PDA

Grafik Görünüm : Paralel evren teorisi'ne bakış - 1



reikevs
29-12-2006, 11:33
Stephen Hawking, Cambridge Üniversitesi'nin Matematik bilimleri merkezinde profesör olarak görev yapmaktadır. "Amyotrafik lateral skleroz" adı verilen bir sinir hastalığı nedeniyle, vücut kasları her geçen gün biraz daha erimektedir. Sandalyeye bağlı yaşıyor, sesini de kaybettiği için bilgisayar ile iletişim sağlamakta.


"Herşeyin Teoirisi"nin formulunu oluşturdu ve "M-teorisi" adını verdi. M büyülü, esrarengiz ya da herşeyin, bütün teorilerin anası anlamını taşımaktadır.

M-teorisi, uzayı, içlerinde bizim eşizlerimizin bulunduğu başka evrenlerden oluşan cok boyutlu bir labirent olarak anlatıyor. Şu an içinde bulunduğumuzu düşündüğümüz evren, iç içe geçmiş, birbirini şekillendien ve hatta belki birbirine paralel cok sayıda evrenlerin blunduğu sonsuz bir uzayın minik bir kesiti. Ve biz bu kesitin herhangi bir yerindeyiz...

Stephen Hawking, sicimlerle ilgili çok sayıda hesaplama yaptıktan sonra şu sonuca ulaştı: Evreni üç veya dört boyutlu kabul ettiğimiz sürece geliştirilen "Kütle Çekiminin Kuvantum Teorisi" bizi tek bir evren formülüne götürmüyor. Dolayısıyla çözümü, çok boyutlu alanlarda aradı. Bu nedenle de sicimde takılıp kalmadı ve hesaplar yaparak, sicimlerden çok boyutlu kuvantlar elde etti. Bunlara "membran" adı veriliyor ve kısaltılmış şekli olan "bran" kullanılıyor. Bu bran'lar, birden fazla boyutta varlık gösteriyorlar. Hesaplamalarına devam ederek bir sınıra ulaştı: Evrende on bir boyut vardı.

Peki bütün o boyutları neden algılayamıyoruz? Hawking nedenini şöyle açıklıyor: Büyük Patlama'nın ardından, zaman boyutu ile üç tane uzaysal (uzunluk, genişlik, yükseklik) boyut açılarak kozmik büyüklüğe dönüştü. Kalan yedi boyut, konumlarını değiştirmeden, yani sicim kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte, bir gonca gibi sarılı olarak kaldılar. Bilim adamına göre, böyle yedi boyutlu bir yumak, evrenin her noktasında mevcut.

M-teorisine göre, evren iki boyutlu bran'larla kaplı. Bu branlar için üçüncü boyut, branların frizbi plakları gibi, içinde oradan oraya uçtukları ve hiç bir birilerine çarpmayacakları büyüklükte bir "hiper uzay". "Üç boyutlu kütlecikler" hiç fark edilmeden dört boyutlu bir uzaya, "dört boyutlu kütlecikler" beş boyutlu bir uzaya vb.. giriyorlar. Hawking, bu noktada kendi kendine şu soruyu sormuş: "Üstünde yaşadığımız Dünya nasıl yorumlanmalı?" Yanıtını ise şöyle vermiş: "Bizim gözlemleyebildiğimiz evren, belki de "hiper uzay"da süzülen üç boyutlu bir bran'dan öte birşey değil. Ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız değil. Çünkü, sürekli yeni evrenler, yeni branlar doğuyor. Fizikçiler, bu olaylara "kuvantum fluktuasyonu" adı veriyorlar. Hawking, böyle bir kuvant oluşumunu, kaynayan sudaki hava kabarcığı oluşuna benzetiyor. Bu kabarcıklardan bazıları patlıyor, bazıları da içinde bulunduğumuz evren gibi esneyerek genişliyor.

Bilim adamı, sürekli bir üst boyuta geçen branlarla ilgili, insanın başını döndüren bu varsayımı biraz daha somutlaştırabilmek için, hologram örneğini veriyor: Hologramlarda, doğru açıdan bakıldığında, iki boyutlu bir yüzeyde, üç boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark ediliyor. Başka bir deyişle daha yüksek boyuttaki bilgiler, daha düşük boyuttaki bir oluşumun içine kodlanıyor. Öyleyse, üç boyutlu dünyamızda gerçekleşen her şey, aslında daha yüksek boyutlu bir dünya tarafından ürtilmiş olabilir mi? Ya da bir paralel dünyanın sadece yansıması olabilir miyiz? Hawkin'e göre bu soruların yanıt evet! Yaşamımız, dünyalı olmayan yaratıklar tarafından oynanan bir bilgisayar oyunu, biz de bilgisayarlarla üretilmiş oyuncular olabiliriz. Belki de, sadece bakıp eğlendikleri hologramlarız.

