline göre vücudumuzu bozabilir veya yeniden yaratabiliriz. Yaşamımız da bu döngünün içindedir. Ruhumuz sürekli özüne, aslına dönmek, bütünleşmek adına gelişmek ister. Gelişmesi için deneyim yaşaması lazımdır. Bilgi, olayı değerlendirmeye alabilmek için gerekli olan altyapının bölümüdür. Gelişme, tekamül için bilginin deneyimlenmesi, uygulanması lazımdır.
Ruh, sürekli ihtiyacı olan için düşünce, şekil üretir. Bu hayallerle evrene talep vermektedir. Ona ihtiyacını bildirmektir. Ve evren, bu titreşimlere uygun enerjilerle yeni oluşumları, kişinin yaşamına verecektir. NE DÜŞÜNÜRSEK, OYUZ...
:flowers:
çok sevgili doktor hocamın konusunu hem canlandırmak hemde ilave bilgiler eklemek istedim.
aşağıda renk terapi kısmıda yine beyinle ilgili..
Renk Terapisi:
Dünyadaki bütün elementler güneşte bulunmaktadır. Güneş ışınları bize tüm kimyasal bileşikleri oluşturan her bir elementin enerjisini getirir. Beyaz ışık güneşteki elementlerin ve kimyevi maddelerin enerjisini taşır.
Dünyadaki hiçbirşeyde renk yoktur. Canlı - cansız her madde quant taneciklerinin belli frekansta yoğunlaşmasıdır (duygu ve düşünceler de öyledir). Işık, maddelere çarpınca, maddenin ememeyip de dışarı kırarak yansıttığını renk olarak algılarız.
Frekans yoğunluğuna göre her maddenin rengi farklıdır. Şakraların, auraların rengini de bu düzen tesbit eder. Bir ağaca ışık vurduğunda gövdeyi kahverengi, yaprağı yeşil, meyveyi kırmızı gösteren, her birimin ayrı frekansta oluşudur. Işık olmayınca, herşey renksizdir.
Şakralar, iç salgı bezlerinin üstündedir. Işık, çalışması için gerekli enerjiyi, uygun vibrasyonla şakralara yükler. Bu da bizdeki vücut kimyasını etkiler. İç salgı bezleri düzgün çalışınca, düzgün salgılanan hormonlar kana karışır, sağlıklı oluruz. Bu; duygudan düşünceye, oradan eylemlerle evrene açılan ve bize biz ne isek, ne durumda isek, nerede olmak istiyorsak oraya dönüşüm yapan bir döngüdür. Takdir, düzenin şekline göre evrene verilendir.
Evrensel yasalardır. Kısmetimiz, bizim hakettiğimizdir. Tekamülümüz, bize bilgiyi doğru kullanmayı, doğru kullanılan bilgi de, yaşamı başarmayı getirir.
Evrende mevcut enerji hazırdır. Ne kadarını, hangisini çekeceğimiz bize bağlıdır. Onu ayarlayan bizleriz.
Aura Renkleri:Kaliteli gelişmiş bir kişiliğimiz varsa, renklerimiz parlak, canlı ve üst düzey saf yüksek frekanslı enerjileri çekebilen renklerdendir. Şakralarla fiziksel bedeni o tür enerjileri iletir.
Düşük frekanslarda (negatif yüklü) renkler bozuktur. O türlü enerjileri çeker. Sistemleri (duygusal, fiziksel, zihinsel) o titreşimlerle sorunlu çalışır.
Ruhsal, fiziksel ve zihinsel sorunlar oluşur. Gökyüzü pırıl pırıl, doğanın renkleri canlı iken nasıl içimiz açılıyor, kapalı - bulutlu iken kasvet çöküyorsa, aurası berrak, canlı (pozitif yüklü) olanların karşısında hep mutlu ve olumlu oluruz.
Ne biz ona olumsuz enerji yükleyebiliriz, ne de o bizden veya evrenden olumsuz enerji çeker.
İki sistemimiz vardır; İstem Dışı Sistem: Kalp atışı, solunum, otomatik fonksiyonlar.
İstemli Sistem: Merkezi beyin, omuriliktir. Düşünür, hisseder, eylemde bulunuruz.
İlk yaradılan, öz varlığımızdır. İstemli sistemin bilinçli kontrolü ve sağlıklı titreşim yayması, istemdışı sistemin ve fiziksel organizmanın faalietlerini sağlıklı kılar.
