Turgay
18-11-2004, 10:55
İnsanoğlu varoluşundan bu yana herzaman değişik yöntemler ve enstrümanlarla güçlü olabilmenin, ayakta kalabilmenin yollarını araştırmıştır.Önce doğaya karşı başlayan bu süreç daha sonra zaman ve teknoloji ilerledikçe diğer insanlara ve toplumsal kalıplara karşı da güçlü olabilme zorunluluğunu beraberinde getirmiştir.Toplumsal kalıpların zihnimizdeki izdüşümlerine karşı olan gücümüz ve dayanıklılığımız ise belki de en zor olan hayat sınavımızdır.
Tarihsel sürece bir göz attığımızda aslında farklı gibi görünen bütün olayların özünde aynı kaygıyı görürüz.”Güçlü olabilmek ve bu gücü devamlı kılabilmek.”
Ortaçağ’da Avrupa'da “din” adı altında insanoğlunun bir kişi ya da grup maniplasyonu ile güdülmesi çabasının özünde karşıdan güç toplamaktan başka bir niyet yoktu. Diğer insanların enerjilerinin belirli korkular ve sorgulamalar ile çalınma isteği “ ki biz buna enerji vampirliği diyoruz”, sadece bir zamanlar ruhban kesimin gücü elinde tutmak istemesindeki bir yöntemden ibaret kalmamış, belirli baskılar ve hatta eziyetler, cinayetlere kadar uzanabilen bir “kendini bilmezlik” noktasına gelebilmiştir. Madalyonun diğer yüzündeki gerçek de güdülen konumundaki insanların da yine aynı enerjiye sahip olabilme adına bunu kabullenmesidir.
Yine aynı şekilde meydana gelen ve tasarlanan tüm savaşların özünde ya güç sahibi olmak ve bu gücü arttırarak korumak ya da elindeki gücü kaybetmemek ilkesi yatar.
Daha sonra sanayileşme sürecinde bu sefer güç, “ mal, para “ anlamı taşır ki bu anlam sınırları çoğunlukla kontrol edilemeyen bir ihtiras haline çok kolaylıkla gelebilmektedir.
Peki, güç nedir ve bu anlattıklarımızda sevginin yeri var mı, varsa nerede?
Güç, insanın enerji bedeninin büyümesinden, pozitif beslendikçe gelişmesinden ibaret bir durumdur. Aura tanımı da kullanılan enerji alanımız büyüdükçe kendimizi iyi, mutlu, sağlıklı kısaca “güçlü” hissederiz. Ve biz yüzyıllar boyu enerjimizi büyütüp güçlü olmanın tek yolunu “başka insan ya da olayların enerjilerinden çalmak” (ki bunu çoğunlukla farketmeden ve hatta sevgi adı altında yaptık ) olarak tanıdık, çünkü öyle öğrendik.Aile içindeki ilişkilerimizde dahi korkutarak, sorgulayarak ya da acıdırarak yaklaştığımız bir çok davranışın özünde yine sözde “sevgi” vardı. Nedeni de basitti.” Ben onun iyiliği için söyledim, ya da onun için iyi olacağını bildiğimden öyle davrandım!... gibi.
Artık yeni milenyumda “güç” dediğimiz şeyin bu bildik yöntemlerle olmadığını çok iyi biliyoruz, çünkü denedik hem de çok denedik ama tutmadı, olmadı.
Biz gücü başka yerler ya da kişilerde aradığımız sürece , en azından mutlu olamadığımızı anladık. Gücün kendimize karşı güçlü olmaktan başladığını ve kendimizi sevmeden ve geliştirmeden asla mümkün olamayacağını artık biliyoruz.
Önkoşulsuz sevgi’nin ne olduğunu anlamak için kendimizi geliştirmedikçe gerçek güç ve mutluluğu bulamayacağımızı görüyoruz.
İnsan ilşkilerinde bu enerji savaşları bitmedikçe sevginin asla paylaşılmayacağını anlıyoruz. Menfaat ya da enerji hırsızlıkları sürdüğü sürece “koşulsuz sevgi ve gerçek gücü” hiç tanıyamayacağız.