· Newton'un teorisine göre zaman, geçmişte ve gelecekte sonsuzluğa kadar uzanan bir tren rayı gibi, uzaydan bağımsızdı. Einstein'in teorisine göre ise zaman ve uzay birbirine bağımlı. Zaman dahil edilmediği taktirde uzay bükülmez. Ayrıca Uzay-zamanın bükülmesiyle oluşan "solucan delikler"in zaman yolculuğunu mümkün kılabileceği düşünülüyor.

alıntı

missbugg
29-12-2006, 11:41
Bende benzer bir araştırmayı okuyordum...:whistling: Yazınızı gördüm...Devamıda var daha sonra paylaşacağim sizlerle.. [/B]

Halografik evren ve paranormal olaylar

Stanford Üniversitesi beyin cerrahı Karl Pribram ve fizikçi David Bohm (Kuantum teorisyeni)
insan beyninin halografik bir evrende,bir halogram gibi çalıştığını bilirdiler.
Halogram; cisim tarafından dağılan ışık dalgasının,eş titreşimde tepeler ve yarıklardan
oluşan anlamsız,bulanık bir girişim deseni olarak bir plaka üstüne kaydedildiği merceksiz
bir fotoğrafik işlemdir.Bu fotoğrafik kayıt lazer gibi birleşik (aynı frekans ve aynı
faza sahip iki veya daha fazla dalgadan oluşan) bir ışık altına yerleştirildiğinde
üç boyutlu imgeler ortaya çıkar.Halogramın herhangi bir parçası imgenin tamamını
yeniden kurar.Bu buluş metafizik ile fiziği birleştirme noktasına getirmiştir.Eşyanın
olayların,zaman ve mekanın farklı ve ayrı anlaşılan oluşum gerçeğinin altında tüm
şeylerin ve olayların mekansız,zamansız ve bölünmemiş olduğu tezahür etmemiş,
örtülü bir titreşimsel frekans düzeni vardır.
Bizdeki halogram enerji zamansız ve mekansızdır. Doğa üstü,doğanın bir parçasıdır.
Tüm doğa ötesi fenomenler fizikteki nükleer fenomen gibi sadece o anda başka boyutları
okuduğumuz anlamına gelmektedir.Telepati önceden bilebilme şifa gibi olaylar zaman ve
mekanı aşan boyutta oluşmaktadır.
Enerjinin buradan oraya gitmesine hiç gerek yoktur; zaten orası diye bir şey yoktur.

Bohm, algıladığımız dünyayı vitrin olarak adlandırır.Tüm şuurumuz; geçmis bilgimiz ile
şu anki algısal verilerin kaynaştığı bir vitrindir demektedir.Fakat egomuzun altında
evrensel,mekansız ve zamansız hafıza yaşamaktadır.Bunu hipnotik translarda devamlı
görmekteyiz zamanın rölatif ve göreceli olduğu trans altındaki bireyde farklı
algılandığını net bir biçimde kanıtlayabiliriz.

Her birimiz halografik evrene doğar ve ilk ayları tüm hayatla uyumlu bir birlik ile geçiririz.
Halogram kendinin farkında değildir.Bu halogramıi taşıyan insanda kendi farkında değildir.
Farkındalık gelişir fakat halogramdan çıkmış oluruz.Beyin yapısındaki delta, teta, alfa, beta
frekanslarında deneyimlediğimiz bilinç durumları ve bu durumlara denk gelen algılamalar
arasındaki benzerlikler çok ilginçtir.
Teta frekansı C.G.jung un kolektif bilinçaltı diye adlandırdığı kavrama denktir.
Burada hayatın ve halogramın arsetepik niteliklerini deneyimleriz.


[/B]

reikevs
29-12-2006, 11:45
cok destekleyici olmuş, teşekkür ederim...

:)

BBG
29-12-2006, 11:53
ewet eline sağlık gerçekten birbirini bütünleyen iki makale olmuş

doktor
29-12-2006, 12:41
Her iki yazı da tam BOOKMARK lık.. Ellerinize sağlık

AstralBoy
29-12-2006, 12:42
Konuyla ilgili benim sitemde de bir makale var, ilginizi çekeceğini düşünüyorum

www.astralseyahat.com (http://www.astralseyahat.com) siteye girdikten sonra makaleler bölümünden Paralel Evren teorisi yazısına tıklayabilirsiniz.

reikevs
29-12-2006, 12:58
sevgili Astral Boy, makaleni okudum. Cok begendim.
Keyifli paylasimlar olusuyor burada.


tesekkür ederiz.

:)

yaso
29-12-2006, 14:47
Reikevs ve Missbugg
Teşekkür ederim....:flowers2:

AstralBoy
29-12-2006, 17:32
sevgili Astral Boy, makaleni okudum. Cok begendim.

Yanlış anlaşılmasın, makale aslında benim değil ben de bir yerden bulmuştum sonra sahibi kızabilir. Şaka bir yana bu makalenin fikrini ortaya koyan Albert Einstein diye biliyorum ama yanılma ihtimalim de olabilir.