|
|
TURGAY'DAN SİZE - ARŞİV |
|
|
REİKİ İLE DÖNÜŞÜM - 30 Aralık 2011 Evrensel Yaşam Enerjisi olarak tercüme edebileceğimiz "Reiki" Japon üstat Mikao Usui'nin geliştirdiği bir öğretidir. Yaklaşık 100 yıldır dünya genelinde güvenle kullanılan bu öğreti, Evrensel Yaşam Enerjisi olarak tercüme edebileceğimiz "Reiki" Japon üstat Mikao Usui'nin geliştirdiği bir öğretidir. |
|
Yaklaşık 100 yıldır dünya genelinde güvenle kullanılan bu öğreti aslen bir "ruhsal tekamül" öğretisi olduğu halde genelde "şifacılık teknikleri" yönüyle daha dikkat çekmiştir.Birçok rahatsızlığın giderilmesinde önemli faydalar sağlayan Reiki ellerle aktarılan bir şifa yöntemi olarak dünya genelinde kabul görmüş hatta Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde hastanelerde uygulanır hale gelmiştir. Ülkemizde de özellikle son 10 yıldır hızlı bir tanınma trendine girmiştir. Anadolu kültüründe "El verme" olarak da bilinen bir ritüele karşılık gelen "uyumlanma" süreci sonunda aktifleşen Reiki; herkesin, her yaştan kişinin öğrenebileceği, kullanabileceği bir enerjidir. Öğrenme ve kullanım sadeliği zihinsel yapımıza "şaşırtıcı derecede kolay" gelir. Aslında görülebilen tarafı; muhteşem bir sistem çalışmasının sadece son dokunuşlarıdır. Reikinin şaşırtıcı gelen uygulama kolaylığının altındaki mekanizmayı biraz açalım. Bu bize Reiki şifacılığını anlayabilmemiz için fayda sağlayacaktır. Tıp fakültelerinde okuduğumuz fizik beden bilgilerinde bedenimizdeki damar ve sinir dağılımının mükemmeliğini biliyoruz. İnsan denen muhteşem mekanizmanın sadece bir makine gibi fizik bedenden ibaret olmadığını da biliyoruz. Son yıllarda giderek artan teknoloji ile insanın bir de enerji bedeni olduğunu artık görüntüleyebiliyor ve algılayabiliyoruz. Enerji beden bilgisinde bedende aynı damar, sinir dağılımında olduğu gibi bir de enerji dağılım mekanizması olduğunu artık tespit edebiliyoruz. Bu bilgi doğrultusunda şunu da algılayabiliyoruz: Evrendeki herşeyin bir enerjisi ve bir "ritmi" var. Bu ritm bozukluğuğu kalp gibi ritmi takip edilebilen organlarda fark edilebiliyorken, diğer organ ve sistemlerde bu ritmin olduğunu beş duyumuzla algılayamadığımız için farketmiyor, bir anlamda yok sayıyoruz. Oysa bedenin her noktasında muazzam bir denge ve ritm mevcut. Modern Tıpta denge ve ritmin bozulduğu durumlarda -ki biz bu durumları genel anlamda hastalık olarak tanımlıyoruz- dengeyi tekrar sağlamasına yardımcı olan yöntem ve preparatlar kullanıyoruz. Enerji bedeni açısından bakıldığında ise bu ritmin bozulduğu durumlarda o bölgeye doğru ritmin verilmesi halinde bir süre sonra doğru ritmin yanlış ritmi absorbe ederek düzenlediğini görüyoruz. Şöyle bir müjdesi de var bu konunun; her zaman doğru ritm yanlış ritme göre baskın..yani beden hastalıktan değil sağlıktan yana çalışıyor. Bedenin rejenerasyon (kendini yenileme) özelliği bu eğilimde. Rezonans (uyum) olarak da tanımlanabilecek bu durum tüm enerji terapilerinin ortak paydası. Belirli enerji merkezlerine sağlıklı ritmin belirli süreyle verilmesi o bölgedeki