Sağlığımızın bozulmasının en önemli sebeplerinden biri, yanlış duyguların yönlendirdiği yanlış düşünceden kaynaklanır.
Düşünce, tasavvur edip ona gönderdiklerimizin gerçekleşmesini, oluşum haline gelmesini sağlayan şuuraltına etki eder. İyileşme, herşeyde olduğu gibi zihinde, beyinde değişiklikle başlar.
Bireysel şuur, evrensel şuurun bir parçasıdır. Yönlendirilmesi ile evrensel şuur tetiklenir (yeni oluşum için). Bunun için zihni ve şuuraltını çok iyi kullanabilmeli, imgelemeyi çok ustalıkla yapabilmeliyiz.
Bunun için imgeyi uzun süre tutup, niteliğini (canlılığını, parlaklığını) koruyabilmeliyiz. Daha sonra bu imgeyi uygun yere yönlendirmeliyiz. Bunu alışkanlık haline getirmeliyiz. Enerji sistemimizdeki sorunlu şakrayı bularak (soruna göre şakranın az çok dengesiz oluşu, sistem sorununa göre hangi şakranın sorumlu olduğu, organlara göre hangi şakranın sorumlu olduğunu bularak) niteliğini bilerek egzersizleri öncelikle uygun elementine uygun şartlarda yapmamız gerekir.
Nefes teknikleriyle renkleri yükleyebileceğimiz gibi (yani o titreşimdeki enerjileri), bunu doğal materyaller (yiyecekler, taşlar, kristaller, giysiler) ile takviye edebiliriz.
Nefes tekniklerinde şakranın rengine uygun renk yüklemesi yapacaksak, o rengi imgeleyerek nefesi burundan alıp burundan vermeliyiz (bu az çalışan şakra için geçerlidir).
Tamamlayıcı, dengeleyici renk kullanacaksak, bu karma bir renkse, nefesi burundan alıp ağızdan vermeliyiz (bu da fazla çalışan bir şakra için geçerlidir).
Aldığımız hava enerjiye dönüşür, bütün vücuda enerji pompalar.
Birinci şakradan başlayıp tüm şakraları güçlendirin.
İlk üç şakranın; yeryüzünden, aşağıdan alındığı imgelenir.
Şakraların dönüşü, erkeklerde birinci şakra soldan sağa, ikinci şakra sağdan sola olmak üzere sırayla devam eder.
Kadınlarda tam tersidir.
İmgelerken, bu dönüşü tasavvur edin. Her şakranın çalışması lokal olduğu kadar diğerleri ile de bağımlıdır. Dengede ve ortak çalışmaları, bu koordinen kurulması lazımdır.
Dördüncü şakra yatay ve dikey düşünülür.
Beş, altı ve yedinci şakralar için yukarıdan, gökyüzünden o ışığın alındığı tasavvur edilmelidir.
Birinci Şakra: Yaşam isteği, yaşam çabası, yaratıcılık ve üreticiliği temsil eder. Ana Renk: Kırmızı, Tamamlayıcı Renk: Mavi.
Ayaklara, bacaklara hitap eder ve topraklanmaya yardımcıdır.
İkinci Şakra: Sindirim, bağırsaklar, özümseme, sezgi ve alt bilinç duygu seviyesini temsil eder. Ana Renk: Turuncu Tamalayıcı Renk: Turkuaz.
Üçüncü Şakra: Böbrekler, pankreas, karaciğer. Ana Renk: Sarı Tamamlayıcı Renk: Mor.
Dördüncü Şakra: Kan ve dolaşım sistemi, kollar, sinir sistemi. Ana Renk: Yeşil Tamamlayıcı Renk: Eflatun.
Beşinci Şakra: Boğaz, tiroid, paratiroid, metabolizma, hormonlar. Ana Renk: Mavi Tamamlayıcı Renk: Kırmızı.
Altıncı Şakra: İç salgı sisteminin dengesi, beyin, göz, burun, kulak. Ana Renk: Mor Tamamlayıcı Renk: Sarı.
Yedinci Şakra: Sağlıkla değil, bilinçle ilgilidir. Mikrokozmos olan insanın, makrokozmos olan evrenle, yaradanla bağlantısını kurduğu yerdir. Ana Renk: Beyaz Işık...
ALINTIDIR . (İmedya haber sitesi) :blush:
Forum Sağlayıcı: vBulletin™ Sürüm 4.1.12 Copyright © 2012 vBulletin Solutions, Inc. Tüm Hakları Saklıdır.