Biz diyoruz ki, insanlar varlıklarını devam etmelerini sağlayan bu enerjiyi bir ana kaynaktan alıp, insan ilşkilerinde sadece sevgiyi yaşayabilsinler. İnsan ilişkilerini kendilerini iyi, güçlü hissedebilme amaçlı değil, paylaşımla sinerjik etki göstererek artan sevgi amaçlı yapabilsinler.
Bununla ilgili olarak, bizler kişisel gelişim sürecinde, önce kendimizi sevmekle başlayan ve bütünün hayrını hedefleyen öğretilerle geldiğimiz bu noktada, bugünün paylaşılacak ve paylaşıldıkça daha da zenginleşecek güzel günlerin ilki olduğu inancındayız.
Dünyada ulaşmak istediğimiz her konuda ilk temennimiz şudur:”Önce sağlık”
Doğru, ancak sağlığı da biz yine dar bir tanımla değerlendirdik.
Bizler artık sağlığın “holistik tıp” tanımı ile bütünleyici bir konseptle mümkün olabileceğinin farkındayız.Buradaki bütünsellikten kasıt sadece fiziksel bedendeki sağlıklı olma halinin yeterli olmadığı gerçeğidir.
Sağlığı ancak fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerin tümünde gözlemleyebildiğimiz takdirde gerçek bir şifa hali olarak görmek mümkün olabilmektedir.
Dünyaca ünlü kalp cerrahımız Prof.Dr. Mehmet ÖZ’ün söylediği gibi kalbi sadece bir organ olarak görüp “yüreği şifalandıramazsak” gerçek bir şifadan söz edemeyiz. Hastamızın zihin kalıplarını şifalandıramadığımız takdirde o hastalığın köklü bir şekilde tedavi edilemeyeceği gerçeği hepimizin malumudur.
Bu bütünsel şifa ihtiyacı aklımıza gelen bütün rahatsızlıklar için geçerlidir.
Kişisel gelişim sürecinde ilk basamak bu gerçeğin ışığı altında hareket ederek fiziksel, zihinsel ve ruhsal boyutta bildiğimiz ya da halen öğrenmekte olduğumuz tekamül adımlarını özenli atmamızdır.
Daha sağlıklı, daha mutlu, daha güçlü, daha sevgi dolu ve daha kaliteli bir hayat için kendi gücümüzün daha farkında bir yaşam için kişisel gelişim yolumuza katkıları bulunan bu alanda çalışmalar yapan bütün ışık işçilerine teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.
Forumumuzun bu yoldaki misyonunda bütün paylaşanlarını tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla
Turgay
Tarihsel sürece bir göz attığımızda aslında farklı gibi görünen bütün olayların özünde aynı kaygıyı görürüz.”Güçlü olabilmek ve bu gücü devamlı kılabilmek.”
Ortaçağ’da Avrupa'da “din” adı altında insanoğlunun bir kişi ya da grup maniplasyonu ile güdülmesi çabasının özünde karşıdan güç toplamaktan başka bir niyet yoktu. Diğer insanların enerjilerinin belirli korkular ve sorgulamalar ile çalınma isteği “ ki biz buna enerji vampirliği diyoruz”, sadece bir zamanlar ruhban kesimin gücü elinde tutmak istemesindeki bir yöntemden ibaret kalmamış, belirli baskılar ve hatta eziyetler, cinayetlere kadar uzanabilen bir “kendini bilmezlik” noktasına gelebilmiştir. Madalyonun diğer yüzündeki gerçek de güdülen konumundaki insanların da yine aynı enerjiye sahip olabilme adına bunu kabullenmesidir.
Yine aynı şekilde meydana gelen ve tasarlanan tüm savaşların özünde ya güç sahibi olmak ve bu gücü arttırarak korumak ya da elindeki gücü kaybetmemek ilkesi yatar.
Daha sonra sanayileşme sürecinde bu sefer güç, “ mal, para “ anlamı taşır ki bu anlam sınırları çoğunlukla kontrol edilemeyen bir ihtiras haline çok kolaylıkla gelebilmektedir.
Peki, güç nedir ve bu anlattıklarımızda sevginin yeri var mı, varsa nerede?