enerji dengesini sağlayabiliyor. Bunun daha anlaşılabilir şekilde açıklarsak: "Reiki uygulandıkça hastalıklı olarak tanımlanan bölgelerde bedenin kendini iyileştirici yönünü destekleyerek kişinin şifasına hizmet ediyor”. Bu bağlamda da sanıldığı gibi bir Alternatif yöntem değil, tıbbi yaklaşımı destekleyen Entegratif (bütünleyici, tamamlayıcı) yönü anlaşılıyor (Modern tıbba saygısı tam, Hipokrat yemini etmiş bir hekim olarak bunu özellikle belirtmek isterim!) Reiki sadece bir rezonans (uyum ve dengeleme) tekniğinden ibaret değildir,içeriğindeki enerji dalga boyu itibarı ile alt beyin dalga boylarında da çalışarak bilinçaltı negatif kalıpları da dönüştürme kabiliyetine sahip bir hediyedir. Bu bağlamda özellikle hastalıkların zihinsel kalıplarının dönüşümü ve şifalanmasına da hizmet eder. Taşıdığınız, yüklendiğiniz tortu duyguları arındırır..geriye siz kalırsınız :) Yukarıda bahsettiğimiz dengelemeler sürecinde hayatınızda gözle görülür olumlu değişimler yaşamanız doğaldır. Yani kendinizi tanıma ve seçim yapabilme kabiliyetlerinizi güçlendirir. Aynı şekilde düşünce kalıplarının pozitif yönde dönüşümünü sağlayarak hastalıkların şifalanmasında büyük destek sağlar. Tıbbi tedaviye yardımcı olarak kişinin yüreğini şifaya açmasını kolaylaştırır. Bilinç ve bilinçaltı düzeyde kendini tanıma, farkedebilme ve dönüştürebilme özelliklerimizi destekler ve güçlendirir. Bilinçaltı kütüphanenize girme ve ihtiyacınız olan kitapa ulaşmanıza yardımcıdır. Yok saydıklarınızı hatırlamanıza ve faydalanıma sunabilmenize vesiledir. Kendi su yolunuzda daha hızlı ve verimli akabilmenize rehberlik eder.Olaylara ve özellikle kendimize bir başka açıdan daha bakabilme ve hayata daha esnek bakabilme kabiliyetini arttırır. Hastalıkları bir ceza, bir bedel olarak değil, size sizi anlatan mektuplar olarak görür. Yaşanan sıkıntının sizin kendinizle ilgili fark edemediğiniz bir mesaj içerdiğiniz zarif bir şekilde hissettirir. Dış dünyanın gürültüsü içinde kendi iç sesinizi duyabilme keyfi yaşatır. Siz mektubu okuduğunuzda mesaj alınmıştır. Postacı tekrar o mektubu getirmek zorunda kalmaz artık... Örneğin MS (Multiple Sclerosis) hastalığında; korkularından dolayı esnek olamayan zihin yapısına “sevecen ve neşe dolu düşünceleri” seçmeyi telkin eden dönüştürücü etkisi ile kendine sertleşen kişinin esnekleşmesine işaret eder bu mektup. Çevreye gösterdiği zerafet ve nezaketi kendine de yöneltmesini diler. Dans etmesini ister, özgürce, beklentisizce...hatırlatır, kendi güzelliğini hatırlatır. Güvende olduğunu, özgür olduğunu hatırlatır. Kendini eleştirmenin dozunu hatırlatır. Kendini sert bir biçimde yargılamak yerine değerlendirme yapabilme özelliğini hatırlatır ve dönüştürür. Mektubu almazsak postacı kapıyı iki kere çalar, daha kuvvetli çalar...ta ki biz mektubu okuyana kadar. Kendi hikayemde tüm omurga düzeyinde 12 adet ileri derecede fıtık nedeniyle malulen emekli olan bir diş hekimi sıfatım ile bu kadar çok sayıda omurga rahatsızlığımın bir ceza olduğunu düşünürdüm. Halbuki hiç kimseye