PDA

Grafik Görünüm : "Engel" sözcüğünü kullanmayın



bahar967
21-08-2009, 11:07
Bir şeyi istemekle, elde etmek arasında çok mu fark vardır? Hayatlarında hep “başarı” ile anılanlar tarafından bunun yanıtı hep “hayır” olmuş. Şiddetli isteyen herkes dileğine kavuşabilir, yeter ki hayatını ona göre programlasın. Bir şeye ulaşma isteğiniz ne kadar güçlüyse, ona ulaşabilme enerjiniz de o kadar büyük olur. ”Düşünce gücü”yle, istediğinizi ayaklarınıza kadar getirebilirsiniz..

Düşüncenizi ne derece kullanıyorsunuz. En önemlisi düşüncelerinize ne kadar güveniyorsunuz. Bir şeyi "isterken" nasıl bir samimiyetle istiyorsunuz. Veya problemlerden kurtulmak isteyen biri için de sorabiliriz bu soruyu. Yaşadığınız sorunlarından kurtulmayı ne derece samimiyetle istiyorsunuz? Evet, bir şeyi gerçek anlamda ve yürekten istemekten söz ediyoruz. Bir sıkıntıdan kurtulmak isterken ne derece “düşünce gücü”nden yararlanıyorsunuz.

Stres, korku ve kaygı gibi üstesinden gelinemeyen durumlarda da uzmanlar, buna çare olarak, “düşünce gücü”nden yararlanmayı tavsiye ediyorlar. “Olumsuzluklara razı olmayın, her koşulda yapabilecek iyi bir şeyin olduğuna inanmak gerekir" diyorlar. Aslında inançsızlık zayıflıktan iline gelir. . “Büyük Düşünmenin Büyüsü” adlı kitabında yazar Dr. David J. Schwartz’ın ilginç bir saptaması var: “Benim en büyük zayıflığım nedir diye hiç kendinize sordunuz mu” diye bir soru yöneltiyor yazar ve ekliyor: “Belki insanların en büyük zayıflığı kendilerini layık görememeleridir. Yetersizliklerimizi bilmek iyi bir şeydir çünkü bu bize kendimizi hangi alanda geliştirebileceğimizi gösterir. Ama sadece olumsuz yanlarımızı bilirsek çıkmadayız demektir. Değerimizi çok küçülür”

Doğa yasaları
Hayatınızdaki hedefe koyduğunuz bir basamağa ulaşmayı ya da bir çok sorundan kurtulmayı istiyorsanız, beyninizi yönetmeyi, düşüncelerinizi değiştirmeyi öğrenmek mümkün. Hiçbir sorunun çözümsüz olmadığını ve her şeyin insanda saklı olduğunu unutmayın. Doğa yasaları öyle konumlanmış ki, bir şeyi büyük bir güçle istediğinizde, bunun gerçekleşmesi için inanılmaz şekilde gelişmeler üst üste gelebilir. İçinde yaşadığımız kozmik sistemde, bütün güç ilişkileri bu yasaya dayanır aslında. Bir şeyi şiddetle istemek manevi gücü besleyen çok önemli bir kaynak. İşte bir düşünürün bu çerçevede söyledikleri: "Duygularınızın şiddetini bilseydim gelecekte atacağınız adımların büyüklüğünü de size söyleyebilirdim."

Bu gerçekten doğru. Ama bizler, nefretlerimizi veya korkularımızı büyütmekten fırsat bulup da istediklerimize yoğunlaşamıyoruz. . İstesek bile bunun dozajı cılız kalıyor. Ve bir çok insan da “imkansız”, “zor” gibi sözlerle beynine olumsuz frekansları yüklüyorlar. Şunu unutmayın, bir şeyi ne kadar çok arzularsanız, ona ulaşmak için ihtiyacınız olan enerjiniz o kadar büyür. Fakat bu istek uykuları kaçıracak, rüyalara girecek kadar güçlü olmalı. Ancak şunun da altını çizmek gerekir: Bir şeyi çok isteyen, gemileri yakmalı ve geriye dönmemek için kendine söz vermeli, hatta geriye dönüşü imkansız kılmalı. Şiddetle bir şeyi sadece istemek yetmiyor elbette. Başta da söylediğimiz gibi ona inanıp, onu almaya hazır bir inanç içinde olmalısınız.