Güç, insanın enerji bedeninin büyümesinden, pozitif beslendikçe gelişmesinden ibaret bir durumdur. Aura tanımı da kullanılan enerji alanımız büyüdükçe kendimizi iyi, mutlu, sağlıklı kısaca “güçlü” hissederiz. Ve biz yüzyıllar boyu enerjimizi büyütüp güçlü olmanın tek yolunu “başka insan ya da olayların enerjilerinden çalmak” (ki bunu çoğunlukla farketmeden ve hatta sevgi adı altında yaptık ) olarak tanıdık, çünkü öyle öğrendik.Aile içindeki ilişkilerimizde dahi korkutarak, sorgulayarak ya da acıdırarak yaklaştığımız bir çok davranışın özünde yine sözde “sevgi” vardı. Nedeni de basitti.” Ben onun iyiliği için söyledim, ya da onun için iyi olacağını bildiğimden öyle davrandım!... gibi.
Artık yeni milenyumda “güç” dediğimiz şeyin bu bildik yöntemlerle olmadığını çok iyi biliyoruz, çünkü denedik hem de çok denedik ama tutmadı, olmadı.
Biz gücü başka yerler ya da kişilerde aradığımız sürece , en azından mutlu olamadığımızı anladık. Gücün kendimize karşı güçlü olmaktan başladığını ve kendimizi sevmeden ve geliştirmeden asla mümkün olamayacağını artık biliyoruz.
Önkoşulsuz sevgi’nin ne olduğunu anlamak için kendimizi geliştirmedikçe gerçek güç ve mutluluğu bulamayacağımızı görüyoruz.
İnsan ilşkilerinde bu enerji savaşları bitmedikçe sevginin asla paylaşılmayacağını anlıyoruz. Menfaat ya da enerji hırsızlıkları sürdüğü sürece “koşulsuz sevgi ve gerçek gücü” hiç tanıyamayacağız.
Biz diyoruz ki, insanlar varlıklarını devam etmelerini sağlayan bu enerjiyi bir ana kaynaktan alıp, insan ilşkilerinde sadece sevgiyi yaşayabilsinler. İnsan ilişkilerini kendilerini iyi, güçlü hissedebilme amaçlı değil, paylaşımla sinerjik etki göstererek artan sevgi amaçlı yapabilsinler.
Bununla ilgili olarak, bizler kişisel gelişim sürecinde, önce kendimizi sevmekle başlayan ve bütünün hayrını hedefleyen öğretilerle geldiğimiz bu noktada, bugünün paylaşılacak ve paylaşıldıkça daha da zenginleşecek güzel günlerin ilki olduğu inancındayız.
Dünyada ulaşmak istediğimiz her konuda ilk temennimiz şudur:”Önce sağlık”
Doğru, ancak sağlığı da biz yine dar bir tanımla değerlendirdik.
Bizler artık sağlığın “holistik tıp” tanımı ile bütünleyici bir konseptle mümkün olabileceğinin farkındayız.Buradaki bütünsellikten kasıt sadece fiziksel bedendeki sağlıklı olma halinin yeterli olmadığı gerçeğidir.
Sağlığı ancak fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerin tümünde gözlemleyebildiğimiz takdirde gerçek bir şifa hali olarak görmek mümkün olabilmektedir.
Dünyaca ünlü kalp cerrahımız Prof.Dr. Mehmet ÖZ’ün söylediği gibi kalbi sadece bir organ olarak görüp “yüreği şifalandıramazsak” gerçek bir şifadan söz edemeyiz. Hastamızın zihin kalıplarını şifalandıramadığımız takdirde o hastalığın köklü bir şekilde tedavi edilemeyeceği gerçeği hepimizin malumudur.
Bu bütünsel şifa ihtiyacı aklımıza gelen bütün rahatsızlıklar için geçerlidir.
Kişisel gelişim sürecinde ilk basamak bu gerçeğin ışığı altında hareket ederek fiziksel, zihinsel ve ruhsal boyutta bildiğimiz ya da halen öğrenmekte olduğumuz tekamül adımlarını özenli atmamızdır.
Daha sağlıklı, daha mutlu, daha güçlü, daha sevgi dolu ve daha kaliteli bir hayat için kendi gücümüzün daha farkında bir yaşam için kişisel gelişim yolumuza katkıları bulunan bu alanda çalışmalar yapan bütün ışık işçilerine teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.
Forumumuzun bu yoldaki misyonunda bütün paylaşanlarını tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla
Turgay