bir kötülük yapmamıştım. Neden benim başıma böyle korkunç bir durum gelmişti? Yürüyemiyordum, ağrılara dayanamıyordum. Bana malulen emekli raporunu veren sağlık kurulunun röntgen ve MR’larıma bakıp: -Doktor bey trafik kazası mı geçirdiniz?..sorusunu hatırlıyorum. Aslında trafik kazası geçirmediğim halde neden omurgam bu hale gelmişti, benim suçum neydi? Reiki farkındalığında bunun bir suç/ceza mekanizması olmadığını anladım. Artık sorgulamak yerine soru sormayı öğrenmeye başladım. Benim bu yaşadıklarımla öğrenmem gereken birşeyler vardı muhakkak. Evet, bir trafik kazası geçirmişim ama zihinsel açıdan. Korku kamyonları çarpmış düşüncelerime, endişe TIR’ları zincirleme kaza yapmış beynimde. Kendi seçimlerimi yaşamamışım çoğunlukla. Beni görmek istedikleri yerlerde olmuşum kendi seçimlerim zannederek. Bana ait olmayan yükleri taşımışım, bana ait olmayan giysilerin ağırlıkları ile omurgama yüklenmişim. Bu öğretide hastalık olarak adlandırılan durumun zihinsel nedeni de aranır. En çok neden olarak gösterilen “stres”in bir neden değil bir sonuç olduğu gerçeği ile strese neden olan asıl kalıplara ulaşılır ve dönüşüm sağlanır. Hem enerji bedenindeki güçlenme hem de farkındalık adımlarıyla yeni bir hayata “merhaba” diyenlerin söylemi ile “Reiki bir milattır” Mucizeyi dışarıda aramak yerine bedenin kendi bilgeliğini öğrenmeye çalışmak, çiçek hediye edilmesini beklemek yerine kendi çiçek bahçelerini yetiştirmek isteyen değişim ve dönüşüme açık tüm yüreklere tavsiyemdir. Saygılarımla Diş Hekimi
Turgay Köyağasıoğlu |
|
|
HAYATIN ANLAMI - 24 Mart 2011
.... Nedir?... nedir sizce? |
|
Kendiniz olabildiğiniz herşey.
Yaradanın size armağan ettiği donanımınıza uygun, size akış sağlayan herşey
ve herkes. Hayatın anlamı bu kadar basit. “An” denilen o dokunuşun içinde
kendiniz olabileceğiniz her durum. Bedeninizin kendi hormonlarını yeterli
bulduğu herşey. İlave ilaç, destek hiçbir şeye ihtiyaç duymayacağınız,
bedenin mutlu hissettiği ne varsa o “an”; hayatın anlamını yaşıyorsunuz
demektir. |
|
|
GEÇMEKTE OLAN SINAV -
15 Aralık 2010
Yine sınav zamanıydı.. Bu seferki
ders konumuz korkularımız..Duygular yoğun, en yoğunundan.. |
|
Yöntem: Filmi başa sarmak.. en
başına. Bugüne getiren hemen herşeyi başa sarmak ..
ki OL’sun... |
|
|
ÖĞRETMENLER -
24 Kasım 2010
Çocukluğumda "öğretmen"
denince ilkokulda bize ders anlatan kişi gelirdi aklıma sadece. |
|
Öğretmenim canım benim, canım benim |
|
|
BEKLEMEDEYİZ -
10 Ağustos 2010
Beklemedeyiz... |
|
Çoğumuz süratle gelişen
olayların aynı süratle bir "son"a varacağını zannediyoruz. Tahmin ettiğimiz
bir "son"a. |
|
|
GEÇEN SINAVIN ARDINDAN -
30 Temmuz 2010
Artık sınav yok.. |
|
Sınav illüzyonuna
kapılan hepimiz sıkıntılar yaşıyoruz.. özellikle sırtımız, belimiz çok
ağrıyor bu aralar.. çoğumuz doktorda, röntgende, şifacıda.. yeni ilaçlar,
yeni dermanlar, yeni teknikler peşinde...
Öfkelerimiz
zirvede... tahammüller sıfıra yakın... ötekine tahammülümüz yok.."öteki"
sandığımızın bizden bir parça olduğunun kabulünde ciddi sıkıntımız var.