Ne ekersen onu biçersin
Peki diyelim ki, bu isteğiniz beyninizde netleşti. Asıl olarak ona ulaşmak için nelere katlanacağınızı bilmenizin önemi de büyük... Harcayacağınız emek ne düzeyde olacak, ne kadar zaman harcayacaksınız? Onun uğruna nelerden vazgeçersiniz? Bütün bunlara hazır olduğunuzda, ona ulaşmak içine yolun yarısını katetmiş sayılırsınız.

Şunu unutmamak lazım; kendinizden bir şeyler vermeden, bazı ideallere kavuşamazsınız. Yani terlemeden, onu almanız zordur. Aynı sevgi ve dostluk gibidir bu. Bir insana sevgi verirseniz ondan sevgi alırsınız. Nefret ise nefreti doğurur..

Yani öncelikle “hedef”i belirlemek önemli. Neyin ne zaman gerçekleşmesini istiyorsunuz? Bu konuda hedefiniz son derece net olmalı. Ve asla “Ben bunu yapamam” gibi olumsuz düşünceleri beyninize yüklememelisiniz. “Büyük Düşünmenin Büyüsü” adlı kitabında yazar Dr. David J. Schwartz şöyle diyor: “Uzun süre yapmayı istediğiniz ama yapamayacağınıza inandığınız bir şeyi düşünün. Şimdi onu neden yapamayacağınızla ilgili bir liste yapın. Çoğumuz bir şeyi neden yapamayacağımıza yoğunlaştığımız için arzularımızı yenip, onları mağlup ederiz. Oysa zihinsel odaklaşmamız için değerli olan tek şey, neden yapabileceğimiz konusunda düşünmektir .”

Her şey hayal etmekle başlar
İsteğiniz ne derece bilincinizde canlanıyor? Bu sorunun yanıtı çok önemli. Çünkü bir şeyi hayal etmek ona ulaşmanızı kolaylaştırır. O har neyse, olmuş gibi hayal etmeye çabalayın. Örneğin tek idealiniz var diyelim, o da arkeolog olmak. (Bu isteğiniz sizinle sınırlı, bir tiyatro sanatçısı da olmayı da isteyebilirsiniz.) Bütün yaşamınızda her şeyi, “Nasıl arkeolog olabilirim” düşüncesine yönlendirirseniz ve hayallerinizde kendinizi arkeolog olarak canlandırırsanız, o amaca ulaşmanız çok büyük bir olasılıktır..

Bir de arzularınızı dile getirirken “zaman” mevhumunu önemsemeniz gerekir. Çünkü, bilinçaltı şimdiki zamanı algılar. Diyelim ki, çok içiyorsunuz ve sigaradan kurtulmak istiyorsunuz. “Sigarayı bırakacağım” derseniz, bilinçaltınız “belirsiz bir gelecek” olarak algılar onu. "şimdi bırakıyorum" dediğinizde, alt bilinciniz sigarayı bırakmanız için sizi zorlar.

O yüzden ulaşmak isteğiniz her neyse, ”yakında yapacağım", “ona ulaşacağım” şeklinde cümleler kurmayın. Ve kendinizi o durumda hayal edin.. Bu konuda bir başka örnek daha verelim. Diyelim ki şimdiki yaşadığınız evde mutlu değilsiniz ve yaşamak istediğiniz başka bir mekan var. Bıkmadan usanmadan o evi, yaşamak istediğiniz o mekanın hayalini kurmanız, zihninizde canlandırmanız gerekir. Ne demiş şair: Hayal etmekle başlar her şey...

“Engel” sözcüğünü kullanmayın
Kelimelere çok dikkat edin. Kitaplarında “düşünce” gücünü” ele alan ünlü yazar Anthony Robbins de şöyle diyor: "Literatürünüzden 'başarısızlık' kelimesini silin." Yazar, olumsuz anlamlar yüklü kelimeleri de, dağarcığımızda fazla barındırmamızı öneriyor. Çünkü yapamama korkuları, güvensizlik yaratan kelimeler, hep o çok istediğiniz hedeften sizi uzaklaştırır.