Kendimizle ilgili sorularda
hep başkaları konu başlığına dönüşüveriyor.. başka bir kişi, başka birinin
yaptığı ya da yapmadığı.. Aynalara en uzak kaldığımız dönem.. gözlerimizin
içine dakikalarca bakacağımız aynalardan uzağız.. gerçek aynalardan..
tahammülsüzüz.. bakmaya, görmeye.. |
|
|
KARTALLAR VE İNSANLAR -
15
Mart 2010
Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan
kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve
zor bir karar vermek zorundadır. |
|
Gagası uzar ve göğsüne doğru
kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Kartal, kuş türleri içinde en
uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa
ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadır. |
|
|
BÜTÜNSEL (HOLİSTİK) TIP - 01
Mart 2010 17 yıl hizmet verdiğim S.S.K Ağız Diş Sağlığı Merkezi her günüyle kâh trajik kâh komik senaryoları ile bir “stand up” çının en az birkaç yıllık gösterisine konularında malzeme olacak bir yerdi. Hem de hiç bir ekleme yapmasına gerek kalmadan. Gelen hasta tipleri ilk intibaları ile ne için geldiklerini açıkça belli ederlerdi. Hele bir-iki sene çalışmışlığınız ve o havayı koklamışlığınız varsa hadiseyi kavramak çok kolaylaşırdı. |
|
Bir diş tedavi merkezi olan ünitemize bazen diş tedavisi için gelen hastalar da olurdu! Bazen de diş tedavi amacıyla geldiğini söyleyen ancak farklı beklentiler için gelenlere de rastlamak mümkündü. Bu akıllarda hemen -nasıl yani- sorusunu getiriyor muhakkak. İlk etapta fesat bir anlayışla aklımıza gelen alternatif de yok değil ancak burada paylaşmak istediğim bambaşka bir şey. Ağzında 10 hadi bilemediniz 12 diş olan bir teyzemi hatırlıyorum da, senelerce evet senelerce haftada en az 2-3 kez müracaat fişini alır ve doktora çıkardı. Her seferinde dişlerindeki şikâyetleri anlatırdı. Onlarca kez dolguları yenilenmiş, diş taşları temizlenmiş, diş filmleri çekilmiştir. Diş çekimleri yapılmış, eksik dişlerin yerine protezler yapılmış, sonra bu protezlerden şikâyetler dönemi başlamış, protezler sökülmüş sonra tekrar yapılmış, sonra tekrar sonra tekrar... Daha sonra dişler çekilmek durumda kalınmış haliyle yeni destek dişler alınmış ve yine ve yine....yeni, yine, yeniden.... Bu teyzemi daha sonra bir başka hastanede gördüm. Kendi sağlık sorunlarım için gittiğim S.S.K ‘nın büyük hastanesinde. Teyzem yine fiş kuyruğundaydı. Bu sefer belki dahiliye belki KBB. Bir başka gün teyzem yine kuyrukta, sonra yine kuyrukta. Bütün hastanelerin kadrolu hastası gibi. Ben sadece bizim hastaneyi ziyaret ettiğini düşündüğüm bu teyzem her yerdeydi ama her yerde. Kuyrukta örgü örüyor, banklarda simit, çay yiyip içiyor, bilmem kaç numaralı polikliniğin önünde torununu azarlıyor, ama hep hastanede olmayı ısrarla sürdürüyordu. Sonra geçen zaman içinde bu hastane turlarını yapanın sadece bu teyzem olmadığını böyle bir “grup” olduğunu farkettim. Hem de küçümsenmeyecek sayıda bir grup. Rahatsızlıkları vardı, ya dişlerinden ya bacaklarından ya da başka bir bölgeden doktorlara muayene oluyorlar, ilaçlarını alıyorlar ama bıkmadan, usanmadan viziteye çıkmaya devam ediyorlardı. Şikâyetlerinde haklıydılar, şikâyetleri