O yüzden, “Benim gücümü aşar, yapamam”, “Fazla cesur değilim”, “Bu iş çok zor”, “Ben ona layık değilim” gibi cümleler her zaman ilerlediğiniz yolda, enerjinizi eksiltir. Gitmek istediğiniz yere gidebileceğinizi, olmak istediğiniz mevkide olabileceğinizi ve bunu asla kimsenin engelleyemeyeceğini düşünün. Hatta olumsuz bir anlam ifade ettiği için “engel” sözcüğünü de kullanmayın.

Yazmak ve tekrar etmek
Bazılarınız bütün bunların ütopya olduğunu düşünebilir. Ama isteklerinizi yazmak da önemli. SAYAŞA’da (Sağlıklı Yaşam Derneği) “Düşünce Gücü” seminerleri veren Işık Kırgız bu konuda şunları söylüyor: “En büyük güç aslında yazmaktadır. Zihninize yazdığınız belki silinebilir, izi kaybolabilir. Ama kağıda yazdığınız kalıcıdır. Bir defa yazmak on defa okumaktan daha etkileyicidir. İsteklerinizi bir kağıda yazın ama yazdığınızı da tekrar edin.. Tekrar edildikçe, o isteğinizle beyninizde inanılmaz bağlantılar oluşturursunuz.. Yazıya döktüğünüz dileğinizi günde iki defa okuyun. Telkinleriniz bu dileğinizi güçlendirecektir. Salgılanan hormonlarınız ve beyninizde oluşan yeni nörolojik ağlar sayesinde karşı konulmaz bir arzu üreteceksiniz onu gerçekleştirmeye yönelik”

Deneyin isterseniz, nasılsa bunu yapmakla bir şey kaybetmezsiniz: “Ben bir ay sonra orada, o çok istediğim mevkideyim” deyin yürekten, bunu yazın ve günde iki kez okuyun. Ve orada kendinizi hayal edin. Göreceksiniz bütün planlarınızı, bütün yaşamınız o noktada olmak üzere yeniden kurgulayacaksınız..
Bazı uzmanlar ise daha etkileyici bir alternatif sunuyor; “Yazdığınız planınızı bir kasete okuyun. Bu kaseti her fırsatta dinleyin.” Herkes kendi telkin kasetlerini oluşturabilir. Ütopya değil, denenmiş, hayata geçmişi binlerce hikaye var böyle. Düşünce gücü kitapları da gerçek bunları bize aktaran gerçek hikayelerle dolu.

reikevs
21-08-2009, 11:54
Çok harika bilgiler, teşekkür ederiz.

Evet, kesinlikle ne söylersek onu algılıyor evren. Çünkü söyledigimiz kelimenin titreşimi, benzer titreşimleri çekiyor.
Şişman olmak istemiyorum, ne yesem yarıyor diye sürekli serzeniş halinde olan bir insan çok zor zayıflayacaktır.
Çünkü "Şişman" kelimesinin titreşimi evrende, daha çok iştah açılmasına sebep oluyor vs. Ve gerçekten de zayıflanamiyor ne yenirse yarıyor.
"Savaşa Hayır" dedikçe, savaş bitmiyor bunun gibi.

bence tarihte en güzel olumlamaları önderimiz Atatürk söylemiş. Hiç yorum katılmadan, dogrudan direkt kelimelerle evrene çok güzel mesajlar göndermiş. Net ve kesin ifade eden cümleleri vardır. İçinde acaba yoktur, olumsuzluk yoktur.

Örnek olarak verebilecegim:

"Türküm, dogruyum, çalışkanım."
"Yurtta sulh, cihanda sulh"
"Mevcut oldugunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur."

tekrar teşekkürler....

isobel
21-08-2009, 12:18
Sevgili Merve İldeniz kendini oldukça geliştirmiş bir insan.Onun bana söylediği, "istemek yerine akışa güvenmek lazım.İstemek aslında egonun bir oyunu,istemek sende istediğin şeyin olmadığı anlamına geliyor,bilnçaltına da bunu kodluyor.Oysa sen evrendeki her şeye zaten sahipsin,benim yüksek hayrıma ihtiyacım olan her şey karşılanıyor demen yeterli"
demişti. Düşününce hak veriyorum aslında,çünkü isteklerimizin sonu yok, hep egosal istekler.

aspirin
21-08-2009, 12:42
Hep düşünmüşümdür, laiklik karşıtı olanlara gösterdiğimiz tepki de bence onların güçlenmesine yarıyor. Ne dersiniz?

reikevs
21-08-2009, 13:00
"dağa göre kar" bu olmalı.
yani ne kadar güçlüysen, bunun kanıtlanması için o kadar olay yaratılma meselesi.
Bir kavram ne kadar savunuluyorsa, güc olarak, bunun aksini ispat edebilecek kavramlar da o kadar çoğalacaktır.:)
Dünya kanunu böyle olsa gerek.:)

bahar967
21-08-2009, 14:12
Hayata olumlu yönden bakmak hayatı güzelliklerle doldurmamızı sağlar. Belki birçoğunuza söylediklerim samimi gelmeyebilir. Evet belki buna Polyannacılık diyebilirsiniz. Ya da ne bileyim sen hiç zorluk yaşamadın diyebilirsiniz ancak durum sandığınız gibi değil. Hepimizin yer yer sabrını tüketen, üzen şeyler olacaktır. Ancak bunlardan tez zamanda kurtulmak işte olumlu düşünme ile oluyor.

reikevs
21-08-2009, 14:21
Sevgili Merve İldeniz kendini oldukça geliştirmiş bir insan.Onun bana söylediği, "istemek yerine akışa güvenmek lazım.İstemek aslında egonun bir oyunu,istemek sende istediğin şeyin olmadığı anlamına geliyor,bilnçaltına da bunu kodluyor.Oysa sen evrendeki her şeye zaten sahipsin,benim yüksek hayrıma ihtiyacım olan her şey karşılanıyor demen yeterli"
demişti. Düşününce hak veriyorum aslında,çünkü isteklerimizin sonu yok, hep egosal istekler.



çok güzel ifade edilmiş. Teşekkür ederiz.

Yalnız unutmamak gereken bir durum var ki o da "ÇABA"
Çünkü dünyada yaşıyoruz ve ihtiyaç sahibi insanlarız. Maddi manevi ihtiyaçlarımız var. Eger ihtiyaç olmasaydı dünyada hiçbirşey olmazdı. Dünya olmazdı. Çünkü dünya da bir ihtiyaclar silsilesi sonucu var.
İhtiyaç olmuş ki, internet var, forumlar var, bilgi paylaşımı var, haberleşme var.
Herşeyin dozunda, gerekli oldugu kadar ve yeterli düzeyde ihtiyacımız var. Kendimizde olmayan şeyleri istememiz bizi geliştiren unsurlardır.
Elbette evrendeki herşeye sahibiz fakat, ruhsal varlığımızda, özümüzde. Peki herşeye sahip olan ruhsal öz varlığın dünyada ne işi var?
Onun da ihtiyacı oldugu için dünyada bedenlenmiyor mu?

Ego, bizim dünyada bulunabilmemiz için kullandigimiz bir giysidir. Ego olmasaydı, dünyada hiçbir buluş, hiçbir keşif, hiçbir gelişme kaydedilemezdi.
Hedefe ulaşmak için kullanılan en uygun yöntem egodur. Kullanılan diyorum çünkü, egosal varlıklar olmadığımızı anlamamız için. Biz ego varlığı degiliz, egoya sahibiz. Ve sahip oldugumuz şeyleri de gerektigi zaman kullanmalı, gerektigi zaman da kontrol etmeliyiz anlamında.

Tavşan nasılsa kazanırım, güç bende egosuyla yan gelip yatıyor, çaba göstermiyor, ama egosunu iyi amaçla kullanan ve çaba gösteren yarışı kazanan kaplumbağa örnegi gibi. Her ikisinde de ego var, ama egoyu nasıl kullandığımız, ve NİYET çok önemli.