vardı. Tedavi oluyorlardı. Doktorlar her seferinde kesinlikle emek veriyor ve gereken tedavilerini uyguluyorlardı ama bitmiyordu, bir türlü bitmiyordu... Peki ama niye? Niye bitmiyordu, neden bir türlü tedavileri tamamlanamıyordu? Hiç olmazsa bir süre için! Çok merak etmiştim. Bana gelen hastalarda da bu durumu bildiğimden kendimce minik araştırmalar yaptım. Yine o günlerden muayenehaneme gelen bir hastamla küçük bir diyalog örneği: - Eveeeet geçmiş olsun, dolgunuz bitti. Nasıl, herhangi bir şikayet var mı? - Hımmmmm, pek yok gibi... - Nasıl yani, ağrı falan mı var? - Yoooo, yok da sanki biraz şey gibi... - Nasıl, yüksek mi hissediyorsunuz, isterseniz bir daha kontrol edelim? -Yok yükseklik yok da... biraz şey... ne bileyim - Hava alıyor gibi mi geliyor, sızlama falan mı var? - Yok yok... ağrı sızı yok da biraz şey... ne bileyim tuhaf işte... - Dilinizi rahatsız eden bir şey mi var? Hani bir çapak gibi falan? - Yok dilim de rahatsız değil... neyse canım yeni ya ondandır... alışırım herhalde... - Tabi ağzınız da yoruldu ya... birkaç gün geçsin hala şüpheniz olursa lütfen buyurun, gelin... - Gelirim, gelirim diş çok önemli tabi...her şeyin başı.... Bu konuşma daha uzar gider hastanın memnuniyetsiz ifadesi hala saklıdır yüzünde. Şikayeti yoktur ama eksik olan bir şeyler vardır, peki ne? Zaman geçtikçe ve tecrübelendikçe muayenehanedeki vaka ile o meşhur teyzenin ve diğer tüm teyzelerin, amcaların, hemen herkesin aynı eksiklikte olduğunu fark etmiştim. Dolgusunu yapıyordum ama kızı hala evlenememişti, Dişini çekiyordum, ağrısı geçiyordu ama hala elektrik faturaları çok yüksek geliyordu, Protez yapıyordum ama hala kayınvalidesi ona fena davranıyordu, Muayene ediyordum ama hayat hala aynıydı. Dolgu sadece bir semboldü. Umudun sembolü. O diş çekilirken aslında tüm haksızlıkların da bedeninden çıkarılmasını istiyordu, tüm ihanetlerin, tüm üzüntülerin, kaygıların, tasaların... Ama hepsinin yerinde durduğunu görünce bu sefer en azından gördüğü ilginin kıymeti çıkıyordu ön plana. Yarın tekrar yeni bir umut, yeni bir doktor ya da yeni herhangi bir şey... Yunanca “Holos” kökünden gelen Holistik kelimesi, bütün, bütünsellik anlamı taşıyor. Yani tıbbi şifayı bir bütün olarak ele almak. Hastanın fiziksel yaralarının yanı sıra duygularını, ruhunu da şifalandırabilmek. Bu bir sihirli değnek değil aslında. Çok kolay bir yöntem. İlk adımı sadece ama sadece “güler yüzlülükten” başlayan. Önce insan sonra doktor olduğumuzu hatırladığımız, zaten bize ait bir şey bu. Yeni bir kavram değil. Sadece biraz “unuttuğumuz” bir kavram. Çünkü biz hekimler de aynı holistik yaklaşımı istiyoruz başhekimimizden, eşimizden, ev sahibimizden... Biraz
ilgi, biraz şefkat... başka bir şey değil istenen. |
|
|
ENERJİ VAMPİRLİĞİ - 12 Şubat 2010 "İnsanoğlu var olduğundan bu yana hep "güç sahibi olmak" ve "bu gücü elinde tutmanın" yollarını aramış, durmuş. Savaşlar, işgaller, emperyalizm ve daha sonra "para ve malın" en büyük güç olduğu bilgisi ile kapitalizm, hep "gücü" elinde tutmanın yolları olarak kullanılmış. Bütün bu izlenen yollar temelde başka insanların enerjisini çalmak ve göreceli olarak daha güçlü, daha kuvvetli olma isteğinin sonucu. Aslında özünde sadece kendi enerjisini yükseltmenin başka yolunu bilmemekten kaynaklanmış. Bu bağlamda bireysel olarak baktığımızda temelde 4 insan tipinin var olduğunu görüyoruz. Hepimiz bu 4 tiplemeden biri ya da birkaçıyız, çünkü şimdiye kadar öyle gördük, öyle öğrendik. |