Egonun santralizasyonu, yani eşkoşma diger bir ismi ile. Pratik olarak, yeryüzünde eşkoşmadan herhangi bir şeye ulaşmanın, herhangi bir şeyi anlamanın imkanı pek yok gibi. Diyelim ki bir bilim araştırması yapıyorsunuz. Eğer o konuyla kendinizi özdeşleştirmezseniz (egosal), kendinizi baştan aşağı bir tıp adamı veya bir mühendis gibi göremezseniz, o işle baş etmeniz mümkün değildir. Bir yazarsınız, edebiyatçısınız; romanınızla veya şiirinizle veya hikayenizle eşkoşarsınız, artık siz ve o aynısınız. O zaman bir sanat eseri meydana getirirsiniz. Bir tiyatrocu ya da artist, rolu ile ne kadar bütünleşirse o kadar güzel bir sanat ortaya çıkar. Fakat ne yaptığının farkında oldugu ve farkındalığını en yüksek düzeyde tuttugu surece, özdeşleşmenin kontrolünü yapabilir. İşyerinde iş giysisi, evde ev, arkadaşlarla arkadaş giysisi yani sürekli sahip oldugumuz ego unsurlariyla bir bütünüz iç içeyiz. Hiçbirini birbirine taşımıyoruz, karıştırmıyoruz.
Ama bir de hayatı bütünüyle eşkoşmuş insanlar vardır. Her şey onun için çok kıymetlidir. Her şey tapılası bir şeydir. Bu kontrolsüz egodur.
Ego'su kontrolden çıkmış, toplumlar, kavimler, insanların akibetini elbette biliyoruz.
Ego korkulacak, abartılacak, öcü, pis, tu kaka degildir. Çünkü bizim bahsettigimiz, doymak bilmeyen, süper ego, şişik ego, yüksek ego, kontrolden çıkmış ego degildir. :)
Herşeyin nasıl fazlası zarar, azı karar ise, ego'nun da kontrollüsü gereklidir.:):)

"Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!"

jowanda
21-08-2009, 15:37
evrende herşey müthiş bir dengede. ego da dengelenmesi gerekir. onu yoksaymak ya da bastırmak daha büyük sorunlarla karşılaşmamıza neden olacaktır. Onu kabullenip suyuna gitmek :lol: gerekli diye düşünüyorum. Egonun isteklerine kapılmadan, farkında olarak o istekleri bütünün hayrına çevirmek yine bizim elimizde. Bu farkındalık dengeyi getirecektir. Ego bizim yaşamda ayakta kalabilmemiz için var olabilmemiz için gerekli, yeter ki onu dizginleyebilelim.
Bir şeyleri istemek, dilemek onların yok olduğuna işarettir denilse de ben o yokluk duygusunun varlığı çağırdığına inanıyorum.

:flowers:

bahar967
21-08-2009, 16:00
Ego bırakılamaz. O tıpkı karanlık gibidir: Karanlıktan vazgeçemezsin, sadece içeriye ışık getirebilirsin. Işık olduğu an karanlık yoktur. Karanlıktan vazgeçmenin yolunun bu olduğunu söyleyebilirsin ama onu sözcük anlamı olarak alma. Karanlık var olmaz bile; o ışığın yoklu-ğudur. Bu yüzden ona doğrudan bir şey yapamazsın. Sadece ışığa bir şey yapabilirsin; ya ışığı içeri getirirsin ya da dışarı çıkarırsın. Karanlık istersen ışığı kapat; karanlık istemezsen ışığı aç. Ego bırakılamaz.

reikevs
21-08-2009, 16:16
Yaradılan herşey, var olan herşey, bir amaç ugruna yaradılmış ve vardır. Var olmayan şeyleri bilemiyoruz, ama var olan şeylerin belli bir amaç için varlığını sürdürdüğünü biliyoruz.
Nasil ki, dünyada boşuboşuna, mantıksız, hiçbir işe yaramayan şeyler yok ise. Herşeyin amacı var, herşey bir amaca hizmet ediyor.
O amaç bütüne hizmetten başka hiçbirşey degil ise....

Karanlık ve aydınlık, varlık ve yokluk, siyah ve beyaz, zenginlik ve fakirlik ..... vs.... Bir kumaşın önü ve arkası gibi. ikisini birbirinden ayıramazsınız, ayırsanız da yine bir ön ve arka çıkar ortaya bunun gibi. O ikisi bir bütündür, karanlık olmasaydı aydınlık olabilir miydi? Karanlık olmadan aydınlığın farkına varabilir miydik?:)
:):)