|
1. Grup: Korkutucular |
|
|
SAY’GI ÜZERİNE - 3 Şubat 2010
Evren’deki sevgi enerjisi
üzerine çok yazıldı çok konuşuldu da.. Evrenin temel yasası ‘Saygı’ üzerine
sanki çok az laf ettik gibi geliyor. Saygı… yani kelimenin kökü
‘say’mak… varsaymak. O kadar önemli ki. |
|
Dikkat ederseniz birisine
yapabileceğiniz en büyük saygısızlık onu yok saymaktır. Çocuklar
kendilerinin fikrinin sorulmamasına kızarlar. Öğrenciler öğretmenlerinin
sadece belirli çocuklara hitaben ders anlatmasından şikayet ederler. Eşler
aileyi ilgilendiren önemli kararlarda kendilerine danışılmamasına
öfkelenirler. Yaşlılar artık fikirlerinin alınmamasına tepki verirler. |
|
|
KARMA - 28 Ocak 2010
Karma, bu plana geldiğimizde
yanımızda bize emanet edilen sepet olarak özetlenebilir. Hepimiz bu dünyaya
geldiğimizde, bedenlendiğimizde sepetimizde birçok ürün getiririz. |
|
Bir çeşit sınav tadında bu ürünleri
nasıl kullanacağımız özenle izlenir. Kimi işiyle, kimi sağlığı ile, kimi
sevgiyle, kimi ilişkileri ile sınanır bu sınavda. |
|
|
MİSYONUMUZ - 21 Ocak 2010 İnsanoğlu varoluşundan bu yana herzaman değişik yöntemler ve enstrümanlarla güçlü olabilmenin, ayakta kalabilmenin yollarını araştırmıştır.Önce doğaya karşı başlayan bu süreç daha sonra zaman ve teknoloji ilerledikçe diğer insanlara ve toplumsal kalıplara karşı da güçlü olabilme zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Toplumsal kalıpların zihnimizdeki izdüşümlerine karşı olan gücümüz ve dayanıklılığımız ise belki de en zor olan hayat sınavımızdır. |
|
Artık yeni milenyumda “güç” dediğimiz şeyin bu bildik yöntemlerle olmadığını çok iyi biliyoruz, çünkü denedik hem de çok denedik ama tutmadı, olmadı. Biz gücü başka yerler ya da kişilerde aradığımız sürece , en azından mutlu olamadığımızı anladık. Gücün kendimize karşı güçlü olmaktan başladığını ve kendimizi sevmeden ve geliştirmeden asla mümkün olamayacağını artık biliyoruz. Önkoşulsuz sevgi’nin ne olduğunu anlamak için kendimizi geliştirmedikçe gerçek güç ve mutluluğu bulamayacağımızı görüyoruz. İnsan ilşkilerinde bu enerji savaşları bitmedikçe sevginin asla paylaşılamayacağını anlıyoruz. Menfaat ya da enerji hırsızlıkları sürdüğü sürece “koşulsuz sevgi ve gerçek gücü” hiç tanıyamayacağız. "Sözde güçlü" yanılsamasını hissetmek yerine paylaşımla artan "Sevgi"yi amaç edinip "Gerçek Gücü" birlikte öğrenelim. "Sevgi'nin Gücü"nü hatırlayalım... Bununla ilgili olarak, bizler kişisel gelişim sürecinde, önce kendimizi sevmekle başlayan ve bütünün hayrını hedefleyen öğretilerle geldiğimiz bu noktada, bugünün paylaşılacak ve paylaşıldıkça daha da zenginleşecek güzel günlerin ilki olduğu inancındayız. Dünyada
ulaşmak istediğimiz her konuda ilk temennimiz şu: “Önce sağlık” |
|
copyright © yeniden-dogus.com / turgayreiki.com |